İnanç alanını sömürgecilikten kurtarmak 

Tayyip Erdoğan ve çeteleri Türkiye’de siyasetten ekonomiye kadar iradesiz, sessiz, boyun eğen toplumu inşa çalışmalarına devam ediyorlar. Bu inşada en önemli ve önde gelen araçlarından biri Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumu olmuştur. İktidarın, toplumu yönetme araçlarından biri de bu kurum olmuştur.

Türk devleti kuruluş ilkelerinden bahsederken, kendisini ‘laik’ olarak gösterse de, inanç ve din, bu devlet için kullanımı oldukça kazançlı bir araç olarak görüldü. TC tekçiliğe dayalı bir ulus-devlet olarak, kendi toplumunu ve asimile ettiği, katliamlardan geçirdiği halkları yönetmek için bir yandan ‘laikmiş, batılıymış’ gibi kendini gösterirken, yine ‘din ve devlet işlerini’ birbirinden ayırdığını söylerken, sömürgeciliğini en çok da toplumun inanç alanını sömürerek sürdürmüştür. Toplumlar genelde inanç-din alanında her zaman doğru ve o inancın ilkelerine, kurallarına göre yaşamakta tutarlıdırlar. Ancak egemenler ve iktidarı elinde tutan yönetici sınıflar bu konuda dini kendi çıkarlarına göre hep kullanmışlardır. Tarihte insanlığın başına bela olan diktatörler, demokrasi düşmanları kendi suçlarını örtmek için kendilerini hep ‘dinlerine gönülden bağlı’ gibi lanse etmişler, ‘Tanrı’nın kendilerini toplumu yönetmek üzere seçtiği’ algısını toplumlara yutturmaya çalışmışlardır. Dün Hitler, Franco faşizmini, günümüzde de Trump, Erdoğan gibileri örnek verebiliriz.

Erdoğan diktatörlüğünün en sonuç alıcı sömürge alanı bu alan olmaktadır. Onun ve tayfasının İslamiyet’in kural ve yasalarına göre oturup kalktığına, ona göre yaşadığına inanan çok insan var Türkiye’de. Erdoğan ve çeteleri Diyanet İşleri’nin toplumu susturma-iktidara boyun eğdirmek için hazırladıkları bir reklam görüntüsünde ‘Başınıza gelen tüm korkunç olaylar bir kaderdir, kadere isyan etmeyiniz, sabırla dua ediniz’ deniliyor. Millete bol sabırlı, baş eğdiren dualar ettirilirken, Emine Erdoğan Allah’tan korkmadan 50 bin dolarlık çantasıyla, elbiseleriyle ahiret öncesinde dünyanın tadını çıkarmaktadır tabii. Ama biliyoruz ki, İslamiyet’te israf haram kabul edilir.

İktidar sadece ‘dua edin’ demekle kalmamaktadır. Milletin çocuklarını ‘ilim-irfan’ yuvalarına taşımıştır ya, burada da ‘imanlı nesiller’ yetiştirme yeminine göre hareket etmektedir. Ama ortaya çıkan pratiğe bakılırsa, Türkiye’de eğitim kalitesinin çok düştüğü görülmektedir. ‘Düşünmeyin, soru sormayın, itiraz etmeyin, sadece söylenenlere inanın’ diyen bir iktidar niye toplumu, gençleri, çocukları kaliteli eğitimle eğitsin ve geliştirsin ki? Deli midir? Kendi kuyusunu kendisi mi kazsın? İktidar, ‘Düşünen’ değil, ‘düşünmeden söylenenleri yapan nesil’ yetiştiriyor. Yine biliyoruz ki, ‘Kul’a kulluk yapmak’ için de ‘günahtır’ denilmiştir. Ama topluma dayatılan tam da bu olmaktadır.

Tayyip Erdoğan ve çeteleri, kendi devlet sistemlerini daha da kalıcı kılmak için toplumu bir din-şeriat ordusu gibi yetiştirmek istiyor. Mesela Türkiye’de artık anaokullarında din eğitimi derslerinin başlayacağı haber olarak verildi. Yalova’daki anaokullarında ‘dini eğitim sınıfları’ projesi devreye konulmuş. Buna göre daha okuma-yazma öğrenmemiş küçücük çocuklara Diyanet işleri memurları haftada en az 6 saat din eğitimi dersi verecekmiş. Bir başka örnek uygulama; Silopi’deki Kız İmam Hatip Okulu’nda yayınlanan bir tebliğde öğretmenler için sıralanan maddeler, kurallar tam da Erdoğan’ın halktan beklediği duruşu tarif ediyor. Deniliyor ki; ‘Resmiyette rica etmek bir emirdir. İtiraz edilmeden eksiksiz olarak yerine getirilmelidir.’ Devam ediyor: ‘Müdür yardımcıları ve müdür tarafından verilen görevler asla sorgulanmayacak. İdarecilere güven duyulacak. Verilen görevlerde bahane sunulması veya sorgulanması durumunda öğretmen hak ettiği davranışı (değerli okuyucular, artık bunu da siz tahmin edin) görecektir.’ Maddeler böyle sıralanıyor.

Erdoğan’ın Din Şurası’nda ‘artık dinimizin gereklerine göre yaşanacak’ demesi boşuna değildir. Alevi ailelerin evlerinin duvarlarına işaretlerin, tarihlerin yazılması boşuna değildir.

Türkiye’de iktidar güçlerinin, kısaca Erdoğan ve çetelerinin egemenliklerini daha güvenceli sürdürmek için inanç ve din alanında yapılan çalışmaları iyi incelemek gerekiyor. İyi deşifre etmek gerekiyor. Çünkü toplumun en çok ve acımasızca sömürüldüğü alan budur. Erdoğan faşizmi dini söylemler üzerinden toplumun her hücresine girmeyi esas almaktadır. Kürt halkının en çok bu alan üzerinden (düşünsel, inançsal, iradesel, kültürel olarak) vurulduğunu bizler biliyoruz. Kölelik en çok inanç sömürüsü üzerinden inşa edilmektedir. ‘Din kardeşiyiz’ söylemi ile halkımız adeta zincire vurulmuştur. Ama Kürtler bunu çözdü ve gereken cevabı veriyor.

Kürt halkının öncülük ettiği demokrasi mücadelesi inanç alanının da özgürleştirilmesi için yürütülmektedir. Bu mücadele inancını düşünerek, anlayarak, bilerek yaşayan; ona verilen gücü (aklı, duyguyu, ruhu) iyi, doğru, güzel ve ahlaki bir temelde toplumunun özgürlüğü için değerlendiren insana ulaşarak büyümeye devam etmektedir.

Yazarın diğer yazıları