İnsanlığın üstüne kötülük kusuluyor

Türkler, “Osmanlı coğrafyasında nereye giderseniz gidin Türk dediğinizde sevgi, saygı görürsünüz. Artık Türk bir kavmin değil bir medeniyetin adıdır” diyorlar. Evet Türklük artık bir medeniyetin adı bir kavim değil. Ama nasıl bir medeniyet? Nerede faşizme ilişkin bir veri varsa orada ‘Türklük’ kokusu geldiği söyleniyor. İnsanlık nerede katlediliyorsa, insana dair iyilik ve güzellik nerede vahşice yok edilmeye çalışılıyorsa orada Türklüğün olduğu söyleniyor. Kötülük edene, “Türk müsün, kanına Türklük mü girmiş” diyenler de var. Hamaset değil, Ortadoğu’nun neresine giderseniz gidin Türklüğün böyle bir ünü var. Hitler’e bin rahmet okutan Erdoğan’ın varlığı artık Hitler’den daha ünlü. En azından gezdiğimiz gördüğümüz Ortadoğu ülkelerindeki Kürtlerin, Arapların ve Farsların söylemleri bu yönlü. Midnight Exprees’den Outlander dizisine kadar dünyadaki birçok film ve dizide kötülüğün kaynağı olarak Türkler gösteriliyor.

Şimdi koskoca dünya küçük bir köyden daha fazla birbirini tanıyıp, anladığına göre. Türklük daha fazla anlatılıyor. Bir de buna Türk devleti ve DAİŞ ortaklığında Ortadoğu’nun birçok ülkesine yapılan saldırılar sonucu dünyanın her yerine dağılan Kürtler ve Araplar yaşadıklarını anlatınca Türk’ün yeni medeniyeti daha bir anlaşılır oluyor. Evet, Türklüğün yeni yasası savaş, işgal ve kötülüğün, talanın onlarca türü. Akıllara kazınan ‘Türk kimliği’ bölgenin tüm çerini çöpünü toplayıp yutan ve Leviathan misali sadece Kürtlerin değil, dünya halklarının üzerine kusan bir medeniyet.

Önceki gün Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP grup toplantısında Avrupa’da nasıl bombaların patlayacağını, vandallıklar olacağını sarih cümlelerle anlattı. Büyük bir özgüvenle bunları söylüyordu. Çünkü elde önemli malzemeler var. Bunun için birkaç hatırlatma yapmakta fayda var. Kuzey Suriye’deki haber ajansı ANHA’nın haberine göre; Eyn Îsa kampında yer alan DAİŞ’li çeteler ve aileleri Türk devleti tarafından kaçırıldı. Eyn Îsa kampında 13 bin 992 kişi yaşıyormuş. Irak ve Suriye vatandaşı olanların dışındakileri yabancı olarak geçmişler. Bunlardan 800’ü yabancı. Hangi ülkenin vatandaşı oldukları vurgulanmamış. Tabii bu veriler sabit, resmi kaynak olarak ifade edilecek veriler. Bu verilerin yanında bölgede geçmişten beri DAİŞ’e bağlı uyuyan hücrelerin de olduğu QSD yetkilileri tarafından sürekli vurgulanıyordu. Türkiye’nin içlerine kadar da dağılan birçok DAİŞ üyesinin olduğu birçok haberde sabitlenmişti. Dolayısıyla Türk devletinin elinde çok ciddi bir insan kaynağı var.

Birkaç haberi yeniden hatırlayıp Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın DAİŞ üzerindeki etkisini değerlendirmeye çalışırsak; ANF’den Bêrîtan Sarya’nın, Bağdadi’nin yakın adamlarından biri olan Taha Abdurrahim Abdullah’a ilişkin yaptığı dosya haberde de aslında DAİŞ’in işgal hedefinde Şam olduğu ancak Erdoğan’ın talebi üzerine yönlerini Kobanê’ye çevirdiklerini belirtiyor. Bunlara bir de Bağdadi ve DAİŞ sözcüsünün Türkiye’nin güvencesinde olan bölgelerde öldürülmüş oldukları katılınca, Erdoğan’ın dış dünyaya dönük tehditlerinin desteği olmayan tehditler olmadığı anlaşılır. Çetelere söz geçirmek, yönlendirmek anlamında ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Hatırlarsak Libya’daki hükümet oluşumunda da militarist güçlere gemilerle silah gönderdiği yansıdı. Fransa’nın Libya’daki etkisini bildiği için, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u tehdit etmek istediğinde Libya’daki terör eylemlerini tetiklediğini yine bir AKP grup toplantısında söylemişti. Ne zaman ki Avrupa ülkelerini bir anlaşmaya çekmek istemişse DAİŞ ve benzeri terör örgütleri üzerinden tehdit etmiş ve sonuçta saldırılar yapılmış, insanlar ölmüştür. Bunları Türkiye’nin ne kadar güçlü ve belirleyici olduğunu anlatmak için söylemiyorum. Dünyanın kirini yuttu, bunların hiçbiri de merkezi hegemonik güçlerin bilgisi dışında yapmadı. Buna göz yumuldu.

Erdoğan önümüzdeki dönemde Fransa’dan, Almanya’ya kadar birçok yerde bombaların patlayacağını söylüyorsa mutlaka patlayacaktır. Kürtler için de yeni ölümlere ve yitimlere gebe olunan bir süreç olacağını da unutmamak gerek. Merkezi hegemonya Hitler’i Moskova önlerine sürdüğü gibi, Erdoğan’ı da dünyanın birçok merkezine sürüyor. Yaşanan 3. Dünya Savaşının, İkinci Dünya Savaşından daha ağır olduğu düşünülürse, Erdoğan’a da zulmün artsın dedikleri de anlaşılıyor. O da yuttuğu kiri insanlığın üstüne kusuyor. Sorun sadece Kürdistan topraklarının işgali ve Kürt soykırımı değil. İnsanlık soykırımdan geçiyor.

Yazarın diğer yazıları