‘İnsanlık kurtlar sofasında’- Şehnaz KAYA

Leyla Güven şahsında başlatılan “Abdullah Öcalana tecride hayır” eylemi tüm Avrupa ve Ortadoğu’u yakından ilgilediren bir eylemdir. Sahiplenilmeli ve büyütülmelidir. Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit Nelson Mandela’ya uygulansaydı Avrupa böyle sessiz kalabilecek miydi? Bu gün 77 gündür Avrupa’nın göbeğinde Strasbourg’da 14 Kürt siyasetçisi, aktivisti bedenlerini açlığa yatırmış ama ne hikmetse hiç bir Avrupa ülkesinden duyarlı yazar, çizerler dışında politik, sonuç getirecek, çözüme dair bir ses çıkmamıştır. Avrupa bu direniş dalgalarını görmezden gelmiştir. Katledilmeye çalışılan insanlık için herkes ayağa kalmalıdır!…

Tüm insanlık, özellikle Türkiye halkları;
Sayın Abdullah Öcalan şuanda Ortadoğu’da yürütülen 3.Dünya savaşının nihai barışla sonuçlanmasının teminatıdır. Öcalan sadece Kürt Halk Önderi değildir. Ortadoğu ve kısmen Avrupa halklarının gaspedilen insani haklarını iade edecek siyasi beyin gücü ve filozofudur. Kürt kadının şahsında kadını kendisiyle barıştıran, tarihsel olarak gasp edilen insani haklarını iade eden, birey olduğunun farkına ve değerine vardıran 21.yy’lın filozofu, siyasetçisi, stratejistidir.

Türkiye hakları bunun önemini kavramalıdır. Türkiye politika sistemi Sayın Abdullah Öcalan’ı ve Kürt halkını kriminalize ederek 21. yüzyılı karanlığa boğmak istiyor. Savaşta, tecritte ısrarın nedeni budur. İnsanların milliyetçi, ayrıştırıcı, ötekileştirici, duygularını ve egolarını okşayarak, Türkiye halklarına hiç bir getirisi olmayan, anlamsız politikalarından ısrar ediliyor. AKP Hükümetinin Türkiye Cumhuriyetini her alanda yerle yeksan eden, bir hükümet, bir yapı olduğunu Türkiye halkları artık görmelidir. Türkiye halkları böylesi zor bir zamanda Kürtlerin yanında durarak barışta ısrarcı olmalıdırlar.

Kürt Halk Önderi Öcalan’ın özgürlüğü Türkiye’nin şahsında tüm Ortadoğu’nun özgürlüğüdür. Öcalan demek; Savaşsız, kansız, iyileşmiş bir ekonomi, kalkınmış bir Türkiye demektir. Bilimin, Doğa’nın yeniden can bulması (Ekoloji Projesiyle), gençliğinin önünün açılması, eğitimin, sağlığın eşit olması, halkların korkusuzca, güven içinde, birlikte yaşamaları demektir.

Öcalan demek; Kadın’ın özgürlüğü, yozlaşmanın sona ermesi, sorgulayan, üreten, seven, saygı duyan, empati kurabilen, kendine güvenen, üreten bireylerin varlığı demektir.
Türkiye halkları artık Öcalan için terörist gibi sığ, tali, içi boş, devlet aklıyla ezberletilen cümlelere aldanmamalıdır. Türkiye hükümetleri Kürtleri kriminalize ederek, bütün ekonomisini savaşa yatırmış geri kalanıda çalmış, satmış, gaspetmiş ve bunun üzerinden varlığını sürdürmektedir.

Kime karşı savaşa yatırmıştır? Kürt halkına karşı. Kürt halkı kimdir? Gökten zembille mi indiler bu topraklara? Yoksa bin yıllardır ve hatta sizler bile yokken bu toprakların sahibi miydiler? Kürt halkı Cumhuriyetin asil kurucu üyeleridirler.

Türkiye halkları artık şapkalarını çıkarıp, önlerine koyup düşünmelidirler. Kürtlerin bu ülkenin vatandaşı olduklarını ve bu güne kadar devlet eliyle yapılan zulümlerin, kıyımların, katliamların, susturulmaya çalıştırılmaların, işkencelerin, sürgünlerin, cezaevlerinin bir işe yaramadığını ve asla Kürtleri gasp edilen haklarının mücadelesinden vazgeçiremeyeceklerini görmek, anlamak zorundalar. Kürtlerin temel hak ve hukuklarını anlamak, mücadelelerine kulaklarını kapatmaktan vazgeçmelidirler.

Yoksa Türkiye’de İran’ın 40 yıldan beri Cumhuriyetten Şeriata geçişin ağır bedellerini ödediği gibi bir bedel ödemeye, karanlığa hızlı adımlarla ilerlediğini Türkiye’de yaşayan Kürtler dışındaki halklarda bu tehlikenin farkına varmak zorundalar. Bu noktada belirleyici dinamit güç olan Kürtlerle dayanışma içinde olmak tek kurtuluş yoludur.

Bu topraklarda yüz yıldan beri Kürtlere büyük acılar çektirildi, Türkiye halkları artık kafalarını gömdükleri kumdan çıkarıp gerçeklikleriyle yüzleşmek ve haklının yanında yer almak zorundalar. Bunun lamisi cimisi yok. Yoksa bu bataklık gemisinde topyekün herkes, her kesim ayırım gözetmeksizin sonsuza kadar batacak .

Türkiye tarihinde, AKP hükümeti tek adam rejimi sayesinde, gelmiş -geçmiş en büyük bunalımını yaşıyor.Türkiye halkları bunu kendi bekaları için görmek zorundadırlar. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması tüm Türkiye halklarının yararınadır. Vicdan ve akıl sahiplerine sormak lazım, 100 yıldır anlatılan yalan-dolan masallardan bıkmadınız mı? İnanmadığınız halde neden inanma rolü yapmakta ısrar ediyorsunuz? İnandığınız Allah’ın hatırına bir gün aklınıza gelmedi mi?

Bu yıllardır “terör, terör dediğiniz Bu esmer yüzlü çocukların neden dağları mesken tuttuğunu hiç mi düşünmediniz? Hiç mi sizi rahatsız etmedi? Neden? Sorusunu sorma gereği duymadınız mı hiç? Neden hep kolaya kaçıp, devlet aklıyla yapılan ayrıştırıcı politikalara ısrarla sarılma gereği duydunuz? Kürt Halk mücadelesinin meşru savunma gücü olan PKK’yi yaratan Türkiye Cumhuriyetin ayrıştırıcı, ötekileştirici, hiçleştirici, yok sayıcı politikasıdır. Bu ülkede hayatlar normale dönsün diye Kürtler yıllardır bütün alanlarda mücadele ediyorlar sadece kendileri için değil aynı zamanda tüm halklar için. Türkiye halkları da artık bu ötekileştirici politik dillere kulak vermemelidir.

Gel gelelim HDP’ye;
HDP (Halkların Demokratik Partisi) adı üzerinde; Demokrasi, barış, eşit yurttaşlık, çevre, çiftçi, üretim, sağlık, ekonomi, kadın, çocuk, bilim demek. Ama ne yazık ki bu gün Kurtlar Sofrasına yatırılmış, bütün aç kurtlar, HDP’den yani insanlıktan bir parça koparmak için adeta birbirleriyle yarıştalar. Her yerinden kalkan, meydanlarda mikrofonu kapan seçim vaadi olarak HDP oylarına talip olduklarını ağızlarından salyalar akarak meydanlarda bağıra bağıra söylüyorlar.

Devletin Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı çok rahatlıkla “HDP Belediye alsada, biz kayyumlarımızı atarız deyip adaletsizliği, zorbalığı meşrulaştırarak, siyasi ahlakı çiğneyerek halklara sesleniyor ve halklar yok oluşlarının farkında bile olmadan bu söylemlere alkış çalıyorlar. Bu tavır ve tutumlar onurlu insanların kabul edebileceği tavır ve davranışlar değildir. Türkiye halkları emekçi, eşitlikçi,üretici, paylaşımcı halklardır. Bu ayrıştırıcı oyunlara gelerek HDP’yi taşa tutmamalıdırlar.

AKP hükümeti, siyasi bir parti olan Türkiye’de bütün adaletsizce yürütülen seçimlere rağmen 7 milyona yakın insanın oyunu almış bir partinin Genel Başkanlarını, seçilmiş milletvekillerini, Belediye başkanlarını, üyelerini, çalışanlarını haksız-hukuksuz bir şekilde ceza evlerinde uydurulmuş cezalarla, bir çoğunun neden ceza evinde tutulduklarının bir açıklaması bile olmazken ceza evlerinde rehin tutuluyorlar.

Selahattin Demirtaş için AİHM’in verdiği serbest bırakılsın kararı bile bütün dünyanın gözü önünde hiçe sayılmış ve dünya bu adaletsizliğe, irade kıyımına gözlerini, kulaklarını kapatmıştır, Türkiye halkları dahil olmak üzere. Bu cezaevlerinde rehin tuttuğunuz insanlara iyi bakın! Bu insanlar Türkiyeyi Türkiye yapacak insanlardır. O ezberletilen AKP temsilcilerinin ağızlarından çıkan “terörist” kelimesini tanımlayan insanlar değiller. Tam tersi dillerinde “Barış”tan başka sözcük dökülmeyen bu güzel insanların, beyin insanların, yürek insanların ceza evlerinde ne işleri var? Ve bunlar bu kadar Barış sevdalısıyken nasıl terörist olabilirler? Türkiye halkları bu soruları kendilerine sormalıdırlar?

Ve bu gün tam 117. gündür açlık grevinde olan HDP’nin seçilmiş Millet Vekili halkın iradesi Leyla Güven’nin çığlığı, çağrısı, eylemin tek amacı; “Barış Elçisi Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin kaldırılmasıdır, Barış istemidir. Abdullah Öcalan sıradan bir tutuklu değildir. Bir halkın Önderi ve tüm Ortadoğu’nun kurtarıcısıdır. Bu anlaşılmak zorundadır. Onun için Leyla Güven’nin çağrısına, eylemine bütün Türkiye halkları el vermeli, büyütmeli, dayanışma içerisinde olmalıdırlar. Çünkü tecrit kaldırılırsa, çok açık ifadeyle belirteyim ki; Ortadoğu’da başlatılan iktidar savaşları, Türkiye iç savaşı bitecek. Türkiye ve Ortadoğu toplumlarına “Barış” gibi kutsal bir hediye takdim edilecek.

Peki yıllardır Türkiye Hükümetinin kendi eliyle yarattığı Kürtlerle Savaşı, isteyerek ve bilerek, uzatmasının temelinde ne yatıyor? Barış’ın gelmemesi ve derinleşmesi için neden ısrar ediliyor? Bunları Kürtler dışındaki halklar da bilince çıkarmalıdırlar. Çünkü bilinmelidir ki; Barış gelirse; Adalet gelecek, hukuk gelecek, işçi sömürülmeyecek, çiftçi üretimin Arz-talep sonucundan gelen karşılıktan memnun kalacak, Diyanete Milyarlarca boşa bütçe yatırılmayacak, herkes kendi rengiyle özgürce huzurla yaşayacak, kan olmayacak, göz yaşı olmayacak, kaçak olarak halkların vergilerinden çalınarak yaptırılan ve aylık gideri 60 milyon lirayı bulan Kaçak Saray belki de kapatılacak. Bu güne kadar halktan çalınanların hesabı sorulacak, Halklara ait olan Halkalara iade edilecek. Bu da Hükümetin sonu demektir. Çünkü AKP hükümeti savaştan, haksızlıktan, hukuksuzluktan besleniyor. Türkiye hükümetleri yıllardır Kürtlerle savaşı, diğer halkları soyma aracı olarak kullanmaktadır. Ne yazıkki Türkiye halkları da bu kirli oyuna mutlak inanıp, yarı aç -yarı tok kendilerine ait olmayan hiç bir güvencesi olmayan hayatlarına üç maymunu oynayarak devam etmekteler .
Bu gün gelinen noktada Kürt halk mücadelesinin iradeleri bedenlerini açlığa yatırıp, karanlık gelecek yüzyıla ışık, umut, olmuşlardır. Çok geç olmadan, kayıplar yaşanmadan, Türkiye halkları bu açlık grevleri ile başlatılan “İnsanlığı Kurtlar Sofrasından Kurtarma” eylemlerine destek vermeli, sahiplenmeli, büyütmeli, dayanışma içerisinde olup Akp hükümetini gerekli adımların atılması için zorlamalıdırlar.

Bu gün Kürtlerle olmazsanız sizler kaybedersiniz. Tarihinizi araştırıp, tarafsızca sorgularsanız bütün karanlık yok olmayla karşı karşıya kaldığınız zamanlarda Kürtler kurtarıcınız olmuştur. Yüz yıllar sonra tekrar bu gün Kürtler hem kendileri için hemde siz Türkiye ve Ortadoğu halkları için karanlığa doğru giden zamana ışık oluyorlar. Kürtlere karşı tarihsel insanlık borcunuzu, bu gün Kürtlerin yanında durarak, Barış’a el uzatarak ve barış elçisi Öcalan’ın özgürlüğü için Leyla Güven’in şahsında başlatılan eylemlerin etrafında kenetlenerek ödeme cesaretini göstermelisiniz.

Sonuç tüm halkların kazanımı olacaktır. Ama Kürtler bir kez daha yalnız bırakılırsa, tüm Türkiye Halkları topyekün ellerinde kalan yaşam hakları alınacak ve büyük karanlığa gömüleceksiniz, tercih sizin sevgili halklar.

Kürtler direnmeye devam edecek, Özgürlük meşalesini yakana kadar siz olsanız da olmasanız da. Leylalar zafere ulaşana kadar Özgürlük Bayrağını elden ele taşımaya devam edecekler. Dün Leyla Qasim idi bu gün Leyla Güven yarın başka Leyla’lar olacak, ama hiç bir zaman mücadelenin onurlu tadına varan Kürtler mücadele etmek vazgeçmeyeceklerdir!
Leyla’mızın talebi hepimizin talebidir. Dünyanın dört bir yanında Kürtler ve Kürt dostları ayaktalar kazanana kadar direnmeye devam edeceğiz!! Tarih bunu böyle yazsın!..
Leyla’mıza, Strasbourg’daki yoldaşlarımıza, Galler’deki yoldaşımıza, Yağız yoldaşımıza, Ceza evlerindeki yoldaşlarımıza, İsviçre’deki Mehmet Ali yoldaşımıza ve dünyanın dört bir yanında Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi kırmak için bedenlerini açlığa yatırmış tüm yoldaşlarımıza, Kürt iradelerine, sonsuz saygıyla, minnetle, dayanışma ile…

Yazarın diğer yazıları

    None Found