İnsanlık suçu işlemiş devletler demokratikleşir mi? – Ali ÇATAKÇIN

Türk Dışişleri yetkilisi: “YPG ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmezse, NATO’nun Baltık planı desteklenmeyecek.”

Macron, “Türkiye bizimle beraber çalışanlara karşı savaşıyor. Bazen de IŞİD’le bağlantılı gruplarla çalışıyor.”

Alman Meclis Raporu: “Türkiye’nin çeteleri DAİŞ’i hatırlatıyor.”

Milliyetçi Avukatlar’dan Ermeniler’e tehdit: “Başvuracağımız en hafif tedbir yine tehcir olacaktır.”

“Türk devletinin oluşturduğu SMO; su içinde 77 tane DAİŞ Emir ve savaşçısı yer alıyor.”

Türk DAİŞ’li: “DAİŞ’e katılırken polis ve asker yardım etti.”

UNICEF: “Bugün Tel Rıfat’ta 8 çocuğun öldürüldüğü haberleri bizi şoke etti”

Yukardaki başlıklar, Türk devletinin Dünya siyaseti ve politikası içindeki resmini çizen bir güncel tablo.

Türk basınında çıkan ırkçı tehditler, Hitler Almanya’sında Yahudilere karşı imha sloganları olarak kullanılmıştı. Dünya siyaset ve basını Türk devletine bazı sıfatlar yakıştırmakla kalıyor. Oysa Türk devletinin bugün ki sıfatı, Devlet kimliğine sahip terörist tek devlet olmasıdır.

Hitler, Mussolini, Franco denetimindeki devletler Irkçı ve faşist Devletler olarak ilan edilmişti. Doğru bir sıfatlandırmaydı. Fakat Türk Devletini sadece faşist olarak sıfatlandırmak  eksik, bir o kadar da ‘haksızlık!’ Zira Türk Devleti sistem olarak ırkçı ve faşist, ama aynı zamanda çağımızın en tehlikeli terör organizasyonu; bu sıfatı unutmak haksızlık.

Kendi ülkesinde yaşan farklı etnik kimlik ve inanç kimliğine mensup insanlar sadece tehdit edilmiyor, bu tehditlerin arkasında infazı da gerçekleştiriliyor. Tehdit edenler Türk yasa dokunulmazlığının korumasından yararlanıyor. İnfazcılar da bu ‘haktan’ eksiksiz yararlanıyorlar.

Sanırım 30 bin faili meçhulle birinci sırada yer alan Arjantin’den sonra 18 bin faili meçhulüyle  (Fail devlet) dünyanın en büyük faili meçhuller ülkesidir Türkiye.

Hastaneden çok hapishaneye, okuldan çok camiye, eğitim haneden çok işkence haneye sahip olmakla da rekor Türk devletinin elinde.

Bu devlet BM’ye, AB’ye, NATO’ya ve daha bir dizi uluslararası demokratik organizasyona üye. Ama Uluslararası İnsan Hakları sözleşmesinin ‘Ulusların Kaderini Tayin Hakkı,’ maddesi ve Roma sözleşmesi (Soykırım ve toplu katliamlar) gibi hükümleri bugüne kadar imzalamamıştır.

Türk devleti bu kurumlarda yer alarak, hem tarihte, hem de günümüzde (Til Rifat’ta katledilen 8 çocuk en yeni örneği) insanlığa karşı işlediği suçlarından muaf kalmayı başarabilmiş, başarıyor.

Türk devletini demokratik mücadeleyle dönüştürmek hem iç muhalefet için, hem de dış partnerleri için bir illizyondan öte bir şey olmadığını belirtmek gerekir. Bu tren 100 yıl önce kaçtı.

Ermeni, Kürt soykırımları ve diğer etnik ve inanç azınlıklarının katliamları esnasında, gerek iç kamuoyunun sessizliği, gerekse egemen dünya devletlerinin seyirci ve sessiz kalması, bu trenin kaçmasına yol açmıştı.

Bu sessizlik ve seyircilik hala devam ediyor. Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren aydın, entelektüel, akademisyen, kimlik, inanç ve kültür talebi olanlar ‘vatan haini,’  ‘bölücü’, ‘terörist’ gibi sıfatlarla sıfatlandırılarak, devletin en ağır baskılarına maruz bırakıldığı bilinen bir realite. Bu realiteden hem AB, hem ABD, hem de NATO’nun haberi var. Peki haberleri var da ne oluyor? Olan şu: ABD ve AB’nin öncüleri de Türk devletinin ‘terörist’ ilan ettiğini ‘terörist ilan ediyorlar.

Türk Devletinin efendisiyle oynama hevesi bazen bu senaryoyu bozuyor. Tıpkı dün İngiltere’de toplanan NATO toplantısında ortaya çıkan tablo gibi. Önceki gün İngiltere’nin başkenti Londra’da NATO’nun 70. yılı kutlandı. Bu kutlama toplantısına NATO üyesi bütün ülkeler katıldı. Tabii ki Türk devleti de…

Bütün üyelerin (Türkiye hariç) gündeminde, NATO teşkilatını genişletme, modernleştirme ve yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak bir NATO profilini yaratma çabası ve buna dönük öneriler vardı.

Türk devletinin NATO toplantısı için tek bir gündem maddesi vardı: Kürtler. Toplantıya katılmadan önce, NATO ile birliğin devam edip etmeyeceğinin kırmızı çizgisi olarak Kürtleri ileri sürmüşlerdi. Türk devletinin Kürtleri ‘terörist ilan edin’ talebine, Fransa Devlet Başkanı E. Macron’un cevabı oldukça netti: “Türkiye bizimle beraber çalışanlara karşı savaşıyor. Bazen de IŞİD’le bağlantılı gruplarla çalışıyor.”

Angela Merkel her ne kadar Macron kadar açık olamadıysa da, Almanya Federal Parlamentosunun Raporu Türk Devleti ile DAİŞ ilişkilerini şu cümlelerle özetlemişti: “Türkiye’nin çeteleri DAİŞ’i hatırlatıyor.”

NATO toplantısı sona erdi ve sonuç bildirgesini NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg okudu.

Bildirgede, “Terörizm bütün türleri ve tezahürleriyle hepimiz için tehdit olmaya devam ediyor. NATO değişen dünyayla birlikte değişmeye devam ediyor.” denildi.

Türk Devleti NATO’dan istediklerini elde edemedi. Şimdi daha çok Rusya kozunu oynamaya çalışacak.

Sonuç bildirgesine yansıyanlar ve AB liderlerinin demeçleri iyi de, hissedilir bir yaptırıma dönüşmediği sürece bu doğru tespitlerin bir etkisi olacak mı? Sanmam.

Gerek iç muhalefet, gerekse Türkiye’den ülke olarak çıkarı olan dış güçlerin bilmesi gereken şu: Türk Devleti insanlık suçu işlemiş ve hala işlemeye devam eden bir devlet. Böyle bir teşkilatın sıfatlarla değişmeyeceği, tarihsel olarak büyük suçlar işlemiş ve işlemeye devam eden böyle bir gücü demokratik mücadele çerçevesinde dönüştürmenin mümkün olamayacağıdır.

ABD, AB ve NATO devletlerinin Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenlere en büyük iyilikleri, Türkiye’nin ‘terörist’ ilan ettiklerini bu sıfatla sıfatlandırmaları ve büyük ikinci iyilikleri ise, ekonomik, siyasi ve diplomatik baskı söylemlerini sözden pratiğe dökmeleri olacaktır.

Bu iç muhalefeti hem canlandıracak, hem de cesaretlendirecektir. Türkiye ve Kürdistan’ın demokrasi güçlerinin ABD, AB ve NATO’nun aşka bir desteklerine ihtiyacı yoktur.

Yazarın diğer yazıları

    None Found