İntikam değil  ‘ADALET’

Bundan yaklaşık iki hafta önce İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bir sempozyum düzenlendi. Süresiz Nafakaya Adil Çözüm Sempozyumu olarak adlandırılan bu sempozyuma hukukçular, Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu üyeleri ile nafaka ödeyen kişiler katıldı. 

Süresiz nafaka, halk arasındaki adıyla yoksulluk nafakası, boşanma durumunda yoksulluğa düşecek olan boşanmış eşe verilen nafakaya deniyor.

Yandaş Türk medyası bir süredir “süresiz nafaka mağduru” olarak adlandırdığı boşanmış erkeklerin sözcülüğünü yapıyor. Yandaş köşe yazarları bu kişilerin kendilerine yazdığı mektupları yayınlayarak buna “adil” bir çözüm getirilmesi konusunda seferberlik yürütüyor. Onlara göre en “adil” çözüm ise kadının mağdur duruma düşürülmesi. Önünde iki büklüm durdukları iktidarın kadın düşmanı olması bu kalemlerin işini epey bir kolaylaştırıyor. Kadınların her bir kazanımı karşısında fıttıran erkek egemen sistemden aldıkları güçle yazıyor da yazıyor, konuşuyorlar da konuşuyorlar.

Sempozyuma katılan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan, “Bir nafakanın süresiz olması insanın fıtratı ile asla bağdaşan bir şey değildir. Dolayısıyla süreli hale getirilmelidir” demiş. İşlerine gelince “fıtratında var” işlerine gelmeyince “fıtratla bağdaşmıyor.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Üyesi Sevil Kartal da bunun insan fırtatı ile bağdaşmadığını düşünmüş olmalı ki “Kadının geçimini sağlayacak mal varlığı yoksa yoksulluk nafakasına hükmediliyor. Kadına yoksulluk nafakası elbette verilsin. Ama süreli olmalı. Bunun takdir yetkisi de hakime ait olsun. Takdirde evlilik süresi çok önemli. Kadın kaç yaşında, çalışabilecek gücü var mı? Çocuk var mı, kaç tane çocuk var? Aile hakimleri bu gibi kıstaslara göre miktar ve süre belirleyebilir. Bir de aciz bir varlık değil. Kadın geçimini sağlayabilir” demiş.

İnsan bunları bir hukukçunun söylediğine mi yansın, bir kadının söylemiş olmasına mı, bilemiyor.

Kartal, sanki Türkiye’de değil de muassır medeniyet seviyesinin çok üstünde olan bir ülkede yaşıyor.

Türkiye’de eğitim alması veya çalışması erkek (baba, eş, akraba) baskısıyla engellenen ve bu yüzden ya meslek sahibi olamayan ya da olduğu halde çalışamayan kadın yokmuş gibi; çalışan kadınlar çocuk sahibi olduktan sonra sosyal imkansızlık veya aile ve çevre baskısı nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmıyormuş gibi; ve üstüne üstlük sanki Diyanet Başkanlığı ikide bir kadının çalışmasının kocasının iznine tabii olması gerektiği hakkında fetva vermiyormuş gibi konuşmuş da konuşmuş.

Konu hakkında düzenlenen sempozyumun amacının aslında konuya “adil” bir çözüm bulmak olmadığı çok açık. Kadın hakları konusunda demokratik mücadele yürüten kadın örgütlerinin davet edilmediği sempozyumda asıl amaçlanan kadınlarının kazanılmış haklarının üstüne bir çizik atmak. Erkek aklın bu amacını da yine “kadın” eliyle gerçekleştirmeye çalışması ise çok tanıdık.

Erkek devlet aklı kadınların yeni haklar kazanmasını ve daha da güçlenmesini engellemek için durduk yerde her gün yeni bir kanun çıkarıyor. Uzunca bir süredir kadınlar kazanılmış haklarını koruma mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Halbuki adı üstünde: Kazanılmış hak. Kimsenin el uzatamayacağı, göz dikemeyeceği ana sütü gibi helal…

Nafakanın sınırlanması durumunda kadının güçleneceğini söyleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Üyesi Sevil Kartal cinsiyet eşitsizliği konusuna ise hiç değinmiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2017 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre Türkiye cinsiyet eşitsizliği uçurumunda 2016 yılında 140 ülke arasında 130’uncu sıradayken 2017 yılında 131’inci sıraya gerilemiş durumda.

Evin tüm yükünü kadının omzuna yüklediği halde onun emeğini görmezden gelen, çalışmak isteyen kadını iş dünyasından uzak tutmak için elinden geleni arkasına koymayan, çalışıyor diye eşine şiddet uygulayan erkekler nafaka ödememek için “adalet” istiyor.

Para değil, intikam değil sözkonusu olan, “adalet!”

Yazarın diğer yazıları