Irak’a işgal harekatı Erdoğan’ın sonu olur

‘Kürtler İstanbul seçimlerinde AKP-MHP rejimiyle anlaşacak, anlaşıyor, anlaşmak üzere, anlaştı bile” diyerek, demokrasi güçlerinin mücadelesini bulandırmak isteyen AKP’nin “gizli” müttefiki ulusalcılar ile, aynı içerik temelinde yürekleri “yeni bir çözüm süreci” beklentisiyle çarpmaya başlayan tatlısu demokratları bakalım şimdi ne diyecekler?

Türk devleti dün sabahtan itabaren Irak devletinin topraklarına, Şekif ve Şehit Derviş alanlarına havadan komando birlikleri indiriyor ve yeri göğü bombalıyor, tank-top saldırılarıyla yürümeye çalışıyor.

İlk akla gelen düşünce şu: Türk devleti açlık grevi direnişçilerinin ve beyaz tülbentli annelerin karşısında uğradığı yenilginin rövanşını almak istiyor. Şaşırtıcı değildir. Öcalan’ın dediği gibi ortada bir “müzakere ve çözüm süreci yok.” Demokrasi güçleri hamle yapıyor, mevzi kazanıyor, faşizm güçleri karşı hamleyle yanıt veriyor. Devrimci ve karşı-devrimci sürecin diyalektiğidir bu.

Hiç kuşkusuz AKP için büyük önem taşıyan ve artık kaybedeceği kesinleşen İstanbul seçimleri öncesinde böyle bir “kabadayılıkla” oy toplama hesabı da yabana atılır bir ihtimal değil. Ama “oy hesabı” bu savaş derinleşirse, asker analarına “oy” dedirtecek kanlı sonuçlara yol açar. “Oy” diye ağlayan ananın acısını “oya çevirme” ahlaksızlığı “kabadayılar” kuyruklarını kısarak kışlalarına döndüğü zaman İstanbul’u kaybetmekten on defa daha ağır sonuçlar doğurur.

Aynı zamanda bu gelişmelerin uluslararası ve bölgesel somut durumla da ilişkisi mutlaka hesaba katılmalı. Barzani yönetiminin bu kapsamlı işgal hareketine karşı, kendi topraklarını savunmak bir yana, Türk devletine itiraz bile etmiyor olması kirli ilişkilerin işaretini veriyor.

Eğer işgal hareketi daha da genişler ve derinleşirse, bilelim ki, bu işin içinde bir de İran parmağı ve Rusya desteği aramak gerekecek. ABD’nin İran’a karşı başlattığı ambargo ve bir hafta sonra benzerinin S.400’lerle Türkiye’ye karşı da uygulanacak olması, Rusya-Türkiye-İran ekseninin Irak’ta ABD ve müttefiklerine karşı güç gösterisinde bulunma ihtimalini akla getiriyor.

Şurasını da düşünmek iyi olur: Eğer ABD ve Batı Türk devletinin PKK’ye karşı Irak topraklarını işgal etmesine güçlü bir şekilde itiraz etmezse, bilelim ki bu da Rojava’yı “Güneylileştirme” yolunda bir pazarlığı ima edecek.

Edecek etmesine de, yukarıda saydığımız ihtimallerin hiç biri yeni değil. Küresel güçler ve bölgesel güçler birbirleriyle Suriye krizinin başından beri benzer oyunlar oynuyorlar ve şu güne kadar da hep yerlerinde sayıyorlar. Çünkü karşılarında hiç bir demagojiyle çürütülemeyen bir ideolojik kuvvet var. Bu Apocu çizgidir.

DAİŞ’çi çizgi “Aleviler, Şiiler ne olacak?” sorusu ve bu sorunun sonuçları karşısında yıkıldı gitti. Erdoğan’cı sünni-Türk çizgisini krize sokan “Kürtler-Aleviler ne olacak” sorusu ve bu sorunun sonuçları karşısında yıkıldı gitti. İran’ın Şia-Fars çizgisi de “Sünni-Kürtler, Türkmen ve Araplar ne olacak?” sorusunun altında ezilmekte. Bunların tümünün ortak çizgisi “İslam dışı tüm dinler, Hıristiyanlar, Museviler, Êzîdîler, Asuriler ne olacak?” sorusunun karşısında çözümsüz.

Apocu çizgiye gelince, ona bu sorulardan hiç birini sormak mümkün değil. Çünkü bu çizgi hepsine ait, hepsinin demokratik ulus temelinde birliğine, hepsinin Konfederal Ortadoğu ortak evinde barış içinde, müreffeh bir hayat sürmesine götürmekte.

Eğer Türk devletinin bu barbar işgal hareketi durmaz, işgalciler geldikleri gibi gitmemekte ısrar ederse, ben size olacakları şimdiden söyleyeyim: Irak’ta yaşayan tüm halklar, başta Güney’in Kürtleri olmak üzere, Araplar, Êzîdîler, Türkmenler ortak vatanlarının yabancı bir devlet tarafından işgal edilmesine bugün değilse yarın büyük bir güçle karşı çıkacaklar ve şu anda işgalcilere karşı kahramanca direnen PKK savaşçılarının yanında, tıpkı DAİŞ’e karşı savaş sürecinde olduğu gibi yerlerini alacak…

Olacak olan budur.

PKK Önderi avukatlarıyla yaptığı görüşmede, önümüzde uzanan “30-40 günden” söz etmişti. Birçok şeyin bu zaman içinde belli olacağını dile getirmişti.

İşte Başkan’ın bu sözlerinden bir kaç gün sonra Türkiye’nin karşı karşıya geldiği ilk gelişme bu.

Bu gelişmenin ışığında bir de şu uyarıyı yapmak mümkün olabilir: Erdoğan, Akarların, Bahçelilerin, Ergenekoncuların elinde çoktan beri zavallı bir alete dönüştü. Ona ekonomiyi verdiler, iç politikada, dış politikada bizim “borazanımız ol” dediler, oldu da. Oldu ama bu güçler Erdoğan’ın ipini çekmekte. O da çoktan tiridi çıkmış olan “eski adamlarını” yeniden etrafında toplayarak yakasını kurtarmaya çalışmakta.

Akla gelen nihai bir soru şu: Eğer bu işgal hareketi kısa zamanda geri çekilmezse ne olur? Erdoğan’ın sonu mu olur?

Yazarın diğer yazıları