İran ABD restleşmesi

ABD ve İran arasında gerilim giderek artıyor. Karşılıklı hamlelerle adım adım tırmanan gerilim, bölgede “istikrar ve barışı” sağlamanın imkansızlığını ve ne kadar zor bir iş olduğunu gösteriyor. İç içe geçen ve sorunlar “yumağı” haline gelen Ortadoğu’da “çözüm” ufukta görünmüyor.

ABD Başkanı Trump, işe Obama döneminde İran ile yapılan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak “çekilme” kararı alarak başlamıştı. Batılı müttefiklerinin itirazlarına rağmen İran’la varılan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak “çekilme”  kararı alan Trump, buna en çok İsrail’in sevineceğini biliyordu. İran’a yeniden “yaptırım” kararından sonra, 2 Mayıs itibari ile içlerinde Türkiye’nin de olduğu sekiz ülkeye tanınan “muafiyetlerin” de kaldırıldığı ilan edilince İran-ABD gerilimi yeni bir aşamaya ulaşmıştı. Birçok gözlemci “gerilimin” sıcak bir çatışmaya dönmeyeceğinden söz ederken, iki ülke karşılıklı hamlelerle, resmi ordularını oluşturan “güçleri” terörist örgüt olarak ilan ettiler. Gerilimin bir süre böyle devam edeceği beklenirken, önce AB ve ardından İran “yeni” hamlelerle gerilimi bir üst aşamaya taşıdılar. ABD’nin bölgeye yeni askeri yığınak yapması ve buna karşılık İran’ın “nükleer programına” yeniden döneceğini açıklaması, bölgede gerilimi artıran yeni gelişmeler olarak kayıtlara geçti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD’nin USS Abraham Lincol uçak gemisini Ortadoğu’ya gönderildiğini açıkladı. Bu yeni hamlenin amacının da İran’a “net ve kesin bir mesaj vermek” olduğunu açıkladı. Bolton, bu yeni hamlenin aldıkları “güvenilir” bilgi ve “bir dizi kaygı verici ve gerilimi artıran işaretler ve uyarılar” üzerine yaptıklarını da ekleyerek,  “amansız bir güçle” İran’a cevap vereceklerini söyledi. Bolton, “ABD, İran rejimiyle savaş arayışında değil. Ancak bir vekil güç, Devrim Muhafızları ya da normal İran güçleri tarafından düzenlenebilecek herhangi bir saldırıya yanıt vermeye tamamen hazırız.”

ABD’nin hali hazırda İran Körfezinde ciddi bir yığınağı var. İran’ın “terörist güç” olarak ilan ettiği ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) zaten bölgede konuşlu. Bölgede birçok hava ve deniz üssü olan ABD, güçlerini takviye ederek İran’a gözdağı veriyor. ABD’nin bu yeni hamlesine İran’ın yanıtı gecikmiyor…

İran, ABD’nin tek taraflı olarak çekildiği “nükleer anlaşma’ya” ilişkin hamlesi ile “gerilimi” tırmandıracak hamleyi yapıyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “nükleer anlaşmaya” taraf olan ülkelere (ABD dışındaki taraf ülkeler olan İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve Rusya) bilgi vererek, İran’ın anlaşma kapsamında verdiği kimi taahhütlerini geri çektiği açıklaması ile “gerilim” başka bir boyut kazanıyor. İran’ın bu hamlesi nükleer programı için ihtiyaç duyduğu “uranyum zenginleştirme” programına geri dönüleceğine işaret ediyor. Nitekim İran Güvenlik Konseyi’nin yaptığı açıklama son derece net: “İran İslam Cumhuriyeti, mevcut aşamada zenginleştirilmiş uranyum ve ağır su depolama konusundaki sınırlandırmalara uyma zorunluluğu görmemektedir.”

Nükleer anlaşma ile İran, uranyum zenginleştirme programındın “uluslararası denetimini” kabul etmiş buna karşılık İran’a uygulanan yaptırımların zaman içinde kaldırılması öngörülmüştü. İşte bu nedenle İran, anlaşmaya taraf olan beş ülkeye “taahhütlerine” uyma çağrısı yaptı. Ve bu ülkelere 60 günlük süre vererek, onları ABD’nin bu yeni hamlesi karşısında “pozisyon” almaya zorlayan hamlesini yaptı. Beş ülke arasında Rusya ve Çin’in olması İran’ın “elini” güçlendiren kartlar olarak görülebilir. Ancak İran’ın “nükleer programına” geri dönme kararı, bu kartlardan daha fazlasına ihtiyacı olacağı aşikar.

ABD’nin “savaş” yığınağına karşı, İran’ın “nükleer programı”…

Ekonomik ambargo, yaptırımlar, diplomatik ve siyasi baskılar derken, şimdide ABD’nin askeri yığınağı ile iyice “kuşatılan” İran “içe” çekilmeye zorlandıkça, yeni hamleleri ile üzerindeki baskıyı “dışa” yaymaya çalışıyor.

Yazarın diğer yazıları