İran’a karşı

Aykan SEVER

İran’a karşı ABD ve müttefikleri tarafından yürütülen harekat son haftalarda hız kazandı. Çok boyutlu saldırının öncelikle Ortadoğu’da sınırlama ve ekonomik yıkımı öncelediğinden söz etmek mümkün.

Çevreleme harekatında Yemen (aslında İran’ın bu işte pek bir payı olmamasına rağmen) ve Husi güçler abluka ve bombardıman altında. Burada yaşanan vahşete dünyanın gözleri ise kapatılmış. Yemen’de ABD stratejisinin temelinde Kızıldeniz-Avrupa enerji hattı üzerinde önemli bir kontrol noktası olan Bab’ül Mendeb Boğazı’nın kontrolü ve aynı zamanda Asya’dan Afrika’ya(Cibuti) Çin’in kurmak isteği köprü-geçiş yolunun engellenmesi yatıyor.

Suriye’de ise ABD-İsrail-Rusya İran karşıtlığını da içeren bir uzlaşma arayışında. Helsinki’de gerçekleşecek olan Trump-Putin buluşması bu anlamda da kritik önemde. Son günlerde Irak-Suriye sınırında yoğunlaşan DAİŞ karşıtı operasyonların sonuçlarından biri de İran’ın geçiş hatlarının kesilmesi olacak. Bu hafta sonu ABD donanmasına ait destroyerin eşlik ettiği ‘kimyasal madde’ taşıyan bir geminin Basra Körfezi’ne giriş yaptığı haberleri de pekala bu askeri hamleleri tamamlayıcı nitelikte bir gelişme olabilir. Bir de doğrulanmamakla birlikte Halkın Mücahitleri, İ-KDP gibi oluşumların İran’a karşı motive edildiği haberlere yansıyor.

Ayrıca ülke içindeki ekonomik-sosyal hareketlenme, artan su sorunu ve kuraklığın ciddi çalkantılara yol açması kaçınılmaz.

Bu harekatın iki diğer önemli başlığından biri ise muhtemelen Trump-Putin görüşmesinde ABD tarafından gündeme getirilecek olan Filistin “nihai barış” planı. Giderek Filistin halkını adeta eritmeyi hedeflediği tahmin edilen bu tasarı yürürlüğe girdiği ve Filistin yönetimine kabul ettirildiği takdirde, çok yönlü olarak İsrail-ABD hegemonik pozisyonlarını pekiştirecek ve TC dahil birçok kesimin kendi siyasetlerinde “malzeme”den öte bir anlamı olmayan Filistin meselesini ellerinden alacak.

Diğer önemli ABD politikası ise geçen hafta OPEC ülkeleri, günlük petrol üretimini 1 milyon varil daha arttırmaya karar vermişken, Trump’ın hafta sonu telefon etmesiyle Suudi yönetiminin “2 milyon varile kadar’ üretimi arttıracağını” söylemesi dikkat çekti. S.Arabistan şu an günde 10 milyon varil petrol üretiyor.

Bunun yükselmekte olan petrol fiyatlarına gem vurarak, olası İran’ın piyasalar dışına çıkarılması sonrasına dönük bir dengeleme hamlesi ve Venezuela-Maduro yönetimi aleyhine bir gelişme olduğu sabit bir gerçek. Rusya bu Suudi-ABD ortak yapımı politikayı Temmuz ayından günlük 200 bin varil petrol üretimini artırarak destekleyecek. Trump yönetimi bu politikayı tamamlayıcı olarak G.Kore dahil müttefiklerine İran petrolünü ithal etmeyi bırakmaları için zorluyor.

Aksi takdirde yaptırım uygulayacaklarını belirtiyor. G.Kore İran petrolünün yüzde 14’ünü ithal ediyor. En büyük ithalatçısı yüzde 24’le Çin, sonra yüzde 18’le Hindistan geliyor. Türkiye ise İran petrolünün yüzde 9’unu alıyor, İtalya da yüzde 7.

İran’a dönük bütün bu hamlelerin arka planında elbette öncelikle İran’ın sınırlandırılması, yönetim değişikliği, olmuyorsa parçalanması ve böylelikle Çin’in hegemonya stratejinin önemli bir bileşeni olan İran’ın ABD nüfuz alanına dahil edilmesi, dolayısıyla ABD’nin zayıflayan hegemonyasının onarılması ve İsrail’in geleceğinin güvenceye alınması amaçlanmaktadır.

Elbette işler genelde kağıt üzerindeki gibi ilerlemez. İran’ın bir yıkım sürecinden kaçınmak için daha çok Çin’e biraz da ve kaçınılmaz olarak Rusya’ya yaslanması, Şangay İşbirliği Örgütü’ne üye olma sürecini hızlandırması beklenebilir. Her ne kadar ABD hariç dünyanın geri kalanını ateşe atmaktan çekinmeyecek bir anlayışa sahip Trump yönetiminde ABD hala dünyanın bir numarası olsa da, artık çoğu zaman bu yetmiyor. Hindistan’ın S-400 alma anlaşmasını engelleyemediği gibi.

Yazarın diğer yazıları