İran’da kriz ve çözümler

İran’daki ekonomik kriz ve kaos, halk için yaşam imkanını ortadan kaldırmış bulunuyor. Ayrıca İran’ın siyasi ve güvenlik durumu halkı zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Bununla birlikte halka kültürel ve siyasal asimilasyon da dayatılarak, halkın özgür yaşam imkanı elinden alınıyor. Kadınlara hiçbir doğal ve insanı yaşam hakkı tanınmıyor, şeriat yasaları dayatılıyor. Buna rağmen İran’da en güçlü devrimci potansiyeli kadınlar oluşturuyor.

Siamand MOEINI

İran ve Doğu Kürdistan’ın güncel durumuna yönelik değerlendirme ve analizler stratejik ve köklü bir yaklaşım geliştirilmediği takdirde yeterli bir yanıt veremez. Bu nedenle İran ve Doğu Kürdistan’daki durumu Ortadoğu ve dünyadaki gerçeklik ve gelişmelerle paralel olarak ele almak gerekiyor. Ortadoğu’daki değişim hız kazanırken, bölgesel ve müdahaleci her aktör bu denklemde yer alabilmek için kendi siyasal planı ekseninde mücadele ederek, kendisini örgütlüyor. Bölgedeki halkları etkisi altına alan siyasi ve mezhepsel bir kriz yaşanırken, bununla beraber eski sistem yerine yeni bir sistemin inşa edilmesi planlanıyor.

Geçtiğimiz yüzyılda kapitalizm ve Avrupa kolonyalizminin planı ve çıkarları doğrultusunda bölgede uygulamaya konulan ulus devlet sistemi, son yıllarda yaşadığı kırılma ardından yenilgiye doğru gidiyor. Kapitalizm ve Avrupa kolonyalizminin ise tüm güçleriyle bölgedeki bu eski ve miadını doldurmuş sistemlerini korumaya ve ayakta tutmaya çalıştığını görüyoruz. Fakat bölgedeki değişimler kendi çıkarları doğrultusunda korumaya çalıştıkları bu köhnemiş ve şovenist ulus devlet sistemini ayakta tutmaya el vermiyor. Neoliberalizm öncülüğünde gelişen globalizm ve kapitalist çağın yaşadığı siyasi ve toplumsal kaos giderek daha görünür hale geliyor. Bölgede toplumsal, siyasi ve ekonomik olarak açıkça görülen kaos, çağın globalizminin bir sonucu olduğu gibi, planlanan yeni sistemle kendi çıkarları temelindeki finans kapital stratejisi garantiye alınmak, kalıcılaştırılmak isteniyor.

Toplumdaki tepki diktatörlüğün sonucu 

Kritik bir dönemle karşı karşıya olan İran’da yaşanan krizin etkileri artarken, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu krizi çözecek gücü bulunmuyor. Yaşanan kriz İran sisteminin siyasi ve örgütsel yönünü zayıflatmış durumda. Rejim yönetiminde yaşanan bu kriz siyasi, ekonomik, diplomatik alandan toplumsal alana kadar bu sistemin tüm ayaklarını zayıflatarak yıkıma doğru götürüyor.

İran İslam Cumhuriyeti ise kendi sistemini ayakta tutmak için katliam ve baskılarla toplumu yönetmeye çalışıyor. İran rejiminin uzun vadede bu yöntemlerle hakimiyetini koruyarak toplumu teslim alması mümkün görünmüyor. Kaldı ki bu baskılara karşı toplumun farklı yöntemlerle refleks gösterdiğine tanık oluyoruz. İşçilerin tepkilerinden tutalım, kadınlar, öğretmenler, kamyoncular, şoförler, çiftçiler ve öğrencilere kadar günlük olarak farklı refleks ve tepkilerin açığa çıktığını görüyoruz. Toplumdaki bu tepki ve isyan şüphesiz kendi siyasal hakimiyetini toplumu ezme ve istemlerini inkar etmekte gören despot ve diktatör iktidarın ürünleridir. Protesto gösterileri kaynağını mafya yönetimin adaletsizliğinden alıyor.

2018 değişim yılı oldu

Amerika’nın İran’a yönelik ambargosu da ülkenin nefesini kesmiş durumda. Halk patlama düzeyine gelmiş bulunuyor. En doğal hak olarak halkın demokrasi talebi var ve özgür yaşamak istiyor. Diğer yandan İran yönetimi için 2018 ve 2019 yıllarının oldukça zor ve sorunlu yıllar olduğunu belirtebiliriz. 2018 yılı toplumun her alanında iktidar karşıtlığının geliştiği bir değişim yılı olarak tanımlanabilir. 2018 yılının eylül ayında zirveye ulaşan bu tepkiler, İran’daki tüm kesimler ve sınıflar içerisinde etkisini gösterdi. Tüm mekanizmalarıyla zayıflayan devlet, iflas etmiş bir ekonomi, mafya yönetimi, yolsuzluk ve kirli işler, İran toplumu ve özellikle kadınlar için büyük bir cehennem ve zindan ortamı yarattı. Bu durum artık halkın eskisi gibi devam edemeyeceğini, farklı yöntemlerle tepkilerini ortaya koyabileceği fırsatlar aradığını gösteriyor. Buna bağlı olarak tepkilerin sergilendiği zaman aralıklarının giderek kısaldığını, tepki süresinin ise giderek uzadığını görüyoruz. Bu da halkın iktidarın değişimine yönelik iradesini ortaya koyuyor.

Rejim artık militarist yöntemler, halka yönelik idamlar ve halkı terörize etme politikasıyla sonuç alamıyor. Ayrıca iktidar gösterileri dindirmek ve halkı ikna etmek için reformları da gündeme getiriyor. Muhammed Hatemi, Kerubi ve Musevi gibilerden de yararlanılıp, var olan sistem içinde reform yanlıları ikna edilerek bu yöntemlerle tepkide bulunan halkta umut yaratmak istiyorlar. Fakat bu yöntemin de artık sonuç alması beklenemez.

Amerika’nın siyasi ve ekonomik ambargosunun etkileri de daha çok hissediliyor. Amerika’nın özellikle uluslararası para transferine yönelik SWIFT banka sistemi içinde ortaya çıkardığı engeller, İran’ın dünyadaki ekonomik ilişkilerini oldukça olumsuz etkiledi. Bununla birlikte FATF (Finansal Eylem Görev Gücü) konusunda yaşanan kriz de İran yönetiminin otoritesini oldukça zorlamış bulunuyor.

İran karşıtı cephe güçleniyor

İran bir diplomasi siyaseti olarak çıkarlarını gözetip Amerika ve Avrupa’yı karşı karşıya getirmeye çalışsa da, Avrupa’nın siyasi gerçeği ve global ekonomik kartel gücü karşısında İran’ın bu diplomatik hesapları eski ve yüzeysel bir yöntem biçiminde kalıyor. İran amacına ulaşmak için doğru bir temel oluşturmuş değil. Hatta bu konuda etkili olan çok sayıda faktörü de göz önünde bulundurmayan İran diplomasisi başarılı olamadı. Bu da İran’ın zayıf noktalarından birini oluşturuyor.

Bununla birlikte İran’ın Rusya ve Çin ile yürüttüğü siyasetin ve bu ülkelerle yaptığı anlaşmaların da Avrupa’yla ilişkilerinde uzun vadede sonuçları oluyor. İran’ın komşu ülkelere ve diğer ülkelere yönelik askeri ve siyasi müdahalesi, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’yle birlikte bölgeye ve Körfez ülkelerine yayılan terörizm, saldırı, tehdit ve Avrupa ile İran dışındaki ülkelere yönelik terörist faaliyetler de bölgede İran’a karşı bir ittifak oluşturulması ve müdahalede bulunulması için kanıt, gerekçe yaratıyor. İran’ın hakimiyeti ve Şia Hilali’nin güçlendirilmesi bölge üzerinde tehdit oluşturuyor. Bu nedenle Amerika öncülüğü ve desteğinde kurulan İran karşıtı ittifak ve İran karşıtı cephe daha da güçleniyor. Buna bağlı olarak dünyanın en güçlü ekonomisine sahip 7 ülkenin Fransa’da gerçekleştirdiği toplantıda da İran temel gündemdi. Toplantıda İran’ın balistik füzeleri ve hukuk dışı yollarla silah göndermesi gibi konular değerlendirilerek, İran’ın önünün alınmasına yönelik planlamalar gündeme geldi.

Kadınlar devrime öncülük edebilir

İran’daki ekonomik kriz ve ülkenin içinde bulunduğu kaos, halk için yaşam imkanını ortadan kaldırmış bulunuyor. Ayrıca İran’ın siyasi ve güvenlik durumu İran halkını zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Bununla birlikte halka kültürel ve siyasal asimilasyon da dayatılarak, halkın özgür yaşam imkanı elinden alınıyor.

Kadınlara hiçbir doğal ve insanı yaşam hakkı tanınmıyor, şeriat yasaları dayatılıyor. Şeriat yönetiminin, toplumun baskı ve saldırılarıyla karşı karşıyalar. Toplumdaki gerici kültür ve yönetimin egemenliği altında haklarından yoksun bırakılıyorlar. Oysa ki kadınlar İran’da en güçlü devrimci potansiyeli oluşturuyor. Kadınlar devrimci karakterleriyle İran’da sadece feminist ve özgürlükçü bir devrim değil, toplumsal bir devrime de öncülük edebilir.

Her toplumda radikalliği dinamizmi ile öne çıkan ve devrimci rol oynayan gençlik ise pasifizm ve umutsuzluk çemberinde bırakılıyor. Gençliğin potansiyeli heba ediliyor. Öğrencileri araştırma ve bilimle güçlendirmesi gereken üniversiteler gençleri ajanlaştırmak istiyor. Üniversitelerin bilgi ve birikim düzeyi oldukça düşmüş durumda. Buna rağmen son dönemde üniversiteler protesto gösterilerinin merkezi haline geldi. Son gösterilere öncülük eden birkaç üniversite, kendilerini pasifize etmeye çalışan bu siyaseti boşa çıkardı.

Örgütsüzlük ve dağınıklık direnişi kırıyor

Beceriksiz mafya yönetiminden kaynağını alan ekonomik krizin işçi, emekçi ve memurların yaşamı üzerindeki etkileri gün be gün daha derinden hissediliyor. Ekonomik krizin ağırlığı bu kesimlerin ekonomik gücünü minimalize ediyor. Ekonomik güçteki düşüş, kriz düzeyine ulaşmış durumda. Bundan rahatsızlık duyan İran toplumu çaresizlik içinde. İktidara karşı direniş gücünün dağınıklığı ve örgütsüzlüğü nedeniyle toplum güç kaybediyor. İran toplumu bundan rahatsızlık duysa da örgütsüzlük ve dağınıklık iktidara karşı direnişini kırıyor. Yine de halkın umudunu yitirmediğini, ayakta olduğunu, başkaldırdığını görüyoruz.

İran yol ayrımında 

İran’daki yönetim gerçeği, siyasi ve ekonomik durumdan kaynağını alan ve Amerikan ambargosuyla da ilişkili olan bu krizin önünün alınabilmesi için başlıca iki yol buluyor. Ayrıca İran’daki iç kaos ve tepkiler ile dünya güçlerinin tavrı da İran’ı yol ayrımına getirmiş bulunuyor. Ya sistemin korunması için kurumları ve sistemi içinde reform yapmak zorunda kalacak, ki bu zihniyetle sistemde değişim yaratması mümkün görünmüyor. Reform için oldukça geç kalındı, çünkü halkın istemleri bu senaryonun önünde yer alıyor. Ya da ikinci bir yol olarak sistemi ve tüm kurumlarını militarize edecek. Büyük ihtimalle ikinci seçenek İran’ın yaşadığı gerçeğe daha uygun. Çünkü İran gücünün gösterişi, halktan ve toplumdan uzaklığı artık ihtiyaçlara yanıt vermiyor.

Buna rağmen İran yönetimi toplum üzerindeki baskı ve korku politikasında ısrar etmekten de çekiniyor. Demokratik ve seküler güçlerin bu durumdan yararlanarak yönetim için yeni, alternatif bir mekanizma oluşturmalarına fırsat sunmak istemiyor. Aksi halde bu kesimlerin İran’ın geleceğine ilişkin farklı projelerle hazırlanmalarına zemin sunacağını da biliyor.

Suriye’deki savaş cephesi Irak’a taşındı 

Heşdi Şabi’nin Irak’taki Amerika Büyükelçiliğine yönelik saldırısı ve özellikle Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ardından kriz derinleşti. Bu kriz bir süre daha devam edebilir. Amerika Kasım Süleymani’yi öldürerek İran, Rusya ve Çin’e açık bir mesaj verdi. Amerika Süleymani suikastiyle bölgede kalmak istediğini ve kendi çizdiği sınırlar dışında İran’ın öncülüğünü kabul etmediğini gösterdi. İran’ın içinde bulunduğu durum her yönüyle bir sıkışmışlığı ve daralmayı yaratırken, son yaşananlar bunu daha da kötüye götürebilir. Ukrayna yolcu uçağının İran tarafından düşürülmesi ve sivil katliam İran’ın daha zor bir noktaya taşıdı.

Gülünç senaryolarla Irak’taki iki Amerikan üssüne füze saldırısında bulunan İran askeri itibarını yitirdi. İran’ın daha önce yaptığı askeri tehditler asılsız çıktı.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte aslında Suriye’deki savaş cephesi Irak’a taşındı. Savaş cephesi İran sınırına daha çok yaklaşsa da, bu durum Suriye’deki savaşın bittiği anlamına gelmiyor. Belki Suriye’de savaş devam edecek ama Irak’taki savaş cephesinin sonuçlarının ne olacağı bilinmiyor. İran’a karşı savaş daha şiddetli ve kapsamlı bir hale gelirken, İran daha köklü çelişkilerle karşı karşıya kalıyor. İran bu savaşın tansiyonunu düşürmek için Rusya ve Çin aracılığıyla çaba sarfetse de bundan sonuç alması muhtemel görünmüyor. Amerika’nın İran karşıtı anlaşmaların ciddiyetini gösterebilmek için İran üzerindeki baskılarını arttırarak daha ciddi bir düzeye taşıması ihtimal dahilinde.

Rusya ve Türkiye için fırsat doğuyor

Ortaya çıkan bu durum Rusya’ya bölgede rol oynaması için fırsat sunuyor. Rusya, Amerika ile İran arasında bir savaşın çıkmasından yana değil. Fakat Amerika ve İran arasında olası bir savaşın çıkması durumunda Rusya’nın alternatif pratik bir rol oynama imkanı azalırken, Kürtlerin rolüne daha fazla önem verme ihtimali de var. Bu dönemde Amerika’nın İran’a yönelik askeri, direkt bir saldırı düzenlemesi çok öngörülmüyor ama Amerika farklı yöntemlerle İran’ı baskı altına alarak, İran karşıtı cepheyle ittifaklarını güçlendirmeye çalışacaktır. Buna karşı bölgedeki güçlerle anlaşmalarını geliştirmek isteyen İran ise bu durumda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacak.

Bu durumdan kazançlı çıkacak olan da Türkiye olacak. Türkiye bölgedeki hegemonyasını genişletmeye ve Kürtlerin rolünü sınırlandırarak, Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye çalışıyor. Türkiye amacı olan Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmak için Güney Kürdistan’da PDK, bölgedeki sünni kesimleri ve Türkmenleri kullanarak savaşı yaymayı planlıyor. Şüphesiz Türkiye amacına ulaşmak için Güney Kürdistan’ı savaş meydanına çevirmek ve buradaki krizi derinleştirmek istiyor.

Kürt halkı doğru politika yürütmeli 

Buna karşı Kürt halkının bu tarihi ve hassas süreçte ulusal birlik ve doğru ittifaklar temelinde diğer halklarla birlikte bölgedeki siyasi aktörlere karşı doğru bir politika yürütmesi gerekiyor. Kürt halkı ve özgürlük yanlısı halkların düşmanlarının yaptığı planların boşa çıkarması için bu oldukça önemli. Özgürlük isteyen halkların öncülüğü ve özgürlük paradigması çerçevesinde mücadelenin büyütülerek eski statükocu sisteme karşı başarı kazanmak ve halkı dünyadaki kaos ve çatışmalardan korumak için de önem taşıyor.

* Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eşbaşkanı

Yazarın diğer yazıları

    None Found