Irkçı vandallar, Efrîn’in su ve gıdalarına zehir mı kattı?

Kürtlere karşı Türk, Arap, Pers ittifakı, Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi" romanının hikayesini andırıyor. Maquez’in hikayesinde, Pazartesi günü işlenecek bir cinayetin muhtemel katili, kurbanı, hatta olay yeri bellidir. Ama kasabanın polisi dahil, kimse müdahale için, bir söz söylemiyor, yerinden de kıpırdamıyor.

Katil, huzur içinde cinayet işliyor…

Kürtler, şimdi bu durumdadır. Türk devleti, dünyanın gözü önünde, Kürdistan’ın üç parçasına da dalışlar yapıp soykırım provası niteliğinde, cinayetler işliyor.

Bütün dünya da, olanları Marquez’in kasabalıları gibi lal sükutluğu, felçli hareketsizliğiyle, uzaktan seyrediyor. Dünyada, “cinayetler işliyorsunuz" diyen yok.

Hal böyle olunca, Türk devleti sırasıyla bütün parçalara dalıyor, huzur içinde cinayetler işliyor.

Güneyin Kürdistan’a dost ve kardeş diye diye yanaştılar. Onları, öteki kardeşlerinden de ayırdılar.

Sonrasını gördünüz, “bağımsızlık istiyor musunuz?" referandumundan hemen sonra, “beni ilgilendiren ne?" demeden, utanıp sıkılmadan sınırları tutup, cenk havasında, ablukaya geçtiler.

 “Dost ve kardeş“ şimdi, cellattı. Paraları da gasp edilmişti.  

Bu arada, öteki yeminli Kürt düşmanları Irak ve İran’ı da örgütleyip üçlü cephe kurmuş, ortak askeri manevralar, Irak bayrağı altında hücum olarak gelişmiş, Kürt kazanımları budanmıştı.

Şimdi ise kargaşa rüzgarları körükleniyor. Yaşanan ekonomik krizden sonra Kürdistan yer yer yanıyor. Sokaklarda kan akıyor.

Telefonda, bir dostun sesi:

"Ortalığı yakıp yıkanların başında, yüzü tanıdık Türkleri görüyorum. Amaç mı? Krizi derinleştirip el koymaya gerekçe hazırlamak…"

Olur mu? Türkler Güneye el koymaya kalkışırlar mı? Olmaz, olamaz…

Referandumdan, kendine müdahale görevi çıkaran utanmaz, bunu niye yapmasın ki…

Ve Suriye: Ülke, Türk devletinin sınırdan geçirdiği İslamcı haydut çetelerine verdiği silahlarla yanıyor, yıkılıyor, toprakları insan kanıyla sulanıyordu. Orada insanlık yerde kanarken, Recep Erdoğan, durumdan hoşnut ve mesut olarak meydan meydan segirtip “katil Eset" diye bağırıyor, Suriye’ye sevk edilen katillere, hırsız ve tecavüzcülere moral veriyordu, 5 Eylül 2012 tarihinde de, müjde veriyordu:

“İnşallah, en kısa zamanda Şam’daki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün yakındır. İnşallah Emevi Camii’nde namazımızı kılacağız. Bilali Habeşi’nin, İbni Arabi’nin türbesinde, Süleymaniye külliyesinde, Hicaz demir yolu istasyonunda, kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz."

Erdoğan Suriye’yi kana ve ataşe boğarken Kürtler, haydutların hücumuna karşı, örgütlenip savunmaya geçmişlerdi. Bu sayede, kayıpları azdı. Şehir ve köyleri ayakta…

Ama Erdoğan, hemen ardından, Kürtleri namluya oturtmuş, İslamcı teröristler üstlerine salmıştı. Kürtler ise yokluktan mucize yarattak direniyorlardı. Tarihe, yer yüzünün bir unutulmazı olarak, dünyada yankılanan Kobanê direnişini nakşettiler. 

Türk devleti, bundan sonra müttefik arayışına girişti. Uçağını düşürüp sövüp saydığını Rusya’ya sığındı. Uçağa karşılık yüklü bir tazminat ödeyerek, Batıya, onun askeri varlığı NATO’ya da sırtını dönerek destek alma taklaları attı, atıyor…

Rusya, şimdi bölgedeki çıkarlarını riske atıp Kürtlerin karşısına dikilir mi bilinmez, ama Erdoğan rejiminin, NATO üyeliğine ek olarak, eski düşman İran, Irak‘la Suriye’nin de içinde yer alacağı, Kürt karşıtı bir askeri cephe kurma çabası hız kesmiyor.

Erdoğan amaç uğruna, yere bütün tükürdüklerini yalayıp yutuyor. Utanma yok. Mide ise sağlam…

Daha düne kadar, adı “katil“ diye anılan Esad da, artık “cani, katil" değildir, dilinde.

Devletin “vahşi yüzüne" kısaca, “derin devlet“ deniyor. Buna “yer altı devleti" diyenler var. Çünkü her türlü, kirli, karanlık, kanlı döngüler burada çevrilip döndürülüyor.

Eski “faili meçhul cinayet"lerin şeflerinden Meral Akşener’in destekçisi Yeni Çağ gazetesinin yazarlarından Ahmet Takan, derin mahfillerin yabancısı değildir. “Has adam" sınavını geçtiği için Abdullah Gül’e bile danışman olmuştur.

“Derin istihbarat" kaynaklarıyla irtibatlı olduğu ise yazdıklarından bellidir. Ahmet Takan, dünkü yazısında Erdoğan’la Esad’ın öpüşme anının yakın olduğunu, bu amaçla görevlendirilen iki heyetin, bu ay içinde Esad’a gedeceğini yazıyordu.

Takan, Esad’la yeniden kardeş olma çabalarının yeni olmadığını, Rusya lideri Putin‘in Ankara ziyaretinden önce, bu konuda önemli yol kat ettiğini söylüyordu. Karşılıklı olarak birbirine katil diyenlerin, Kürt kırımı konusunda, bir birine yanaşıyordu. Esad, ülkesi ve halkının katili ilan ettiği adamı öpmeye hazırlanıyordu. Ancak, Kürt cinayeti için yalvaran Erdoğan’dı.

Ahmet Takan, şöyle diyordu:

“Suriye Devlet Başkanı Esad’ın PKK uzantısı PYD’yi "vatan haini" ilan etmesinden, Türk kamuoyu önceki gün (Pazartesi) akşam saatlerine doğru haberdar oldu. Aynı gün, Kilis’in hemen karşısında Suriye’nin Efrîn bölgesinde ise gece saatlerinde çatışmalar meydana geldi. Gece boyu bomba ve patlama sesleri Kilis’ten duyuldu. Bölgedeki askeri kaynaklar, Efrîn’deki hareketliliği doğruladılar. Sınırdaki birliklerimizden Efrîn’deki PKK/PYD teröristlerinin bulunduğu yerlere yoğun topçu atışları yapıldı."

Takan, aynı yazıda Erdoğan rejiminin Kürtlerin topyekün imhası söz konusu ise eğer, hiç bir vahşetten çekinmediğini de şu sözlerle açıklıyordu:

“Bölgedeki güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, Efrîn’de özel bir güvenlik ve istihbarat ekibimiz var. Efrîn’deki gıdaların zehirlenmesinden içme sularının kullanılamaz hale getirilmesinden şüphe ediliyor."

Bu bir insanlık suçunun ifşasıdır. Duymayanlar siz de duyun!…

Yazarın diğer yazıları