İşgal ve beden politikaları

Türkiye’nin Kuzey Suriye işgal planını uzun bir süredir gündemine almıştı. Bunun için uzun bir diplomasi süreci işlettiği gibi, türünden eril iradeyi ortaya çıkaracak her türlü söylemi ve eylemi de Türkiyeli halklar ve kadınlar üzerinde uygulamaya çalıştı. Türkiyeli halkları ve kadınları eğer kıvama getirmeseydi işgal planlarını hayata geçirmesi mümkün olmayacaktı. Bu nedenle ülke içinde Emine Bulut gibi erkekler tarafından katledilen kadınlar, “bademleme” gibi çirkin kavramlar üreterek çocuk istismarlarını meşrulaştırdı. Önce kadınların bedenleri erkekler tarafından işgal edilerek, demokrasi ve özgürlüğe tecavüz edebileceğini doğal olarak düşünüyordu.

Ülke içinde toplumsal barış varsa komşuya saldırının olabilmesi mümkün değil. İçeride tıkanmış, toplumu sürekli baskı altında tutan bir iktidar ancak çevre yapılara saldırarak milliyetçi duyguları üretebilecek bir sistemi örgütlemek zorundadır.

AKP-MHP rejiminin yaşadığı da tamamen budur. İçeride kadınların, çocukların ve doğanın bedenini işgal ettikçe, çevreyi de buna endeksleyecek yolu açabilir. Kaldı ki şimdi işgal saldırısı da başladı. Serêkaniyê, Qamişlo, Grêsipî, Amudê, Dirbesiyê, Tirbesipî, Derîk; bütün Kuzey Suriye sınır hattında çatışmalar var. Türk devleti özgürlük ve demokrasi adına nerede ne varsa saldırmaktan yana olduğunu açıkça ilan etti. İşgali desteklediklerini ifade eden beyanlarını yaptılar. Artık yıldızlı pekiyi karnelerini aldıklarını düşüneceklerdir.

İşgal saldırısı ile birlikte Türkiye sokaklarında mehter marşı çalmaya başladı, camilerden fetih sureleri okunuyor. “Kürt’ü, yok edeceğiz, yıkacağız evlerini başlarına” demeye başladılar. Peki işgal destekçileri gerçekten bu işgalin sadece Kürtlerin evlerinin başına yıkılmasıyla sınırlı kaldığını mı düşünüyor?

Hiçbir Türkiye vatandaşı Emine Bulut’un çocuğunun gözleri önünde katledilmesini sadece Emine Bulut’un eski eşine bağlamamalı. Ensar Vakfı yöneticilerinin onlarca çocuğu istismar etmesini sadece o kurumun yöneticilerine bağlamamalı. Kadınların bedenleri işgal edilmedikçe, toprakların işgaline izin verilmez. Bu işgale karşı durup direniş gelişirse ancak bedenlerimize karşı yapılan saldırılara dur diyebiliriz. İşgali normalleştiren her söylem, kadınlara taciz, tecavüz, ölüm olarak döneceği gibi çocuklara istismar olarak dönecektir. İktidar kendi varlığını koruyabilmek için kendini yeniden üretmek zorundadır. İktidara uyumlu birey ve toplumu oluşumu için kişileri koşulları bu koşullama sonucunda iktidarın söylemleri doğrultusunda kadın-erkek ilişkileri örülür. İnsan-doğa, yetişkin-çocuk, yaşlı-yetişkin, ekonomi, sağlık vb artık toplumda nasıl bir ilişki varsa, o ilişki iktidarın söylemiyle günlük yaşamını devam ettirir. İktidar başkasının malına göz dikiyorsa, birey de komşusunun malına göz diker. Yönetici başkalarının topraklarına göz dikiyorsa erkek de kadına tecavüzü, öldürmeyi kendine hak görür.

Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Türkmenlerin, Çerkeslerin özgürce yaşadığı kadınların özgür yaşam ve irade koşullarının oluştuğu Kuzey Suriye toprakları işgal edilsin ama benim Türkiye’de özgür ve demokratik bir yaşam imkanım olsun demek en hafif deyimle naif bir düşünce olur.

Bu işgal senin de evinde huzur içinde yaşayamayacağın bir yaşama doğru yol alışın olacaktır. O nedenle savaşa dur demekle değil, işgalin karşısında durmakla, AKP-MHP rejiminin tüm uygulamalarına karşı çıkmakla olur.

Yazarın diğer yazıları