İşgalci postundan ‘şehit’ çıkar mı?

Türk ordusunun “şehit ilan” bürosu, uzunca bir zamandan beri, sessizdi. Medya, “yüreğimize bir kere daha ateş düştü” anonsları yapmıyordu.

Ve dahası, cami avlularında ölüye yaslanarak, ölümü ve öldürmeyi kutsama goygoyculuğunu, yandaş avlama yemi yapan “İrecep giller” de, bir süreden beri “intikam, nerede bir Kürt varsa, oraya kadar kan” naraları atmaya ara vermişlerdi.

Ama, televizyon kanalları, insanı insanlıktan çıkarıp vampir ruhunu aşılamak istercesine, hep birlikte öldürmeyi kutsamaya devam ediyorlardı. Sabah saatlerinde, günün normal program akışını anons edercesine, Türk savaş uçaklarının havalandığını haber veriyor, ardından Türk halkına düşman ölümünü müjdeliyorlardı:

“Teröristlere ağır darbe indirildi. Barınakları, mağaraları başlarına yıkılıp yerle bir edildi. Çok sayıda ölü var.”

Pontus’un dönmüş dönekleşmiş oğlanı, bu anonsun hemen ardından başını gösterip görüntü oluyor ve “Allahın izniyle PKK’yi bitirdik” diyerek, olayların dibacesine noktayı koyuyordu.

Gelgelelime, “Şak-Tak Paşa”dan beri, Türk’e Türk propagandası tertibinden öldüre öldüre bitirme nakaratı, bu kez bir gün bile sürmüyordu. “Yaktık, yıktık, yerle bir ettik” denilen yerler, ertesi gün yeniden bombalanıyor, “bitirdik” denilen gerilla da, ötede ateşlediği silahıyla adeta nanik yaparak, onlara ölü toplatıyordu.

Ama ölülerini gizli tutuyor, sessiz, sedasız gömülüyorlardı.

Sonra ne oldu, ne değişti, Recep gillerin, cami avlusunda ölü sandukasına yaslanıp nutuk atma, ölü sevicilikleri hortladı her neyse. Ordunun “şehit ilan” merkezi birden bire çalışmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta sonunda, bir günde, ardı ardına iki açıklama ile iki çatışma ve ölü toplamı açıklandı. Birinci açıklamaya göre, Kuzey Suriye Azez’de bir yüzbaşı “şehit” düşmüş, bir yarbay da ağır yaralanmıştı. Güney Kürdistan’ı işgal gücünden de üç asker “şehit”ti.

Ben ölü rakamı üzerinde durmayacağım. Çünkü, yalan birinci erdemleridir, bunların. Var olanı yok, yoku var göstermektir, işleri.

Ben bu yazıda, “şehitlik” olgusu üstünde durmak istiyorum. Çünkü, bu kavramı öylesine aşındırıp sıradanlaştırdılar her şey öylesine çığırından çıkardılar ki IŞİD’çi istilacı katiller, hırsız ve tecavüzcüler bile şehittir, artık.

Bu şiraze aslında İran-Irak savaşında patladı. Çünkü orada ölen herkes, “şehit”ti. Saddam Hüseyin, yoksulları askerliğe ve İran cephesinde savaşmaya özendirmek için, cephe gerisinde hırsızlık, tecavüzcülük, savaş alanında ölü soyuculukla meşgulken vurulanları da “şehit” ilan ediyordu.

Ve tabii, Saddam’ın şehitleri ayrıcalıklıydı. Bizzat, cenaze törenlerine katılıyor, Recep gibi ölümü ve öldürmeyi özendiren nutuklar patlatıyordu. En önemlisi, daha cenaze kalkmadan, ölü evine kamyon yanaşıyor içeriye un, şeker, pirinç çuvalları taşınıyordu.

Saddam rejiminin “şehidi ödüllendirmesi”, bu kadarla kalmıyor, geride kalan anne, babasına yeni bir ev armağan ediliyor, maaş bağlanıyor, çalışma çağındaki yakınlarına iş veriliyor, dul eşini de unutmuyor, ona yeni bir eş bulunuyordu.

Onun için, Saddam hiç asker sıkıntısı çekmiyordu. Ailesini sefaletten kurtarmak isteyen gençler “Saddam, sana can feda” diye diye askerliğe, dolayısıyla ölüme koşuyorlardı.

Türk devleti de, bu yolda. İşsiz, mesleksiz Türk gençleri için, paralı (kiralık) askerlik bir kurtuluş yoludur. “Şehit” olanın getirisi de az değildir. Geride kalan aileye ev, çalışmak isteyene iş, yaşlılara maaş…

Dolgun maaş ve şehitlik ödülleri, iyi kazanç…

Ama artık, nerdeyse üniformalı her ölü şehit sayılıyor. Bu satırların yazıldığı sırada, trafik kazasında ölen bir polisi de, medya “şehit” ilan ediyordu. Her halde Recep Erdoğan, onun cenazesinde de ölmezlik nutkunu patlatacaktır…

Önüne çıkana şehitlik, yani muktedir eliyle, ona buna cennet yollarını açma…

Oysa, hiç bir muktedirin bu kandırmacağı oynamaya hakkı yoktur. Şehitlik üzerinden gidilerek cennet, her gelene bağışlanacak bir mekan, mahal değildir, dini kitaplara göre. Yer yüzünün bütün din kitapları, bir ölünün şehit sayılmasının kıstaslarını kaide ve kurallarını sıralamaktadır.

Ben kısaca özetleyeyim, baş kıstası: İstilaya, işgale uğrayan ülkesi, halkının hak ve özgürlükleri ile onuru uğrunda ölenlere şehit denir. İşgalciler, şehitten sayılmıyor. İşgalciler masum ve mazlumlarını kanına ekmek doğramaya koşanlardır, çünkü. Hak ile özgürlük gaspçıları, yasakçı teröristler…

Bu tipler, öbür dünyada cehennem bekçisi zebaniler bekliyor, melekler değil…

Sahi, Türk askeri kuzey Suriye’de, Güney Kürdistan’da ne kaybetti de, onu arıyor? İşi ne orada? İşgalci, hak, özgürlük, emek gaspçısı değil mi kendisi? İşgalci postundan şehit çıkar mı, hiç?

Yazarın diğer yazıları