İşgalin Kürdistani meali

Denklemde bilinen bilene uzak. Kürdistan bir sömürge ve sömürgecilerin divanında postalların dibine kurulmuş yüklü bir tuzak. Sınır gayri meşru kayıtlarda dörde bölünen bir misak. Şimdilerde kırım hükmü verilen özgürlük dokulu bir varlık… Ve en değerlilerini alan toprak şimdi elemini erdeme süren bir şafak… Berbang yıldızının doğduğu bir şafak hem de… Ay ve güneş ile aynı gökyüzünü paylaşan berbangın ışığını kuşanan bir şafak…

Ve bu şafağı karartmak için pusuda bekleyen sayısız mihrak… Ne Paris’e, ne Kartaca’ya ne de Filistin’e benzemeyen bir ilhak… Çöllere tenkil, her tür teknik ile tedribi sabit, katli vacip, kırımı münasip, ilanı içindeki ayrıksı ot ile müteşekkil olan bir işgal…

Renkli listelerde güzel bakan gözlere, Dicle ile Fırat arasında yeşeren alternatif sisteme, umudu diri tutan dağlara, dünyaya iyiliğin de örgütlenebileceğinin bilgisini veren ve iyiliğin anlamsal ve yapısal dokusunu oluşturan kadınlara karşı amansız bir işgal… Devletli sisteme hiçbir zaman içi ısınmayan, tarihteki bütün adları ile Subaru, Kurti, Guti, Lulu, Kusi, Kassit ve daha nicesi farketmeksizin konfederal sisteme inanan, halklar ve inançlar ile huzur içinde yaşayan, keşfettikçe farklı olanı evrenin diline ve birlikte yaşamanın erdemine varan, kadın ile erkeğin eş temsiliyetinde özgür bir yaşamı müjdeleyen Kürt’ün varlığına kasteden bir işgal.

Kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik aklımıza ne gelirse öyle… Yüzyıllardır süregelen… Başka işgallere benzemeyen. Ruhta, beyinde, yaşamda hücre hücre konumlanan. Ağaçtaki kurttan, heveslerinin girdabında yitenden, egemen ulusun yatağında soy devşirenden, sahte yaşama tenezzül edip ulusal değerlerini satandan, yapabileceğinin yüzde birini bile yapmaktan feragat eden ama minnet bekleyenden beslenen bir işgal… Yaşamını sömürgenin dili ile kuran ama anadilini sermaye edinip satanın ikiyüzlülüğü ve popülizmi ile kurumlaşan işgal. Uğruna herşeyini feda edenlerin koruduğu Kürdistani değerleri egosuna kurban etmekten gocunmayan Kabiller ile can çekişen Kürdistan…

Ve orada gözünü kırpmadan dünyanın en büyük tekniğine karşı insan iradesini kıble edinerek erkek egemen sistemin maskesini düşüren bir direniş. Erkekliğin DAİŞ’le güncellenen kodlarını deşifre eden, Kürt olmanın insan olma ile özdeş olan değerlerini anlatan… Sınır boyuna dizeceği siyah vahşi ordu ile dünyaya gözdağı veren tacirlere meydan okuyan… Dünyanın vicdanından başka başvuracağı adil mekanizması olmayan…

Sonra ekranlardan uzaklara bakan bir kadın. Eteğinde taşlarla Yadê Suad… Tankların önünde duruyor. Zozan ve Hevrîn’in annesi. Bağrına taş basarak… Bağrına bastığı taşı silah gibi kuşanarak… Sonra Şehit Aqibe ananın yol arkadaşları… Onu anlatıyorlar, umut dolu bir gülüş ile gözyaşımıza dokunarak… Kobanêli küçük bir çocuk işgalcilere karşı eylemini anlatıyor, heyecanı ile yüreğimizi sararak. Ve şehitlikte olan onca arkadaştan bahsediyor, yaşından büyük acıları sırtlayarak…

Umut hep yanıbaşlarında… Waşukanî’nin sessiz ezgisinde titreyen yüreklerinin acısına su serpiyorlar durmadan… Dilovan’ın, Tolhildan’ın, Zîn’in, Nûhal’ın gülümsemesinde yıkılan sahte dünyaya meydan okuyorlar korkmadan. Samimiyeti ve masumiyeti kuşanmış yurdumun işgal hali bir umut deryası aynı zamanda… Menkıbeler diziyorlar çocuklarına, Seyid Sadık’ta yediden yetmişe şehitlerine selam durarak…

Yazarın diğer yazıları