Işıktan bir can Nurcan

Hapishaneler sömürgeci, baskıcı, faşist rejimlerin kendi suçlarını gizlemek ve esir aldıkları insanlar üzerinden toplumu suçlu kılıp hapsederek orada ehlileştirmek için oluşturdukları özel hanelerdir. Kürtlerin varlık mücadelesinde hapishanelere dair akla gelen önemli şahsiyetlerden biri Nuri Dersimi ve onun ayaklarından zincirlenmiş olan fotoğraflarıdır. Nuri Dersimi büyük seslenişiyle bu zincirlenişin intikamını alır ve tüm Kürt gençliğine de intikam çağrısı yapar.   

Sonrası Önder Apo’nun Mamak zindanında kaldığı 7 aylık süreyi, aynı dönemlerde katledilen Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş gibi büyük devrim önderlerinin anısına sahip çıkmanın büyük asırlık özgürlük yürüyüşüne dönüştürmesinde biliriz hapishaneleri. Ardından 12 Eylül darbesiyle Kürt ve Kürdistan adına ne varsa yok etmenin vahşi cinnetinde olan sömürgeci Türk devletinin PKK Önder kadrolarına yaptığı işkenceler ve bu insanlık dışı işkenceler karşısında gösterilen tarihsel direnişi biliriz. Kemal Pir’in, Hayri Durmuş’un, Sakine Cansız’ın, Mazlum Doğan ve daha yüzlerce direnişçinin küçücük hücrelerde büyük vahşeti boşa çıkarışlarına tanık oluruz. Kürt ve Kürdistan davası şahsında özgür insan davasının savunulması için direnişin zerresini yaratmanın dahi büyük işkencelerle karşılık bulduğu Amed zindanlarında PKK’nin savunulması, Kürdistan tarihi açısından yüzyıla damgasını vuracak düzeyde varlık yaratıcısı olmuştur.

Önder Apo 21 yıldır zindanda, ve bu şubat ayıyla birlikte 22. yılına giriyor. Önder Apo’nun zindan direnişi zindan tarihindeki direnişlerden farklıdır. Direnişi zihniyet düzeyine çeken bir tutum sergileyen Önder Apo, bir anlamda, düşmanın istediği sahada değil de, kendi yarattığı sahada direniş göstererek düşmanı boşa çıkarmıştır. Mücadelenin yerini kendisi belirlemiştir. Bu, esareti baştan boşa çıkaran bir özgürlük adımıdır.

Önder Apo’nun zindan direnişi, zindanda ortaya çıkardığı yeni paradigma ve Kürdistan Devrim Manifestosu, 20. yüzyıl zindan direnişçiliğini 21. yüzyılda paradigmal olarak tamamlama anlamında benzersizdir. Şüphesiz zindanda Önderlik üzerindeki mutlak tecrit ve işkence sistemi, salt görüşmelerin olmamasıyla sınırlı değildir. Türk devleti Önderlikten görüşlerin dışarıya çıkmaması kadar, dışarıdan görüşlerin Önderliğe ulaşmaması için büyük çaba harcıyor. Dünya egemenlikçi sistemi ve onun bölgesel uygulayıcısı olan Türk devleti, Kürdistan özgürlük mücadelesi ve insanlık karşısındaki savaşını İmralı’da veriyor.

Zindan devrimciliğinin toplamı, yok edilmek istenen özgürlük onurunun korunmasına dayanır. Zindandaki her bir tutsağın her anı onur savaşıdır. Çünkü her an, her bir arkadaş şahsında özgürlük onuru, varoluş iradesi yok edilmeye çalışılıyor ve buna karşı an an özgür insan varlığı kanıtlanıyor.

Zindanlar karanlığı temsil eder. Kör hücreler zulüm ile zulmetin yani karanlığın birleştiği ve düşmanın kendini yaşatabildiği yerlerdir. Böyle yerlerde, yaşadığı anları özgürlük anına dönüştürebilen, o anlarda kendisindeki direnen özgürlük zerrelerinde insanlığın, bir halkın, direnen herkesin nefes aldığını bilen zindan direnişçisi, kendisi şahsında süren savaşın da insanlığın büyük direniş savaşı olduğunu bilir. Yaşadığı direniş anlarına yerleştirdiği zaferlerle, zindan karanlığında ışıttığı anlarla, aslında biz dışarıdakilerin gözlerinin karartılmasına karşı kendilerini ışık yaparlar.

Nafiye, ya da diğer adıyla Nurcan Bakır, içinde yaşadığı koşullara, onursuzlaştırmalara karşı sömürgeci faşist Türk devletinin tüm tecrit, baskı ve vahşi uygulamalarını protesto ederek şehit düştü. Adı Nurcan, ışıktan bir can. Karanlığın içinden gülüşüyle insanın içindeki karanlığa ışık düşüren bir direnişçi Kürt kadını. Kadınların her gün tecavüze maruz kaldığı, katledildiği ve ölü de olsa bedenlerinin ortadan kaybedildiği bir dönemde, Nurcan yoldaşın bu faşist soykırımcı, insanlık düşmanı sistemin gölgesinde yaşanmayacağı çığlığını herkes duymalı. Çünkü nurcan, kendisini ışık yaparak faşizmin mutlak tecrit ve baskı koşullarında, faşizme karşı direnilebileceğini, eylem yapılabileceğini ve özgürlük onurunu faşizmin esir alamayacağını gösterdi. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Yine ömrünün yarısını zindanda geçiren Hüseyin Polat, hastalığı bilinmesine rağmen tedavi edilmedi ve katledildi. Türkiye’de zindanlarda yüzlerce hasta tutsak var. Her birinin tedavi olması, daha önemlisi de zindan koşulları dışında yaşaması gerekiyor. Ancak Türk devletinin böyle bir zihniyeti ve uygulaması yoktur. Türk devleti kelepçeli beyin ameliyatı, kelepçeli doğum yaptıracak kadar insanlık düşmanıdır.

Türk devletinin faşist baskı ve uygulamalarının dışarıdaki insanlara zindandakilerden daha fazla sirayet ettiğini herkes bilmektedir. Şüphesiz zindanlar insanları tutsak etmenin model olarak belirlendiği yerlerdir. Ancak AKP-MHP faşist hükümeti dışarısıyla içerisi arasında fark bırakmamıştır. Dışarıdakiler daha fazla onursuzlaştırma, tecavüz, baskı ve zulümle karşı karşıya kalıyor. Bir defa en başta hiç kimse kendisi olamıyor. Tabi bu durum, dışarıdakini daha fazla direnişe ve içinde olduğu tutsaklığı, karşı karşıya kaldığı zulmü ortadan kaldırmaya yönlendirmelidir.

Toplamda, faşizm, insan varlığına, onuruna ve anlamlı yaşamına saldırıdır ve yıkılmalıdır. Faşist rejim tutsakları, tedavi, yemek, zindan koşulları gibi konular üzerinden eylem yaptırmaya zorluyor ama tutsakların bunların hiçbirini kabullenmeyişi, direnişlerini tümden tecridin kırılması ve özgürlük uğruna yapmaları, faşizme vurulan en büyük darbedir. İçinde onur vardır, içinde onun dayattığı şartlara göre istemlerde bulunmamak vardır. Şüphesiz kolay değildir, ama en anlamlı olandır. 2019 yılı boyunca geliştirilen zindan direniş eylemlerinin Kürt halkı başta olmak üzere tüm insanlığın onuruna sahip çıkma eylemi olduğunu herkes bilmektedir.

Nurcan Bakır yoldaşın bize eylemiyle söylediği gibi bu faşist soykırımcı sistemle yaşanmaz. Bu sistem yıkılmalı, zindan duvarları yıkılmalı, bu kara büyü bozulmalı ve bu faşist soykırımcı sistem sonsuza dek yok olmalıdır. Bunun için de biz dışarıdakiler, zindan direnişçilerine sahip çıkmalı, zindan direniş şehitlerini onların hakettiği şekilde karşılamalı ve gerçeğine göre yürümeliyiz.

Yazarın diğer yazıları