İslam tartışması ve Türk devlet geleneğine etkisi

Cihan EREN

İslam ile ilgili olumlu olumsuz gelişmeler söz konusu olunca bundan en çok Araplar ve Türkler etkilenmektedir. Arapların İslam ile birlikte kabilecilikten milletleşmeye doğru büyük değişim yaşadığı biliniyor. İslam Arap iktidarlarını da beslemiştir. Bu süreç dört halife döneminden Abbasîlere kadar kesintisiz sürmüştür. Daha sonra yozlaşan ve iç kavgalara giren Arap iktidarlar önce Haçlı daha sonra Moğol saldırılarıyla güç kaybetti. İslam ile iktidar sürdürecek yeteneklerini önemli oranda kaybetti. Tam böyle bir dönemde sosyal yapı itibarıyla İslam öncesi durumlarına benzeyen Türklerin Ortadoğu’ya akın etmesiyle bu defa Arap devlet geleneğinin devamcısı şeklinde Türkler İslam’ı ele geçirdi.

Türk İslam devlet geleneğinin oraya çıkışında dış saldırıların Ortadoğu’da yol açtığı iktidar boşluğu belirleyicidir. 1000-1260 döneminde Ortadoğu merkezli İslam coğrafyasına yapılan dış saldırılar İslam iktidar güçlerinin bölgeye yeni gelmiş Türkleri kullanarak kendini korumasına yol açtı. Türklerin yurt arayışı bu kullanmayı kolaylaştırdı. İki gücün birbirine muhtaç olma durumu aralarındaki ilişkileri stratejik noktaya taşıdı. Selçuklularla başlayan Osmanlılara kadar süren bu ilişki Türk etnisitesine ve iktidar güçlerine Araplardan çok daha fazla fayda sağladı. Emevilerin Bizans ve Sasani devlet geleneğini Arap kabile aristokrasisi yönetim kültürüne uyarlamasının eseri olan İslam devlet geleneğini sürdüren Türk iktidarlar, cumhuriyete kadar İslam aleminin maddi ve manevi değerlerini çıkarları için doğrudan kullandı. Karşılığında da İslam alemini Hristiyan devletlere karşı ‘korudu’.

Avrupa’da Hristiyan kültüre dayalı iktidar odaklarının ‘bilimsel düşünce’de yaşanan gelişmeleri sosyal, ekonomik ve siyasi alana uyarlayıp, 1500’lerden sonra model değişikliğine gitmesiyle, İslam’ı kullanan iktidarlarla aralarındaki çelişki ve çatışmaların, her iki ‘ümmet’ arasındaki etkileşimin yönünü ve şeklini değiştirmeye başladı. Hristiyan batı kültürünün dinle yenemediği Ortadoğu’ya karşı üstün gelmeye başlamasına yol açan bu yeni ‘devrim’, Osmanlı tutuculuğundan kaynaklı Ortadoğu İslam alemini ve hatta iktidar güçlerini son dört yüz yıldır yaşadıkları gerilemenin baş sorumlu yaptı. Laik Cumhuriyetle bir hamle yapmaya çalışan Türk iktidar geleneği, daha başta halklara ve inançlara Osmanlı’nın Hristiyanlara karşı esas aldığı ‘savuma refleksini’ devreye koyup bunu zaman zaman kafa taşçılığa varan ırkçılıkla beslemesiyle yeni sorunlara yol açtı. Sonuç günümüzde yaşadığımız gibi oldu.

Cihadist selefilik, Suudi merkezli Arap iktidar geleneğinin Türklere kaptırdığı iktidarcı İslam’ı yeniden ele geçirme hamlesi olarak okunabilir. Selefiliğin modern halinin Vahabilikten doğduğunu, Vahabilerin en başta Osmanlı Türkleriyle savaşa girerek Türkleri Arap coğrafyasından kovduğu biliniyor. Dolayısıyla Arap iktidar sınıfının, 1700’lerin sonlarından günümüze kadar selefilikle yeniden İslam’ı kullanma mücadelesi verdiklerini belirtebiliriz. El-Kaide’ye kadar tereddütsüz bir politika gibi görünen bu strateji, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ABD başta olmak üzere batılı devletlerin çoğunun desteğinde sürdürülünce, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere birçok çevrenin İktidar İslam’ına yönelmesine yol açtı. Çoğu çevre Ortadoğu’nun 21. yy’da İslamcı iktidarlarla şekillendirileceğine inandırıldı. Çünkü en az 1960’dan bu yana ABD, İngiltere, İsrail açıktan bu projeyi destekledi. Türkiye’de Gülen Cemaati, 12 Eylül askeri darbesinin önlerini açtığı, eserlerinden biri Erdoğan ve AKP olan iktidarlara taban yaratan dini cemaatler böyle bir politikanın eseri olarak güç haline getirildi. Mısır İhvanı ve Hamas hakeza.

DAİŞ’in vahşiliği, faşistliği ve talancılığı, Kürtlere saldırması ve Kürtlerin öncülüğündeki halkların ortak mücadelesi ile askeri olarak yenilgiye uğratılması en başta Arap iktidarlarını düşündürmüş olmalıdır. DAİŞ İslam’ını Türk devletinin de yoğun kullanarak selefi Arap iktidarlar ile arasındaki Kürtleri ve Kürdistan’ı tarihten silmek istediği çok net ortaya çıkmıştır. Sonuç iktidar İslam’ının selefi biçiminin hüsranı oldu.

Arap iktidarlar El-Kaide, DAİŞ vb örgütlerde gördüğümüz İslam anlayışından ve onu desteklemekten vazgeçmeyi tartışıyor. Suudi devletinin daha önce ‘ılımlı İslam’a geçiyoruz’ demesi, bir kaç gün önce Mekke’de yapılan ve Medine sözleşmesine vurgu yapan sonuç bildirisi ile tamamlanan toplantı böyle bir değişimin işaretleri oluyor.

Araplar içindeki böyle bir gelişmeyi en çok Türklerdeki iktidarcı İslamcılar istemez. Arap iktidar gericiliği, güçsüzlüğü Türklere kolayından devlet ve iktidar vermiştir. Arap iktidar güçlerinin İslam’ı kullanma biçimi ve yeteneği doğrudan Türkleri ve devletlerini ilgilendirmektedir. Olası bir yumuşama, özelikle de Sayın Öcalan’ın Medine sözleşmesini dikkate alarak İslam’daki demokratik değerleri öne çıkarma temelinde dile getirdiği Demokratik İslam ve Kültürel İslam derinliğindeki bir içtihadın sonucunda yaşanacaklar Türk devletini ve bu devletten beslenen cemaatleri çok ciddi zorlayacaktır.

2012’den sonra sinyali verilmiş ‘Selefiliği terk etme’ Türk iktidar İslamcılarını daha ilk günden zorlamıştır. Erdoğan AKP’nin Kürt halkına laik Kemalistlerden daha çok düşmanlık etmesi, Kemalistlerin aklına gelmeyen vahşiliklerde bulunması belirttiğimiz zorlanmanın etkilerinden sayılmalıdır. İslamcı Türk iktidarlar ‘atalarımız Osmanlı’da Kürt sorunu yoktu, Kemalistler yarattı, biz kendi yöntemlerimizle çözeriz’ dercesine varlıklarını Kürtlerin soykırımına bağlamıştır. Kürt soykırımını tamamlayarak Ortadoğu’da oluşmuş Türk İslamcı iktidar biçimini sürdürmek istiyorlar. Böylece ‘perde arası’ dedikleri laik cumhuriyetten kurtulup neo-Osmanlı’yı kurmuş olacaklarını düşünüyorlar. Ancak iktidar İslam’ının yaratıcı sahiplerince tartışmaya açılması kendilerini müthiş korkutmaktadır. Erdoğan’ın Suudi prense saldırısının altındaki nedenlerden birinin de Suudilerin İslam’daki yeni arayışları olduğunu bilmek gerekir.

‘Türk İslam’ı’nın kapasitesi dardır. Ne bir yeniliği engelleyebilir ne de bir yenilik yaratabilir. Bunun için kendilerini kurtaracak tek şeyin Kürtleri bitirmek olduğunu düşünüyorlar. Bunun için Erdoğan ve AKP son saniyelerine kadar da Kürtlere her türlü düşmanlığı yapmaktan kaçınmayacaktır.

Kürtler demokratik İslam içtihadını geliştirirse Türk egemenler İslam’ı bir daha kolay kolay kullanamaz. Din istismarı son bulur. Bunu bilen Erdoğan-AKP en çok da Kürt Müslümanlara düşmanlık ediyor. Kürt alimlerini böyle bir hizmetten alı koymak için münafıkça saldırıyor.

Yazarın diğer yazıları