İslam’da ırkçılık milliyetçilik

Irkçılık ya da asabiyet: Irk kelimesi Arapça’da “kök, bitkinin gövdesi, yaprağın sapı, damar, asıl, irsî özellik, nesep, menşe, ata” gibi anlamlara gelir (Lisânü’l-’Arab, “ark md.; Tâcü’l- arûs, “ark” md.). İbn Manzûr’un naklettiği bir beyit eski Araplar’da ırk kelimesinin “soy üstünlüğü ve asalet” anlamında kullanılabildiğini göstermektedir. İslamî dönemde buna yakın bir anlamda, fakat çoğunlukla reddedici bir yaklaşımla yine bir Câhiliye dönemi kavramı olan asabiyet kullanılmaktaydı. Ancak bu kelime, çağdaş bir kavram olan ırkçılığın anlam genişliğinden uzak olup, genellikle kabilecilik çerçevesinde bir içerik taşımaktadır. Irkçılık, bugünkü Türkçede ve Türkiye’de milliyetçilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Câhiliye döneminde modern anlamdakine benzer bir ırkçılık düşüncesi ve bunu ifade eden kavramlar bulunmamakla birlikte, genellikle asabiyet kelimesiyle ifade edilen güçlü bir kabilecilik ruhunu görebilmekteyiz. Bu dönemde aralarında baba tarafından kan bağı bulunan topluluğa “asabe”, bu topluluğun bütün fertlerini birbirine bağlayan topluluk arasındaki dayanışma duygusuna da “asabiyet” denilmekteydi. Câhiliye toplumunda bu duygunun kabile üyelerinin savunulmasına imkan sağlaması, yanında kabileler arasında asalet çekişmelerine, zulüm ve haksızlıklara, savaşlara yol açtığı bilinmektedir.

İslam dini ve Kur’an öğretisinde, insanların farklı ırklardan geldiğini, bu oluşmanın Yaratıcının iradesi ile gerçekleştiği belirtilmektedir. Bu bakış açısı, teorik olarak Kur’an’da ve hadislerde yer almaktadır. Peygamber sav ve Ashabı kiramı döneminde de, her ırk ve renk muhafaza edilmiş, korunmuş ve bu durumun bir üstünlük aracı, milliyetçilik ve ırkçılık olarak uygulanmasına şiddetle karşı çıkılmıştır. Çeşitli ırkların varlığı Allah’ın kudret ve ilminin bir işareti olarak yorumlanmıştır. Irklar arasında kurulan âheng, barışçıl ve eşitlikçi olmuştur. Bilal’in Habeşiliği, Salman’ın Farisiliği, Caba’nın Kurdiliği, Süheylin Rumiliği özellikle vurgulanmıştır. Din adına olabilecek, asimilasyonun önüne sed çekildiği gibi, asabiyet ve ırkçılıkta, yerilerek, İslam inancı karşıtlığı olarak gösterilmiştir. İyi ve güzel işler yapanlar övülmüş, kötü işler yapanlar yerilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’in mesajı evrenseldir; Kur’an, ırk ayırımı gözetmeksizin insanın yeryüzünde “halife” olarak yaratıldığını bildirmektedir. İnsanı dünya ve âhiret saadetine çağırmaktadır. Dil ve renk ayrılığı ile sosyal farklılaşmayı bir problem ve sorun olarak değil, Allah’ın rahmetinin eseri olan bir nimet, O’nun ilim ve kudretini ortaya koyan bir alâmet olarak öğretilmiştir.

Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir Peygamberi kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. (İbrâhîm 14/4)

Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu O’nun ayetlerindendir. Bunda bilenler için ayetler vardır. (Rûm 30/22)

Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kabilelere ve sülalelere ayırdık. Allah’ın yanında en iyi olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen’dir, Her Şeyden Haberdar’dır. (el-Hucurât 49/13)

Aynı şekilde Resûlullah Vedâ hutbesinde, “Ne Arap’ın Arap olmayana, ne de Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü vardır” (Müsned, VI, 411)  Peygamber sav, bu hitabı ile ırkî üstünlük zihniyetini temelinden yıkmayı hedeflemiştir.

Irkçılığın önemli bir tezahürü, nefret ve haksızlıkta yardımlaşma olduğu için Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim ırkçılığa (asabiyet) çağırarak yahut ırkçılıktan dolayı başkasına kızarak gayesi belirsiz bir topluluğun bayrağı altına girerse onun ölümü Câhiliye’deki ölüm gibidir” (Müslim, “İmâre”, 57; Nesâî, “Tahrîm”, 28; İbn Mâce, “Fiten”, 7).

Irkçılık nedir sorusuna Resullullah sav bu hadisle tam manada bir açıklık getirmiştir: “Asabiyet bir kişinin kavminin haksız davranışına arka çıkmasıdır” (Müsned, IV, 107, 160; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 112

Türk İslam sentezcileri, Arap ve Fars-İslam sentezcileri tarihte ve günümüzde bu sorunu ciddi bir çarpıtma ile tersyüz etmiş/ etmektedirler. Tarihte birçok milleti, jenoside tabi tutarak katlettiler. Birçok milleti yeryüzünden sildiler. Asabiyetin ve ırkçılığın zirvesini yaşattılar/ yaşatmaktadırlar. Kendi fıtri ve doğuştan olan haklarını arayanları ırkçı, ve kafir ilan ederek izole ettiler. Kürt milleti haklı ve fıtri haklarını istediği için, yıllarca vahşet zulümlerle bastırmaya çalıştılar. İslami ve insani haklarını gasp edenlere karşı kıyama kalktıkları için, cami mibmer ve mihraplarından ırkçı ve kafir ilan edildiler. Tv ve gazetelerde terörist olarak damgalandılar. Kürtçe konuşanı linç ettiler. Kürt’e haklıdır diyeni zindanlara tıkadılar. Kürt’ün dilini, kültürünü yasakladılar. Kürt’ün dilini ve kültürünü aşağıladılar/ aşağılamaya devam etmekteler. Nerede bu milletin hakkını savunan varsa susturmaya çalıştılar/çalışıyorlar. Para, askeri güç, dini-İslam’ı, diplomasiyi aklınıza ne geliyorsa kullandılar. Asimile ettiği Kürt’ü de Kürt’e karşı kullandılar.

Hak arayan Kürt’e ırkçı diyenler, “Bir Türk dünyaya bedeldir, Ne mutlu Türküm diyene”, cümleleri ile ırkçı faşist bir ideolojik yapılanma oluşturdular. Zalim ve zorba olan bu ırkçılar ucube ırkçı bir toplum şekillendirdiler. Bunların safında olanlar ayet ve hadislere göre tarihin en kötü yalancı ve münafık ırkçılarıdırlar. Bunların bayrağının altına girenler, Cahilliye döneminde ölmüş ölüler gibidirler. Kendi zalim ve mücrim devletlerine arka çıkanlar gerçek ırkçılardırlar. Peygamber ne demişti: “Asabiyet bir kişinin kavminin haksız davranışına arka çıkmasıdır”

Bu haksızlığa ortak olanlar ırkçı ve asabiyet zihniyeti üzeredirler, buna karşı çıkanlar haklıdırlar ve ehli imandırlar.

Yazarın diğer yazıları