İsmi gibi Vicdan sahibiydi

Kaşanlı Ozan Vicdani, âşık geleneğinin son temsilcilerindendi. 70 yıllık ömründe yasaklanan onlarca kaset ve 500’e yakın şiir bıraktı. Şiirlerini ‘Yaşlandıkça Güzelleşen Aşk’ kitabında toplayan Ozan Vicdani’nin eşi Elif Sönmez, “O hep ismi gibi yaşadı” diyor.

M.Zahit EKİNCİ

“Bindokuzyüzkırkbir, kıtlık senesi 

Bu kirli dünyaya geldiğim zaman

Derviş hizmetiyle doğdum anamdan

Herhalde beş yıldı güldüğüm zaman”

Ozan Vicdani mahlasıyla tanınan halk ozanı Zeynel Abidin Sönmez, Maraş’ın Afşin kazasının Kaşanlı köylerinden olan Hatçepınar (Kanaxaçê) köyünde, 1941 yılında bu dünyaya gözlerini açar. 21’nci yüzyıl hakikatçı âşıklık geleneğinin son temsilcilerinden olan Ozan Vicdani, 13 Temmuz 2010 tarihinde aramızda ayrıldı.

Ozan Vicdani, bir şiirinde ancak 5 yaşına kadar mutlu olduğunu, bundan sonra da yaşamının hep çile ve meşakkatlerle geçtiğini söyler. Babasının ölümünden sonra annesi başka birisiyle evlenince Vicdani, ninesi ve amcası tarafından büyütülür. Yaşamını yitirmeden kısa bir süre önce Hamburg’ta görüştüğümüz Ozan Vicdani, üç aylık bir eğitimiden başka okul okuyamadığını dile getirmişti. Bundan sonraki hayatı köylük yerde çobanlık, kara sabanla çift sürme ve ev işlerinde aileye yardımcı olmakla geçer. Sinema ile ilk kez Maraş’ta karşılaşan Ozan Vicdani, seyrettiği filmleri gelip çocukluk arkadaşlarına anlatır. İzlediği filmlerin etkisiyle artist olma hevesiyle yazın köyde çalıştıktan sonra kışın İstanbul’a gider. Ancak yoksulluk küçük yaşta Ozan Vicdani’nin peşini bırakmaz. Üstelik doğru dürüst bir sanatı da yoktur. Dönemin en büyük ozanları olan Meluli Baba ve Erdem Babadan etkilenerek küçük yaşta üç telli saz öğrendi. Öyle ki köyde saz çalmayan hemen hemen hiç yoktur o dönemde. Saz, kutsal bir alet olarak her evin duvarında asılıdır.

Kaşanlı toplam dört köyden oluşmaktadır. Kaşanlı yöresinin kendisine has bir âşıklık kültürü ve geleneği vardır. Yüzyıllar boyunca yüzlerce halk âşığı bu topraklardan doğup hakkın ve hakikatın sözcülüğünü yapmıştır. Ozan Vicdani, Ozan Emekçi, Âşık Perişan Güzel, Erdem Baba, Meluli, Hasan Yıldız, Fırat İmirza bu sanatçılardan yalnızca bir kaçıdır.

‘Yöre yöre gezip saz çalardık’

Ozan Vicdani, 19 yaşına geldiğinde selvi boylu, narin bir kız olan eşi Elif ile evlenir ve ardından askere gider. Askerden döndükten sonra dönemin âşıkları ile beraber çevre illerde konserler vermeye başlar. Üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) gecelerine katılır. 1970’li yılların başında kendi deyimiyle “Denizci, Mahirci daha sonra da Kaypakkayacı” oluyor. Birçok sanatçı para karşılığında sanatını icra ederken Ozan Vicdani devrime katkısı olsun diye çıktığı gecelerden para almaz. Dönem, sol rüzgarın estiği bir dönemdir. Maraş, Adıyaman, Kayseri, Malatya çevresinde yapılan birçok etkinlikte solcu kimliğiyle sahne alınca devlet nezdinde arananlar listesine girer. 1980 yılına kadar eşi ve çocuklarıyla beraber Maraş, Antep ve Elbistan’da kalır. Çoğu zaman evinde bile yatamaz.

Vicdani Osman oluyor!

12 Eylül darbesi bir kasırga gibi esip insanların üzerine bir kabus gibi çökünce bütün gece, konser ve buna benzer tüm etkinlikler yasaklanır. Bütün sol örgütler hallaç pamuğu gibi dağılır ve herkes başının çaresine bakmak zorunda kalır. Ozan Vicdani de ailesinin geçimini sağlamak için semt pazarlarında iki sene boyunca işportacılık yapar. Devletin arananlar listesinde olduğu için ismini soranlara Osman der. 1982’de gözaltına alınır. Kendi deyimiyle “Maraş’ta anamdan emdiğim sütü burnumdan getirdiler” diyen Ozan Vicdani, 18 günlük işkencenin ardından cezaevine atılır. 8 ay cezaevinde kalan Ozan Vicdani hakkında 1980 öncesinde Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde bir konserde Kürt ve Kürdistan isimlerini telafuz ettiği için hakkında soruşturma açılır. 1984’te; yani aradan tam 8 yıl geçtikten sonra tekrar işlemiş olduğu ‘büyük suç’tan dolayı tutuklanır ve Sağmalcılar Cezaevinde 9 ay yatmak zorunda kalır. Sazının telleri ve mızrabıyla işlemiş olduğu suçlardan dolayı epey bir yokluk çeker Ozan Vicdani, ancak hiçbir zaman vicdan ve hakikat yolundan ayrılmaz. 1990’lı yılların başında kardeşi Ozan Emekçi’nin yardımıyla ailesi ile beraber Almanya’nın Hamburg kentine gelip iltica eder. Ölümüne kadar bu kentte kalan Ozan Vicdani, 1999’da boynunda çıkan bir tümör sonucunda ses yetisinin çoğunu kaybeder. Hasta olmasına rağmen yapılan tüm toplantı ve etkinliklerde yer alır. Zamanının çoğunu şiir yazarak geçirir. 13 Temmuz 2010 tarihinde don değiştirerek fani dünyadan hakikat dünyasına göç eden Ozan Vicdani, arkasında birçok kaset, dilden dile dolaşan deyiş ve beş yüzden fazla şiir bıraktı. Şiirleri daha hayatta iken Alevi Yazar Ali Köylüce’nin katkılarıyla “Yaşlandıkça Güçlenen Aşk” adıyla kitaplaştırıldı. Ozan Vicdani’nin deyimiyle bu fani dünyada onu yaşatacak olan “Yoloğlu” olur.


O hep ismi gibi yaşadı

Ozan Vicdani ile elli yıllık bir evlilik hayatı geçiren ve Hamburg’da yaşayan Kürdistanlılar arasında Elif Ana olarak bilinen Elif Sönmez, eşi Vicdani’nin ismi gibi vicdan ve merhamet timsali olduğunu belirtiyor. Kendisiyle sohbet ettiğimiz Elif Ana’ya, “O uzun boylu, ince belli kara gözlü Vicdani amcanın aklını başından alan kız siz miydiniz?” diye soruyorum. Gözleri doluyor. Hayatın tüm acıları gözyaşı olarak ömrümüze akıyor. Uzun bir süre sessiz kalıyor.

Sonra başlıyor anlatmaya: “Vicdani ile aynı köydendik. Çocukluk arkadaşımdı. Küçükken evcilik oynardık kendisiyle. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Büyüyüp serpilince birbirimizden hoşlandık. Ama evleneceğim hiç aklıma gelmezdi. Meğer o da beni seviyormuş. Tabii o zaman edep erkan diye bir şey vardı. Kimse öyle duygularını açıktan söylemezdi. Bir gün bana “Ben bu köyün selvi boylu, ince belli, kara kaşlı en güzel kızını seviyorum” dedi. Duygularını açıktan söylemediği için böyle konuşmuş meğerse. Gelip beni istediklerinde ben 13, Vicdani ise 18 yaşındaydı. Evcilik oyunlarımız gerçeğe dönüştü. Gençliğinde deli dolu bir insandı. Asla ne kimseye haksızlık eder ne de kimsenin haksızlığını kabul ederdi. Dönemin ağalarına karşı öfkeliydi. ‘Bunlar emeğimizi sömürüyorlar, kanımızı kurutuyorlar’ derdi. Tabii bu sözlerine fazla anlam veremiyordum. Bazen de deliliği tutar, bütün köyü birbirine katardı. Hatırlıyorum; bu yüzden bir keresinde silahlar çekilmiş, köy az kalsın birbirine girmişti.

Çocukluğundan beri saz çalardı. Çocuklarımız olduğu zaman onlara da öğretiyordu. Yoksul ama bir o kadar onurlu bir insandı. Baba tarafım varlıklı olmasına rağmen onlardan gelen hiçbir şeyi kabul etmiyordu. Anamdan bana gelen çökeleği bile ‘başkasının hakkı bunda var’ diyerek kabul etmedi.

Kadına çok büyük değer verirdi. Bırak bana el kaldırmayı, küçük tartışmaların haricinde kötü bir söz bile söylediğini hatırlamıyorum. Çevrede çok sevilen bir insandı. Okula gitmeden ilkokul diploması almıştı. Devleten çok zulüm gördü. Çoğu zaman arandığı için evine gelmezdi. Ama hiç yılmadı, bildiği yolda yürüdü.

Aynı zamanda çok şakacıydı. Onun bulunduğu ortamda hep sevgi, şaka ve şenlik vardı. Usta tiyatrocuları aratmazdı. Çok yoksulluk ve baskı gördü ama hayatta her zaman tutunmayı bildi. Almanya’ya geldikten sonra köklerinden koparılmış bir ağaç gibiydi. Hep memleket özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Bir gün tekrar doğduğumuz köy olan ‘Kanaxaçê’yi görebilecek miyim’ derdi. Mültecilik hayatı onu çok zorluyordu.

Altı çocuğumuz oldu. Oğlum Deniz Sönmez dağda şehit düştü. 1999’da Vicdani’nin boynunda tümör çıktı. Bu hastalıkla onbir sene yaşayabildi. Yüzbinleri ayağa kaldıran sesi birden kısılmıştı. Kısık sesle konuşurdu. Fısıltı halinde bile hep hakikatleri dilendiriyordu. Hep üretiyordu, şiirler yazıyordu. Evde yalnız kaldığında üç telli sazını dertli dertli inletiyordu. Yazdıkları şiirler Ali Hoca’nın (Ali Köylüce) katkılarıyla çıkınca bir çocuk gibi sevinmişti. Çocuklarım benim bel evladım, bu kitap ise yol evladım derdi. Canlı iken gitmediği köyüne tabutla götürdük. Dediğim gibi vicdan sahibiydi. Ve hep ismi gibi yaşadı.”


Çok geniş bir yelpazede eserler verdi

Ozan Vicdani ile yaklaşık 20 yıllık dostluğu olan Yazar Ali Köylüce ise şunları söyledi:  “Vicdani adını memlekette duymuştum. Ama Almanya’da kendisini tanıdım. Bir süre insanlık hizmetinde yol arkadaşı olduk. Bazen zorda , darda kaldı. Yürüdükçe yaşlandık ve hep karda olmayı umut ettik. Âşık mı desem Ozan mı desem bilmiyorum. Vicdani yürüyüş meyvesini “Yaşlandık Güçlenen Aşk” adlı kitabındaki şiirleriyle verdi. Bu belki de onun bel evlatlarından öteye onu yaşatacak ve yansıtacak en derin kalıcı ruhunun ve gönlünün damıtılmış yol evladıdır.

Vicdani, şiirinde yaşanmışlığını ve bu yaşanmışlığın olaylarını, olgularını, duygularının tanıklığını yapmakla kalmamış, aynı zamanda şiiri ile bu yaşama katılmış, katkı sunmuştur. Birçok konuda şiirlerindeki derinliği anlamak için ancak onun şiirleri okumak gerekir. Vicdani 20-21.’ci yüzyılın âşıklık ve ozanlık kültürü ve geleneğinden oldukça etkilenen bir tarzla şiir yazmıştır. Doğaldır ki seçtiği konular çok geniş bir yelpazededir. Felsefe, kahramanlık, aşk, vatan sevgisi, sosyal ve sınıfsal olgular, siyasal sorunlar onun şiirlerinin konularıdır. Bu temalar derinlikli, akıcı sade bir halk dili ile öylesine anlamlı dile getirmiştir ki bu bize Âşık Mahsuni’yi hatırlatmaktadır. Vicdani, o kuşağın bir temsilcisi olmayı fazlasıyla hak ettiğini kanıtlamaktadır.

O her âşığın veya ozanın tarihsel olarak payına düşeni yaşamıştır. Halkın ve hakın dili olmak her çağda olduğu gibi bu çağda da hala elinde sazı dilinde sözü dimdik yürüyen âşıklara sorumluluk yüklüyor. Vicdani bu sorumluluğun bilincinde ve gereğini yapan bir ozan olduğunu görmekteyiz. Onun deyimi ile “Gençlikte duygu aşkı büyük olur yaşlandıkça gönülde ruhi aşk güçlenip öne çıkar!”

Bu yaşlandıkça güçlenen aşka konu olan şiirlerini kitap olarak bir an önce basmasını ona ben önerdim. Bunu hem devamının gelmesi için hem de halini sağlığında görsün ve yaşasın istedim. Tabii ki haktan yana olanlara ışık ve umut olsun diye…”

Yazarın diğer yazıları

    None Found