İstanbul seçimleri

YSK’nın saçma kararıyla yenilenecek olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerine iki hafta kaldı. 31 Mart 2019 yerel seçimlerine giderken Erdoğan “Artık dört buçuk yıl seçim yok” diyordu ama üç ay sonra üstelik YSK’nın şaibeli bir kararıyla yeniden seçim yapmak zorunda kaldılar. Erdoğan ve Binali Yıldırım “Çaldılar” diyor ama ortaya konulmuş bir kanıt-belge yok. Tam tersine “Çalan” ilçe seçim kurullarıyla ve sandık kurullarıyla seçimlere gidilmesi kararlaştırılmıştı ama tepkiler üzerine son anda bazı ilçe seçim müdürleri başka yere atanarak durum kitabına uyduruldu. İki hafta içinde yeni bir YSK skandalı olmazsa seçimler yapılacak gibi görünüyor.

Şimdiden bu seçim bir belediye seçimi olmaktan çıkıp bir referanduma dönüştü.

AKP’nin kampanyasını Binali Yıldırım değil de Erdoğan ve Soylu yürütüyor. Ayrıca her türlü suçlamayla bütün AKP ve devlet yöneticileri de kampanyada aktif rol oynuyor. Binali Yıldırım propaganda çalışmasını Diyarbakır’da yürütürken İmamoğlu’da Trabzon merkezli Karadeniz turu yapıyor.

Bu arada Konstantinopolis mi, İstanbul mu tartışması Pontuslular ve Topal Osman’ın torunları kavgasına dönüştü. AKP şeflerinin ve tetikçilerinin seçimi kazanmak için yaptıkları kışkırtmalar onlara oy kazandırır mı ya da ne kadar kazandırır bilinmez ama basit suçlamaların ötesinde sağlıklı bir tartışmaya ve bilgilenmeye de yol açabilir.

Daha şimdiden Binali Yıldırım’ın dilinden Kürdistan ve Lazistan’ın varlığı ilan edildi. Diğer AKP’liler sayesinde de Pontusların varlığı resmen kesinleşti. Dile getirilen farklılıklar çatışmanın değil uzlaşmanın ve farklılıkların ortak yaşamının temeli olabilir. Biz kök-köken ve asalet derdinde değiliz. Ancak tüm farklılıkların özgürce ve eşitçe yaşamı olmadan da demokrasi olmaz.

Erdoğan, Bahçeli’yi kızağa çekerken kontrollü altındaki Kürt melleleri sahaya sürüyor. Milliyetçilik, ırkçılık ve dincilik bulamacıyla kitleleri kandırmaya çalışıyor. Bu siyasi İslamcılığın son çırpınışıdır.

Aslında siyasi İslamcılık 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde bozguna uğramış ve yenilmiştir. O günden sonraki bütün seçimleri, referandumları ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kaybetmiştir ama YSK+AA operasyonlarıyla kazanmış gösterilmiştir. Kılıçdaroğlu “Referandum gecesi sokağa çıksaydık çok kan dökeceklerdi” diyerek sandıkları niçin AKP’ye teslim ettiklerini itiraf ediyordu. Muharrem İnce ise binlerce avukatı ve halkı YSK önüne çağırdıktan sonra esrarengiz biçimde ortadan kaybolmuştu. Hala bazı dedikodular dışında o gecenin sırrı açıklanmadı.

31 Mart 2019 seçimlerinde de aynı tezgah kurulmuştu.

Anadolu Ajansı Binali Yıldırım’ın kazandığını ilan etmişti. O da zaferi torbada keklik gördüğünden saat 24.00’ten önce bütün İstanbul’u “kazandık“ afişleriyle donatmış ve sanal “zafer“ini kutlamaya başlamıştı. Ne var ki bu defa Ekrem İmamoğlu ve İstanbul’daki muhalifler işi sıkı tutunca AKP-MHP’nin tezgahına çomak sokuldu. YSK istemeyerek de olsa seçimi İmamoğlu’nun kazandığını kabul etmek ve mazbatayı vermek zorunda kaldı. Ama bu sadece bir oyalamaydı. AKP bu defa YSK eliyle seçimleri iptal ettirdi. İptal gerekçeleri ve seçimleri yenileme kararı artık hukukçuların ya da siyasetçilerin değil kara mizahçıların ilk gündeminde yer alıyor.

Belediye seçimini kaybeden bir parti biçimsel olarak iktidarı kaybetmiş olmaz ya da belediye seçimini kazanan bir parti iktidarı kazanmış sayılmaz. Ama AKP şefleri 31 Mart öncesi “Bu bir beka sorunudur“ diyerek kutuplaşmayı o kadar kışkırttılar ki gerilim son haddine geldi. Gelinen noktada İstanbul’u kaybeden bir AKP çetesi sadece en büyük rant kaynağını kaybetmiş olmayacaktır. Aynı zamanda iktidarını da sürdüremez hale gelecektir. Hatta AKP-MHP de ayakta kalamayacaktır. Bu nedenle bu kadar pervasızca saldırıyorlar.

2015 seçimlerinden sonra halkın iradesini gasp ederek, halka savaş açarak, HDP’lileri zindanlara atarak diktalarını ilan eden AKP-MHP çetesini durdurmak için onlara bu seçimleri kaybettirmek şarttır.

AKP-MHP ve etrafında bütünleşen savaş cephesi iktidarını sürdürebilmek için her melaneti yapıyor ve de yapacaktır. Bu nedenle sandığa atılan oylar yetmiyor. Atılan oyları koruyabilmek ve seçim sonrasında halkın iradesine sahip çıkabilmek gerekiyor.

Halkın iradesini çalma ve gasp etme tecrübesi kuvvetli olan Erdoğan diktasına karşı mücadele seçimden sonra da her alanda yükselerek sürecektir. Köklü değişim ve dönüşümün, demokratikleşmenin başka yolu yoktur.

Yazarın diğer yazıları