İstanbul Seçimlerinin İptali: Son kumar…

Cihan DENİZ

Faşizm bir ur gibidir; sinsice, adım adım tüm bünyeyi sarar. Belirtileri önemsenmezse, verdiği sinyaller ciddiye alınıp gerekli tedbirler alınmazsa, yumurta kapıya dayandığında bir şey yapmak için artık çok geç olabilir. Bu durumda ödenecek bedel, çekilecek acı verilecek emek kat be kat artmış artmıştır. Tam da Türkiyeli demokrasi ve barış güçleri ilk başta sinsice ama sonra bağıra bağıra gelen faşizm karşısında en başta göstermesi gereken tavrı ve tepkiyi göstermediği için bugün tam da böylesi bir durumla karşı karşıyayız. Zamanında şaşırıp tepki verilmediği için bugün artık şaşırılacak bir şey de kalmadı. Zannedildi ki baskı, gözyaşı, hukuksuzluk sadece Kürtlerin kaderi. Olmaz denilen şeyler sadece Kürtlerin başına gelir. İstanbul seçimleri ile ilgili YSK tarafından alınan karar, Kürt coğrafyasına özgü olduğu düşünülen hukuksuzlukların, usulsüzlüklerin artık tüm Türkiye’ye yayıldığını gösterdi. İstanbul seçimlerinin iptali kuşkusuz bir sandığa bir darbedir. Bu karar demokrasinin Türkiye’de kalmış son kırıntılarını da süpüren, demokrasinin tabutuna son çiviyi çakan bir karardır. Halk iradesinin hiçe sayan bu karar demokratik değerler açısından yok hükmündedir.

Fakat madalyonun diğer yüzü en az bunun kadar önemlidir. 31 Mart seçimlerinde Kürt siyasi aklının Batı’da yaptığı ve AKP’ye büyük kaybettiren stratejik hamle, AKP’yi derin bir panik haline sürüklemiştir. Cezaevlerinde İmralı’daki tecride karşı devam eden açlık grevleri ile dışarıda analar öncülüğünde gün be gün büyüyen direniş bu panik halini daha da derinleştirmektedir. İktidar tarafından YSK’ya aldırılan bu karar aslında iktidarın içinde bulunduğu bu panik halini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir. Yenilenecek seçimlerin sonuçları ne olursa oldun, bu karar yönetememe krizinin geri dönülmez bir noktaya geldiğinin, iktidarın krizleri yönetme gücüne sahip olmadığının ilanıdır.

Panik ve kriz hali içinde İstanbul seçimlerinin iptali kararının aldırılması, iktidar açısından çok da uzun sayılmayacak bir vadede büyük bir meşruiyet krizinin kapısını aralamıştır. Bu karar iktidarı açısından tutundukları son meşruiyet dalının da kesilmesidir. Son kalan sandığa dayanan meşruiyetin de bir kenara bırakılması ile iktidar kendisine dönük içte ve dışta yükselecek itirazları göğüsleme kabiliyetini ve esnekliğini tamamen yitirecektir.

Bu anlamıyla AKP siyasi yaşamının en büyük kumarını belki de hiç olmadığı kadar güçsüz olduğu bir anda oynamıştır. Mevcut ekonomik krizin ortasında, her an gemiyi terk etmeye hazır yandaşlarını tutabilmek için elinde hiçbir kaynak kalmayan iktidar, gözünü karartıp İstanbul’un kaynaklarını alabilme adına tüm varlığını masaya süren bir kumarbaz gibidir.

Herhangi bir meşruiyet kaygısı kalmadığı bu noktada belki de iktidar, yandaşların sürekli dillerine doladıkları 1946 seçimlerinde bile rastlanmayacak bir hukuksuzluk demek olan bu karar ile muhalefeti boykota zorlamış ve tek başına gireceği seçimleri kazanmanın hesabını yapmıştı. Ama bu hesapları tutmadı.

Aynı şekilde direniş karşısında geri adım atmak zorunda kalıp PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları ile görüşmesine izin veren iktidar, sosyal medya trolleri üzerinden Kürt oylarına ilişkin bir algı operasyonuna girişmiştir. Üzerinde durmaya bile gerek olmayan bu algı operasyonu, Kürtler ile Türkiyeli demokrasi güçlerinin yan yana gelmesinden rahatsızlık duyan küçük bir ulusalcı kesim dışından bir karşılık bulmamıştır.

Ama daha da önemlisi iktidar açısından bu kumar çok yanlış bir zamanda oynandı. Gemi su alırken oynadığı için, gemideki çatlakları daha da derinleştirmektedir. Geçmişte iktidarın bir parçası olan ve birçok hukuksuzluğun ortaklığını yapan, sessizce bunları onaylayan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç gibi isimler bugün seslerini yükseltmektedir. Düne kadar iktidara karşı en ufak bir itirazda bulunmayan aralarında sanatçıların da olduğu birçok kişi bugün seçimlerin iptaline karşı durmaktadır. İktidar bloğundaki çatlak süreç içinde daha da derinleşme hatta son noktada bir kopuşa gitme eğilimindedir.

Sonuç olarak, 31 Mart seçimlerinde alınan sonuçlar iktidarı bir belirsizliğe sürüklemiştir. İstanbul seçimlerinin iptali ise bu belirsizliği bir kaosa dönüştürmüştür. Bu kaostan nasıl çıkılacağını iktidar karşında en geniş muhalefet cephesinin yürüteceği mücadele belirleyecektir. Yaşadığımız coğrafyada demokrasinin geri gelmesini arzulayan tüm güçlerin el birliği ile mücadele etmesi durumunda bu kaosun sonunda iktidar oynadığı kumarı kaybedecek ve Türkiye’de demokratikleşmenin ve toplumsal barışın kapısı aralanacaktır.

Yazarın diğer yazıları