İstanbul seçmeni aslında ne dedi?

Cihan EREN

İstanbul seçimini, anti faşist cephenin tabandaki doğal ittifakı kazandı. Bu ittifak üste kimi partilere rağmen kurulan bir ittifak oldu. Bu sonuç her ne kadar İstanbul büyük şehir belediye başkanlığı seçimiyle sınırlı gibi görünse de, İstanbul’un küçük Türkiye olduğu konusunda her kes hem fikirdir. İstanbul’daki oy oranları Türkiye genelinde partilerin aldığı oranı veriyor. Son yıllardaki tüm seçimler bunu söylüyor.

İmamoğlu’na seçim kazandıran ittifak en fazla hangi partiye yakındır? Ya da bu toplumsal kesimleri hangi politik çizgi daha rahat bir arada tutabilir? Tabanda kurulan bu ittifakın tümüne yakınına hangi parti daha rahat hitap edebilir? Bu sorulara mevcut siyasi partilere bakarak net bir cevap vermek zor görünüyor.

İmamoğlu’na seçimi kazandıran politikanın CHP’nin resmi parti politikası olmadığını baştan söylemeliyiz. CHP’nin parti politikası olmuş olsaydı, HDP tabanının seçimi kazandıran temel güç olduğunu bildiği için HDP ile de ittifak kurardı. Ya da HDP’ye dönük söyleminde daha cesaretli olurdu. AKP ve MHP’yi gerekçe yapmaz, en başta Kürtlerin ve tüm halkların demokratik taleplerini daha açık ve net dilendirirdi.

Bunun için CHP merkez yönetiminin önemli bir kesimi ve resmi parti politikası İstanbul ittifakının içinde değildi. CHP yönetiminin milliyetçi laik kesimi bu ittifakı içten desteklememiştir. Sessiz kalmak zorunda kalmış fakat kimi gelişmeler karşında AKP, MHP söylemini dilendirmekten de geri durmamıştır. Örneğin seçim yenileme kararının Kürt halk önderliği ile yapılan görüşmenin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşıldığı güne denk getirilerek açıklanmasını, CHP’nin milliyetçi-laik kanadı böyle ele aldı. Bazıları Kürt halkına ve HDP’ye oy veren seçmene hakaret anlamına gelen ifadeler kullandı.

İstanbul seçimlerini kazandıran ittifak oylarının en az yarısı HDP oylarıdır demek mümkündür. CHP tabanında da sol ve demokratik değerlere duyarlı önemli bir kesim vardır. Bu kesimde anti-faşist eğilim vardır. Laik değerlere bağlılığı da oldukça güçlüdür. Ancak bu sol taban, Kılıçdaroğlu CHP’sinin AKP-MHP’ye muhalefet yapma biçiminden ötürü HDP’ye daha yakın durmaya başlamıştır. HDP bu sol tabanın tüm oylarını alamıyorsa bu HDP’nin siyasi hata ve eksikliklerinden ötürüdür.

HDP, Türkiye’deki tüm sorunları demokratik siyasi yöntemle çözmeye aday tek parti olduğunu güçlü ifade edememektedir. Muhalefet tarzı dar, tekdüze ve yüzeysel kalmaktadır. Kazanacak toplumsal kesimlerin tümüyle ilişkilenmek yerine, elit ve üstenci kalabilmektedir. Halkı bilgilendirme ve eğitmede oldukça zayıf kalmaktadır. Sanki bilgi ve birikim sorunları varmış gibi de durmaktadır. Örneğin Türkiye ekonomisinin  içine girdiği durumun savaşla bağı gibi bir meseleyi bile sayısal verilerle topluma kavratmak yerine sadece ‘sorunlar savaşla çözülmez’ söylemiyle sınırlı kalmaktadır. Bunun gibi özellikle de batıdaki toplumu bilgilendiren, eğiten, verilerle olumsuz gidişatı kavratan olamaması, niyetini programını hedef ve amaçlarını yeterince anlatamaması belli bir sınırda kalmasına yol açmaktadır. Yaratıcı politika geliştirememesi Kürtlerle sınırlı bir parti görüntüsüne sebep olmaktadır.

İstanbul seçimi HDP’nin ne kadar dar kaldığını, eğiterek, örgütleyerek kazanabilecek toplumsal kesimlerden ne kadar kopuk olduğunu da göstermiştir. HDP’nin seçim sonuçlarını değerlendirirken işin bu tarafını ne kadar gördüğünü bilmiyoruz. Bu realiteyi görmezse CHP, HDP tabanından başta Alevilerden olmak üzere belli bir kesimi yanına çekmekte zorlanmayacaktır.

CHP İstanbul seçim sonucuyla kendini demokratik ve kucaklayıcı bir partiymiş gibi göstermek isteyecektir. Köklü değişim yerine Erdoğanvari demagojik yöntemlerle zaman kazanma yöntemine de baş vurabilir.  Türkiye’deki tüm sorunların kaynağı CHP zihniyetidir. Çünkü CHP cumhuriyetin kurucu partisidir. İşin özüne ve derinliğine inersek AKP’de CHP’nin ‘yavrularından biri’dir. Dolayısıyla CHP cumhuriyetin kuruluşundan bu yana varolan Kürt sorunu gibi köklü sorunları çözecek zihniyet değişimine gitmeden kendini temize çıkarma taktiklerine de baş vurmak isteyebilir. CHP’de, MHP ve AKP kadar ırkçı ve faşist bir kliğin olduğunu biliyoruz. Resmi parti çizgisi bu faşist kliğin çizgisidir. CHP, tabanının çoğunluğunda laiklik ve liberal demokratik değerlere açık olma, bu değerlerle yaşama kararlılığı güçlü olduğu için İstanbul seçiminde HDP ile tabanda ittifak çok kolay gerçekleşmiştir. Bu ittifak, CHP’deki milliyetçilere rağmen, halkların demokrasi bilinciyle kurulmuştur.

Türkiye sorunlarını demokratik çözüm yöntemiyle çözmek için bu CHP ile tartışıla bilir mi? Kılıçdaroğlu kişiliği böyle bir tartışmayı kaldırabilir mi? İstanbul seçim sonuçlarını sola ve demokrasiye açık kesimler için destek ve başarı çizgisi haline getirip, milliyetçileri geriletip partiyi gerçekten sosyal demokrat bir parti yapa bilir mi? Tüm bunları hep birlikte göreceğiz.

İstanbul seçim sonucu, HDP çizgisinin önünün çok açık olduğunu göstermiştir. CHP’nin demokratik değişiminde HDP duruşunun ve politikasının belirleyici olacağı kesindir. HDP Aleviler başta olmak üzere sola açık, demokrasiyi vazgeçilmez değer kabul eden, adalet ve eşitlik konusunda duyarlı, ahlak ve vicdan sahibi mütedeyyin çevrelerle doğru bir bağ kurarsa, CHP daha çok sosyal demokratlaşır. İstanbul seçimi aslında bunu ispatladı. HDP kendisini Kürtler ve hep dar kalmaya meyilli sol guruplarla sınırlı tutarsa CHP bugün ki gibi olmaya devam eder. İstanbul seçimlerinden Türkiye demokrasisinin faydasına çıkarılacak bir diğer önemli sonuç budur.

Görünen o ki HDP, ciddi bir yoğunlaşma ve plan-programla çalışırsa, Türkiye sol ve demokratik değerlerin geliştiği, tüm sorunların demokratik yol ve yöntemlerle çözüme kavuştuğu bir ülke olur. Ve oy oranını da en az yüzde otuza çıkarır.

Yazarın diğer yazıları