İsviçre’de kadınların ayak sesleri

Dünyada yükselen kadın mücadelesinin bir diğer adresi ise İsviçre. İsviçre’de yaşayan kadınlar, 28 yıl aradan sonra tekrardan eşitlik ve özgürlük talebiyle ulusal greve gidiyor.

Ülkenin gündemine uzun dönemden beridir oturan en önemli konulardan birisi Sendikalar ve Kadın örgütleri, öncülüğünde 14 Haziran 2019 tarihinde düzenlenecek olan ulusal kadın grevi. Uzun dönemden beridir hazırlıkları sürdürülen grevin tarihi yaklaştıkça, ülkenin kadınlarındaki heyecanda bir o kadar büyüyor.

Peki, her fırsatta demokrasisi ve insan hakları ile ismini duyduğumuz bu ülkede kadınlar neden ulusal düzeyde bir greve gidiyor? Cevap kadınlar acısından çok net: Sadece teoride değil pratik anlamda da bir eşitlik!

Uzun dönem verdikleri mücadelenin ardından ulusal düzeyde ilk defa 1971 yılında oy kullanma hakkına sahip olan İsviçreli kadınlar, yaşamın her alanında karşı karşıya kaldıkları mağduriyetleri ortadan kaldırmak için hep bir mücadele içerisinde oldular.

Eşit haklar talebiyle ilk defa 14 Haziran 1991 tarihinde ulusal düzeyde gerçekleşen kadın grevine yarım milyonu aşkın kadın katılır. O gün, ortaya konan kadın iradesi, anayasal düzeyde kadınlara birçok hakkın tanınmasının önünü acar. Eşitlik hakkı ilk defa 14 Haziran 1981’de anayasal olarak kabul edilse de eşit fırsatlar yasasının yürürlüğe girmesi ve kısıtlı olsa da pratik anlamda karşılık bulması 1995 yılında gerçekleşir. Yasal olarak kadın-erkek eşitliği o tarihten itibaren güvence altına alınmış olsa da kadınların toplumsal alanda karşılaştıkları ayrımcı politikalar günümüze kadar kendini korudu.

Örneğin, Kürtaj hakkını 2002, ücretli doğum izni hakkını 2005’te elde eden kadınlar, bugün hala ülkede birçok alandaki ayrımcı ve kadın olmaktan kaynaklı fazladan tanınması gereken hakları elde edememesinin mağduriyetini yaşıyor. Bu ayrımcılığı bugün en çıplaklığıyla ortaya koyan uygulamalardan birisi, kadın ve erkek arasındaki maaş (ücret) eşitsizliği. Aynı koşullarda çalışmasına rağmen ülkenin kadınları, bir erkekten yüzde 20 daha az kazanıyor. Eşitsiz ve cinsiyetçi politikalar sadece bunla sınırlı değil tabi ki; örneğin kadın örgütlerinin raporlarına göre ülkede aile içi şiddet, işyerlerinde kadına yönelik taciz, toplumsal alanda kadına yönelik ayrımcı politikalar her gün biraz daha artıyor.

İşte tamda bu noktada da birçok sorunla yüz yüze kalan ülkenin kadınları, bugün bir kez yine çarenin kadın direnişinde olduğunu söyleyerek, yönetenlere 14 Haziran’da net bir mesaj daha vermeye hazırlanıyor.

“Ücret eşitsizliğinden ve ayrımcılıktan bıktık” diyen kadınlar, mücadele ile kazandıkları anayasal haklarının her alanda pratikleştirilmesini talep ederek alanlara çıkıyor. Irkçılığın, cinsiyetçiliğin, homofobinin olmadığı bir toplum yaratılmasının elzem olduğuna vurgu yapan kadınlar, en büyük mesajı da ataerkil zihniyetle ülkeyi yönetenlere verecek: Kadınlar isterse dünya durur…

Ulusal ve feminist greve günler kala, ülkenin kentleri kadının feminist rengi mora bürünmüş durumda. Her köşe başında veya evlerin balkonlarından sarkan mor renkli bayraklar, “Sensiz, bir eksiğiz” diyerek, kendi kimliğiyle özgür ve eşit yaşamak isteyen dili, dini, rengi fark etmeksizin her kadını, 14 Haziran’da alanlara çağırıyor….

Bir İsviçreli siyasetçinin değimiyle bitirelim, duyulan kadınların ayak sesidir…!

Yazarın diğer yazıları