İtfaiyeci numarası yapan kundakçılar

Ferda ÇETİN

BM Genel Sekreteri Guterres, İstanbul’da, 31 Ekim’de Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye’nin güvenli bölge planlarını inceleyeceğini belirtti.

BM Genel Sekreter Guterres, Türkiye’nin Irak ve Suriye topraklarını işgal etmesini sorun yapmıyor. Türkiye/DAİŞ’in işgal ettiği yerlerde nasıl yerleştirileceği gibi absürt bir görev üstleniyor. BM kuruluş sözleşmesine tamamen aykırı bu tutum, ABD’nin paravan örgütü konumundaki BM’nin, Türkiye/DAİŞ işgaline onay ve destek verdiği anlamına geliyor.

Trump-Erdoğan, Putin-Erdoğan görüşmeleri ile çerçevesi çizilen bu plan, Rojava’daki Kürtlerin topraklarından çıkarılarak yerlerine DAİŞ çetelerinin yerleştirilmek istendiği plandır. Tayyip Erdoğan’ın, “kimse destek sunmasa dahi biz güvenli bölgede bir mülteci şehri kuracağız” dediği; ABD Başkanı Donald Trump’ın, “Petrolü güvenceye aldık. Kürtlerin artık petrol bölgelerine çekilme vakti geldi” diyerek ortak olduğu, büyük çaplı bir tehcir planıdır.

ABD Başkanı Trump, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in hazırladıkları plan, Kürtlerin Rojava’dan çıkarılarak Deyra Zor’a sürülmesi; onların yerine İdlib ve, Suriye’nin değişik bölgelerinde sıkışan El Kaide, El Nusra, Ahrar uş-Şam, DAİŞ çetelerinin aileleri ile birlikte yerleştirilmesi planıdır.

Trump ve yönetimi, QSD, YPG ve YPJ savaşçılarını, Deyra Zor’daki petrol kuyularının muhafız gücüne dönüştürmek istemektedir. Sahanın sadece askeri bir alan olmasının yaratacağı riskleri bertaraf etmek amacıyla da, petrol kuyularının etrafında konteynir kentleri ve baraka kasabaları kurmayı planlamaktadır.

ABD, Rusya ve Türkiye, Efrîn, Kobanê ve Cizîrê kantonlarının birbirinden koparılarak Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne son verilmesi konusunda hemfikirdir. Sonrasında, iki yıl önce piyasada dolaştırılan, renklerle sınırları çizilmiş haritanın realize edilmesi sürecidir. Efrîn, Ezaz ve Cerablus Türkiye/DAİŞ’e; Kobanê, Serêkaniyê, Girê Spî Rusya/Suriye rejimine; Deyra Zor’daki petrol bölgesi ise ABD’ye bırakılacaktır. Hal ve gidişat bu yönde, planları da bu çerçevededir.

Kürtler ve Kuzey Suriye halkları, Efrîn, Ezaz, Cerablus ve El Bab’dan sonra Serêkaniyê ve Girê Spî’den çıkarılarak Suriye çöllerine sürülecek; onların yaşadığı topraklara da tecavüzcü, kafa kesen, talancı ve hırsız DAİŞ çeteleri yerleştirilecektir. Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen, tarihin gelmiş geçmiş bu en büyük ahlaksızlığı, “Türkiye’nin sınır güvenliği ve terör hassasiyeti” yalanı ile örtülmeye çalışılmaktadır.

Yüz yıllardır yaşadıkları topraklarından, köy ve şehirlerinden çıkarılan Kürtler ve Kuzey Suriye halkları, UN ve UNICEF mühürlü çadırlara, konteyner kasabalara ve baraka evlere yerleştirilecektir. BM, ABD, Rusya ve AB’nin “insani yardım” ve “destek” vermeye hazır olduğu plan da böyle bir plandır.

ABD yönetimi, zimmetine geçirmeyi düşündüğü Suriye’deki petrol gelirlerinin kırıntılarıyla da evsiz, topraksız ve üretim dışı kalmış Kürtlere yiyecek poşetleri dağıtarak onları kendisine mecbur ve mahkûm etmeyi düşünmektedir.

ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Eliot Engel’ın deyimi ile; “İtfaiyeci numarası yapan bir kundakçı olan ABD Başkanı Trump”ın bu aşağılık dalaverelerini görmezden gelerek; Rojava yöneticilerine yaptığı davet, görüşme, kutlama ve şahıslar düzeyinde yaptığı iltifatların beş paralık bir kıymeti yoktur. Yaşanan bu kadar deneyime rağmen, Trump yönetiminin küçük düşürücü iltifatlarına ve pespaye jestlerine büyük anlamlar yükleyerek itibar etmek, gaflet ötesi bir durumdur.

Saklısı ve gizlisi yok bu planın.

Kürtler, kendilerine yeten ekonomilerine ve üretimlerine son verilerek, ekmeğe ve suya muhtaç hale getirilmek, dilencileştirilmek isteniyor. Bu uğursuz planı işletebilirlerse eğer, Kürtlerin terkettiği topraklara da Erdoğan mülteci şehirler kuracak, TOKİ evleri yapacaktır. DAİŞ çeteleri, aileleri ile birlikte bu yeni yurtlarında “huzur ve sefa içinde” yaşayacak. Böylece Avrupa’ya, Rusya ve Kafkasya’ya dağılmalarının önüne de geçilmiş olacak. Türk/DAİŞ işgalini açık, gizli destekleyenlerin planları ve “ortak fayda”ları böyle.

Kürt halkı olanı biteni görüyor ve bütün bu zorlukları mücadeleyle aşabileceğinin farkında.

O nedenle Kürt halkı adına öncülük ve yöneticilik yapanlar, karşılığı olmayan vaadler, geleceğe ertelenmiş sözler ve muğlaklaştırıcı tutumlar ile direnişi ve mücadeleyi geriye çekmemeli.

Kürtlerin, toplumsal olarak ulaştığı bilinç ve idrak; örgütlenme, direniş, mücadele kararlılığı ve bunların toplamı olarak Ortadoğu siyasetindeki aktör konumu, başka bir güç ve devlet tarafından lütfedilmedi. Kürtler mücadeleyle kazandı, bundan sonra da öyle olacak.

Yazarın diğer yazıları