İttihatçı tehlike…

Cihan DENİZ

Demokratik Birlik Partisi Dışilişkiler Sorumlusu Salih Muslim, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Rojava’ya yönelik olası operasyonu ile ilgili olarak basına verdiği demeçte önemli açıklamalarda bulundu.

Salih Muslim, olası operasyonun Türkiye Amerika ve Kürtler üçgeninde nereye oturduğunu çözümlemenin ötesinde Türkiye siyasetine hakim olan ideolojik anlayış hakkında da, sadece Kürtlerin değil tüm Türkiye ve Mezopotamya halklarının üzerinde düşünmesi gereken, çok önemli değerlendirmeler yaptı.

Türkiye siyasetine yöne veren gücün AKP, Ergenekon ve Hizbullah arasında kurulan ittifak olduğunu belirten Muslim, bu ittifaka rengini veren ideolojiyi ise İttihat ve Terakki zihniyetinin güncellenmesi olarak tanımlamaktadır.

Yaşadığımız sürecin İttihat ve Terakki projesinin güncellenmesi olarak tanımlanması çok önemlidir. Çünkü yaşanan sürece ilişin bu teşhis aynı zamanda bizleri bekleyen tehlikelere de işaret etmektedir. Bunun ötesinde, teşhis aynı zamanda mücadelenin örüleceği hattın çerçevesini de çizmektedir.

İttihat ve Terakki neyi temsil etmektedir, ona şeklini veren ideoloji nedir?

Tüm bunlar kısa bir gazete makalesinin boyutunu kat be kat aşacak derinlikte yanıtları hak eden sorular olsa da, yine de kısaca yanıt verecek olursak; İttihat ve Terakki, Osmanlı coğrafyasında yaşayan tüm halkların Abdülhamit istibdadına karşı özgürlük özlemlerini, onu fersah fersah geçecek yoğunlukta bir baskı rejimi kurarak boğan bir siyasi yapıdır. İttihat ve Terakki, halkların özgürlük için verdiği mücadele ile iktidara gelmiş ama halklara özgürlük yerine baskı ve zulümden başka bir şey vermemiştir. Aslında İttihat ve Terakki’yi en iyi özetleyen kavram, adının da işaret ettiği gibi, tekçiliktir yani Türkçülüktür.

İttihat ve Terakki eliyle insanlık tarihinin en kadim halklarının yaşadığı bir halklar bahçesi olan Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası adeta bir halklar mezarlığına döndürülmüştür. İktidarda kaldığı aslında çok da uzun sayılmayacak zaman içinde Anadolu’nun Türkleştirilmesi adına modern çağın ilk soykırımları peş peşe devreye konmuştur. Daha sonraki soykırımlara da ilham verecek şekilde, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler katliamlardan geçirilmiş ve tüm tarihleri boyunca onlara yurt olan yerlerden sürülmüştü. Daha sonra ise yine İttihat ve Terakki içinden çıkan kadrolar tarafından kurulan Cumhuriyet, bu Tekçi/Türkçü anlayışı devam ettirmiş ve yarım bırakılan işleri tamamlamaya girişmişti. Mevcut iktidara ne kadar muhalif olursa olsun konu en başta Kürtler olmak üzere ezilen halklara ve onların haklarına geldiğinde birçok kesimin iktidarın kuyruğuna takılması ve onun her türlü siyasetini desteklemesi tam da bu Tekçi/Türkçü anlayışın Türkiye siyasetinin en derin hücrelerine kadar nüfuz etmesindedir.

Dolayısıyla ideolojik rengini Tekçi/Türkçü anlayıştan alan İttihat ve Terakki, bitmiş ve artık geride kalmış bir konu değildir. O, farklı renklerle, farklı ittifak ilişkileriyle ve farklı adlarla Türkiye siyasi yaşamına en başından bugüne kadar şekil vermiş, Türkiye siyasetinin sınırlarını belirlemiş bir projedir.

Muslim’in İttihat ve Terakki’nin güncellenmesi olarak tanımladığı şey tam da Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk Faşizmi arasında kurulan ittifaktır. Bu ittifakın stratejik hedeflerinin başında ne Türkiye’de ne Suriye’de, ne Irak’ta ne de İran’da Kürtlerin hiçbir kazanım elde etmemesi, mevcut kazanımların ise ortadan kaldırılması yer almaktadır.

Yalnız hedefler burada bitmemektedir. Bir sonraki adım ise Türkiye’nin Ortadoğu’da sadece kültürel, ekonomik ve siyasal olarak nüfuzunu artırması ile sınırlı olmayan bir genişleme hayalidir.

Muslim, tam da böylesi bir genişleme hayalinin pratikte halklar için ne anlama geldiğinin bilinciyle, başta Kürtler olmak üzere tüm bölge halklarının büyük bir tehlike altında olduğu uyarısında bulunmaktadır. Türkçülüğün yirminci yüzyıl başındaki hamlesinin sonucu, Ermeni, Süryani ve Rum soykırımıydı. Tam bir asır sonra, İttihatçılığın günümüzdeki temsilcileri benzer genişleme hamleleri yapmaktadır. Fiziki soykırım tehlikesi bu kez Kürtlerin kapsındadır ve tehlike Muslim’in de dediği gibi büyüktür. Tek başına Efrîn’de yaşananlar bile tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne sermek için yeterlidir.

Tabii bir de madalyonun diğer bir yüzü vardır. İttihat ve Terakki’nin bu projelerinin uğruna mücadele ettikleri Türk halkı açısından da en ufak olumlu bir yanı olmamıştır. Sonuç sadece daha fazla kan, gözyaşı olmuştu. Kesintisiz yıllarca süren savaşlardan ve komşuları yaşadıkları topraklardan sürüldükten sonra geride kalanlar, Türkçülüğün ıssız çölünde yalnız, yoksul bir şekilde kala kalmıştı.

İttihat ve Terakki’nin açısından da bu politikaların olumlu sonuçlar doğurduğu söylenemez. Yayılmacı hayalleri ile girilen I. Dünya Savaşı ve bu savaşı fırsat görüp Ermenilerin soykırımdan geçirilmesi sonunda İttihatçılar sadece iktidarlarını kaybetmekle kalmamışlardı, devletin de yıkılmasına yol açmışlardı. Yaptıklarının hesabını verme korkusuyla bir gecede ülkeyi apar topar terk etmişlerdi.

Sonuç kazananı olmayan, tüm halkların hep beraber kaybettiği, büyük acılar çektiği büyük bir yıkımdı.

Bunun tekrarlanmasını istemiyorsak, bir asır önce engel olamadığımız felaketi durdurmak bugün hepimizin -hatta böylesi projelerin nelere mal olduğu düşünüldüğünde, paradoksal gözükse de, gerçek Türk milliyetçilerinin bile- en acil görevi olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları