İZİN

Bütünde olduğu gibi, gazete yazarlarının da, gerçek patronu okurdur…
Kurumsal patronluk, okurla yazar arasında, bir bağdan ibarettir. Onları tanıştırıp buluşturan köprü…

Kurumsal patron, piyasa ekonomisinde yazdığı gazete, dergi veya kitap beğenilip satılıyor ve para kazandırıyorsa, yazarı yerinde tutuyor. Hepsi bu kadar.

Günümüzde pespayeleşmiş, Türk basınına bakmayın, siz. Başlangıçta, basından çok, basında kurumlaşmış kalemler vardı. İnsanlar biribirine, “bugün Ahmet Emin Yalman‘ı, Falih Rıfkı Atay’ı“ veya “Hüseyin Cahit Yalçını okudunuz mu?“ diye soruyorlardı.
Gazetelerin adı yazarlardan sonra geliyordu. Çetin Altan bir devdi. Cumhuriyet gazetesi İlhan Selçuk’la anılıyordu.

Gazeteleri ayakta tutan, tirajı sürekleyip patronları besleyen yazarlardı. Bir yazar, bir gazeteden ötekine geçtiğinde, okur kitlesini de peşinden gidiyordu.
Günümüzde ise “güc“e hizmet ile desteğini arkalayan köşe, sütun kapıyor, gazetelerde. Eskiden kalem ve kalem sahipleri vardı: Günümüzde badigard…
O nedenle, düello aracı olan kalemler, ona, buna yaranmaya çalışan düdüğe, yazarlar taklacı minder komiğine, ortalıkta iki büklüm fır dönen dalkavuk, patrona bakıp havlayan finocuklara dönüştüler.

Özele gelirsek, naçizane “bendeniz“, hiç bir zaman, “günün adamı“ olamadım.
Belki eski kafa, ama ben, kedimi bildim bileli patron olarak, 3-5 kişi her neyse okuyucu kitlemi, genelde ise mazlum, masum halkımı görüyorum, patron olarak.
Tatillere çıkarken, okurdan izin rica ederek yazılara ara veriyorum. Bizim gazete bir kar, patronajın çıkar kurumu değildir. Ama alışkanlık bu ya, kısa süreliğine de olsa, yazılara ara verirken sevgili okura gidiyor ve “bana izin“ diyorum.

İki hafta sonra buluşma dileği ve izninizle dostlar!..

Yazarın diğer yazıları