‘K……’da bahar havası

15 Ağustos 1984 atılımından sonra medyada “Özgürlük Hareketi”ne bir ilgi başlamıştı. Çoğu yalan yanlış-kışkırtma da olsa medyada bu konudaki haberler her gün artıyordu. Türkiye kamuoyu resmiyetteki bu propaganda haberleriyle yönlendiriliyor-şekillendiriliyordu. Bu dönem bazı sol ve demokrat yayın organları açıkça Kürt- Kürdistan demeye başlayınca kapatılıyor, sorumluları ağır cezalar alıyordu. Bu duruma sol dergiler bir çare bulmak zorundaydı. Artık yazılarda “K…”da ya “K…” halkı, “K…” dili, “Türkiye ve Türkiye K…” vb. yazılmaya başlandı.

Zamanın DGM savcıları hiç yutar mı? Dergi yöneticilerini toplayıp ağzından ateş fışkırarak “Bu K harfi ne demek oğlum? Biz enayi miyiz? K harfi görmek istemiyorum. Bir tek bu K yeterlidir, K harfini görürsem dergiyi toplatır, sizi de içeri tıkarım” diyordu. Koca koca profesörler saatlerce Kürtçe diye bir dil olmadığını savunuyorlardı. K harfi kullanamayan dergiler-dergiler OHAL bölgesi bile diyemediği için “Orası-Orada- Ora muhabirimizin verdiği bilgiye göre…” diye mizah yoluyla haber yapıyorlardı ki bu da toplatma-kapatma nedeniydi.
Nereden, ne günlerden nereye geldik diye düşünüyorum. Şüphesiz ki alınan yol küçümsenmemelidir ama sorunların tümden çözüldüğü ve barışçı bir dönemin açıldığı da söylenemez. Ama farkında olmasak bile böyle bir dönüm noktasındayız denilebilir. İçinde bulunduğumuz dönem her şartta tarihte silinmez izler bırakacaktır.
1993 baharındaki ilk ateşkesten bu yana birçok ateşkes yapıldı. Hatta 2000 yılında gerilla Medya Savunma Alanlarına kadar çekildi. Ama sonuçta bir çözüm yolu açılmadı. Tersine her defasında inkar-imha-katliam girişimleri azgınca sürdü. Bunlar da sonuçsuz kaldı. Bu kanlı ve kirli geçmişten ötürü, bugün yeni bir çözüm süreci gündeme gelince çok çeşitli nedenlerle bazı düşünce ve itirazların ortaya atılması normaldir. Ancak herkesin de konuya seyirci ya da tarafsız gözlemci gibi değil kendi halklarının en can yakıcı sorununa çözüm bulma sorumluluğuyla yaklaşması gerekiyor.
Ortadoğu sırlarla dolu bir coğrafyadır. Kendi çeşitlilikleri ve iç çelişkilerinin üstüne bir de dış müdahaleler gelince savaşlar bir türlü bitmiyor. Ortadoğu’nun tarihi işgaller ve savaşlarla doludur. Ama ne Moğollar, Romalılar, Büyük İskender ne de Osmanlı ve sonrasındaki egemenlikler ne de 20. yüzyılın emperyalist işgalcileri bölgenin doğal-toplumsal-demografik yapısını değiştirebilmiştir. Bir arkadaşım şaka yollu “Tanrı bütün peygamberleri oraya göndermiş ama onlar bile düzeltememiş” derdi. Burada Ortadoğu halklarının kendi kimliğine sahip çıkma inadını-direncini görüyoruz. Bütün halkların eşit-özgür olarak yaşayacağı ve dış müdahalelerin en aza indirileceği bir barış herkesin lehine olacaktır. Böyle bir barış ancak herkesin isteği ve çabasıyla gerçekleşebilir ve korunabilir.
Barışçı çözüm deyince iki klasik yaklaşım var ki bugün de itirazlarını sürdürüyorlar. Birincisi Irkçı-milliyetçi Türklerin “Vatan bölünüyor, Sevr hortluyor, şehitler, bayrak…” diyerek barışçı çözümü engelleme çabalarıdır. Diğer yaklaşım ise “PKK’nin teslim olduğu-davayı sattığı vb.” iddialarla ortaya çıkan her türlü sözde solcu-demokrat-Kürtçü yaklaşımlardır. İşin garibi her iki kesim de Kürtlerin silahlı mücadelesine şiddetle karşı çıkan ve hatta bunu terörizm olarak gören kesimlerdir. Şimdi de barışçı çözüme karşı değiliz deseler de pratik olarak karşı çıkmaktadırlar. “Al barışı ver özgürlüğü” ya da Kürt İslam sentezi vb. demek tam da budur. O zaman çözüm önerileri nedir? Yeniden savaş mı, yok barışsa nasıl bir barış?
Şüphesiz ki yeni süreç sadece Kürtleri ve Türkleri değil bölgedeki herkesi derinden etkileyecektir. Bu nedenle herkesin ilgilenmesi-eleştirmesi de doğaldır. Ama bunu yaparken şunu göz ardı etmemek gerekir: Ateşkes ve savaşa son verilmesi siyasi mücadeleyi ortadan kaldırmıyor-kaldıramaz. Tersine siyasi mücadelenin yolunu daha çok açıyor, zeminini güçlendiriyor. Barış ve özgürlük isteyen bütün halklar, bütün ezilenler geleceklerinin ortak olacağını görerek ortak mücadele etmek zorundadır. Bu yapılabilirse bütün ezilenler için bahar gelecektir.
2013 Newroz’u K…. halkına ve bütün halklara kutlu olsun, barışın ve özgür bir geleceğin vesilesi olsun. Bahar havası gelsin ve hiç gitmesin.

Yazarın diğer yazıları