Kader

ABD ve bölgesel müttefiklerinin İran’a karşı geliştirdikleri çevreleme harekatı geçen hafta ayağa gelen yeni “fırsatlar”la büyütülmeye, geliştirilmeye çalışıldı. Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin ara buluculuk için gerçekleştirdiği Tahran ziyaretiyle aynı günde Umman Körfezi’nde iki petrol tankerine yapılan saldırıyla ilgili ABD tarafı (muhtemelen kendilerinin de inanmadığı) bir videonun dışında kanıt sunmazken “istihbarat, kullanılan silahların türü ve böyle bir operasyon için gereken uzmanlık düzeyi” üzerinden bir kanaat dile getirip fail olarak İran’ı işaret ettiler. Elbette İran’daki özellikle bazı “radikal kesimler” için asla yapmazlar diye bir kural yok, fakat böyle “kapsamlı” bir saldırıyı örgütleyen İran neden hiç bir gemiyi batıramamıştı?

ABD’nin bölgesel müttefikleri İran kadar bu işleri yapacak yetenekten yoksun muydu? Bunlardan birileri ABD’yi savaşa sürüklemek için “biraz şu süreci hızlandıralım” demiş olabilir miydi? Bu türden soruları sormaya ABD yönetimin tabii önce ihtiyaç duyması ve olanın ne olduğunu anlamaya niyetinin olması lazım. Ama yok, tam gaz devam. Daha önceden bölgede konuşlanan 1500 ABD askerine ek 1000 asker daha bölgeye gönderiliyor. Ayrıca Washington’ın İran’ın nükleer programına bağlı tesislerine taktik hava bombardımanı düzenleme niyetinde olduğu konuşuluyor…

Bu süreçte ABD’nin boşa kürek salladığı söylenemez. Daha önceden İran’la nükleer anlaşmanın korunması doğrultusunda tavır alan mevcut İngiliz yönetimini bu kez yanlarına çekmeyi başardılar. İngilizlerin tavır değişikliğinde muhtemelen geçtiğimiz hafta gerçekleşen ve adeta İngiltere’nin yeni hamisi gibi davranan Trump’ın AB karşısında verdiği destek ve olası Muhafazakar Parti lideri Boris Johnson’ı kollaması, İngiliz yöneticileri anlaşılan yeni hesap kitap yapmaya zorladı.

İran da boş durmadı. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kamalvandi’nin uranyum zenginleştirme oranını dörde katladıklarını, 10 gün içinde (27 Haziran) 300 kg limitini aşacakları açıkladı. Açıklanan rakamlar Tahran’ın nükleer silah üretme kapasitesine çıkmaya oldukça yakın olduğunu gösteriyor. Bunun şimdilik İran’ın şantajı olarak yorumlamak daha doğru olur. İran hala Avrupa’nın nükleer anlaşmayı kurtarabileceğini düşünüyor. Fakat AB’nin İran’la ticaret için organize ettiği INSTEX adı verilen ödeme sistemi fiilen işe yaramıyor. Bir çok AB şirketi ABD yaptırımlarından korkarak İran’dan çekildi. Ayrıca INSTEX özellikle İran’ın kolaylaştırmasını istediği petrol ihracatı için kullanılamıyor. AB’nin şimdilik İran’ı suçlamayan tutumu, Çin’in ise tüm taraflara “Pandora’nın kutusunu açmayın, temkinli ve mantıklı olun” çağrısı ne kadar etkili olur meçhul.

Filistin’e dayatılan “yüzyılın anlaşması” şimdilik tutmadı. Anlaşmanın İsrail seçimleri gerekçe gösterilerek Kasım ayına ertelenmesinin konuşulduğu şu günlerde ABD’nin İran meselesinde biraz da zamana oynadığı söylenebilir. Ortadoğu’yu “güç ilişkileri” üzerinden yeniden şekillendirmeye niyetli olan ABD’nin, burada özellikle doğrudan bir çatışma söz konusu olduğunda kara gücü olarak TC’ye ihtiyaç duyduğu aşikar. Bugün Güney Kürdistan’a dönük gerçekleştirilen işgal harekatına ABD’nin ses çıkarmamasının pekala böyle bir karşılığı olabilir.

Sıkışmışlığı ve açmazları İdlib’de sergilenen/simgelenen TC’nin “eksen değiştirme” politikasında nereye kadar gidebileceği henüz bilinmiyor. ABD yönetimi tehditler eşliğinde TC ile ilişkilerini her ne kadar “bir ebedi aşk” diye tanımlasa da bunun muhtemelen kendilerini ve TC içindeki müttefiklerini teskin etmekten öte bir işlevi yok. Önümüzdeki bir kaç ay başka birçok şeyin yanı sıra TC’nin kendine biçtiği emperyalist güç olma heveslerinin ve militarizmi koyulaştırmaktan başka bir şey düşünmeyen iktidarın akıbetiyle ilgili de bir kader süreci olacak…

Yazarın diğer yazıları