Kadın devriminin nesnel zemini nedir?

Ayaklanmalar çağındayız. Sadece bu da değil. Kadın devriminin nesnel zemini her geçen gün güçleniyor. Dünyada bir kadın isyanı mayalanıyor. Öyle ki bu isyan, “kadın grevi” gibi bir mücadele aracını yeniden güncelleştirip, süreklileştiriyor, yaygınlaştırıyor.

Sadece son birkaç hafta içinde yaşanan ayaklanmalara bakalım. Şili’de, Lübnan’da, Irak’ta, kendi kaderlerini ellerine almaya çalışan ezilenlerin başını kadınlar çekiyor. Kadın düşmanlığının çok yoğun yaşandığı İran ve Sudan’da kadınlar, erkek iktidarların karşına korkusuzca dikiliyor. Bolivya’da darbe girişimine karşı önce kadınlar sokağa çıktı. Rojava’da işgalcilere kadınlar, taşlarla direniyor.

Kadınların sokağa dökülmesinin nedenleri var elbette. 1970’lerde patlak veren ekonomik kriz ile birlikte devreye sokulan emperyalist küreselleşme politikalarının karakteristiği olan karın maksimize edilmesi en çok kadınları vurdu. Çünkü tıkanan sermaye birikiminin kanalı büyük oranda kadın emeği ve bedeninin yeniden sömürgeleştirilmesi üzerinden açılmak istendi. Bu da kadınların ezici çoğunluğunun enformal alanlarda kuralsız bir biçimde çalıştırılması sonucunu getirdi. Esnek ve güvencesiz çalışma kadınlar için temel bir çalışma biçimi haline geldi.

Özellikle sömürge ülkelerde ev eksenli çalışma biçimi yaygınlaşırken, yarı zamanlı çalışmayla kadınlar, ev içinde de temizlik, yemek ve bakım gibi “geleneksel işlerini” yapmaya devam ettiler. Bu yönüyle esnek çalışma, toplumsal cinsiyet ayrımlarını da stalibilize etmeyi hedefledi.

Kadınların enformel alanlarda istihdamı cinsiyetçi normları yeniden üretti. Çünkü, enformel çalışma, üretimi eve taşıdı. Böylece ev ve işyeri ayrımı ortadan kalktı. Bu aynı zamanda ev işi ile ücretli çalışmayı da iç içe geçirdi. Kadın hem evde cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle “görev ve sorumlulukları” arasında sayılan temizlik, yemek, çocuk, yaşlı ve eş bakımı gibi ağır işleri yaptı, hem de her türlü güvenceden yoksun bir biçimde çok düşük ücrete çalışmak zorunda kaldı.

Kadınlar ne kadar çok çalışırsa çalışsın, hep erkeklerden daha az ücret aldı. Avrupa’da da durum farklı değil. Geçtiğimiz Haziran ayında İsviçre’de kadınların “ücret eşitliği” talebiyle grev yapmaları boşuna değil. Avrupa ülkelerinde de kadın ile erkek arasındaki ücret eşitsizliği ve adaletsizliği devam ediyor.

Emperyalist küreselleşme aşamasında cins çelişkisi ile sınıf çelişkisi bugüne kadar hiç olmadığı kadar çok ve derin bir biçimde iç içe geçmiştir. Kapitalist sistemin temel çelişkisi olan üretimin toplumsal karakteri ile mülkiyetin özel karakteri arasındaki çelişki, toplumsal cinsiyet ayrımı üzerinde de işler. Bu temel çelişkinin bir ucu olan, üretimin toplumsal karakteri, kadını, sürekli olarak üretici, tüketici ve meta olarak toplumsal yaşamını içine çeker. İkinci ucu, yani mülkiyetin özel karakteri ise toplumsal yaşamın dışına iter. Bir yandan kadın gerek iş gücü, gerekse beden sömürüsü ekseninde evin dışına çekilirken, diğer yandan da kadının eve bağlı konumu süreklileştirilip güçlendirilir. Bu durum, kadının köleliğinin nedeni olan erkek egemenliğinin ortadan kaldırılmasının koşullarını güçlendirir. İşte kapitalizmin bu temel çelişkisi, kadın devriminin de nesnel zeminidir. Bu zemin, emperyalist küreselleşme ile birlikte daha da güçlenmiştir.

Kadın özgürlük mücadelesi, uzunca bir süredir büyük bir deneyim de biriktirdi. Kadınlar, deneyimlerini birbirlerine aktarmayı, birbirlerinin deneyimlerinden öğrenmeyi biliyorlar. Örneğin Arjantin’de alınan kadın grevi kararı, hemen dünyanın başka bir yerinde kadın için ilham olabiliyor.

Elbette, kadınların en çok öğrendiği yer ise Rojava oldu. Rojava kadın devrimi, kadına yönelik şiddete karşı mücadeleden siyasette eşit varlık hakkına, özsavunmaya kadar her konuda tüm kadınlar için muazzam bir deneyimdir. Kapitalizmin, emperyalist küreselleşme aşamasının nesnel zeminini güçlendirdiği kadın devrimi için nasıl bir yoldan yürünmesi gerektiğine dair yol göstericidir, kutup yıldızıdır. Bu nedenle de DAİŞ’inden Türk devletine, tüm kadın düşmanlarının hedefinde oldu. Çünkü Rojavalı kadınların kazanımları, tüm kadınların kazanımlarıdır.

Rojava devriminin kadınlara söylediği şey öncelikle şudur: Yaşamın her alanında eşit varlık ve temsil hakkını savunmanın yanı sıra, kendi öz örgütlülüklerinin varlığı hayati derecede önemlidir. YPJ’sinden kadın kooperatifine, kadın asayişinde kadın meclisine kadar bu özgün örgütlerinin varlığı, diğer haklarının da güvencesidir. Bu nedenle kadınlar, “en temel özsavunma, örgütlülüğümüz ve kadın yoldaşlığıdır” ilkesiyle hayatın her alanında kendi örgütlülüklerini kurmak zorundadır.

Yazarın diğer yazıları