Kadına yönelik her türlü şiddet politiktir

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Mehmet Karalı, “İlan ediyorum, aile hayatına yönelik bazı politikaları yanlış buluyorum. İyi bir çocuk yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak bakan ya da başbakan olmaktan veya başarılı(!) bir iş kadını olmaktan çok daha elzemdir. Yerel seçimde hiçbir kadın belediye başkanı adayına oy vermeyeceğim” diye bir paylaşımda bulundu. Yazdıkları tepkiyle karşılaşınca da “kadınlarımıza verilen değerin, aile bağlamından uzaklaştırılıp iş hayatındaki katkılarıyla ölçülmesinden ve böylece ailenin zarar görmesinden rahatsızlık duyduğum için” diye kendisini savundu ve kendi zihniyetindekilerin kadına ne kadar “değer” verdiğini Psikiyatri Profesörü Dr. Nevzat Tarhan’ın sözleriyle anlattı: “İyi bir çocuk yetiştirmek ve annelik yapmak iyi bir fabrika kurmaktan daha değerlidir. Anneliği bu yüzden en önemli meslek olarak görmek gerekiyor. Ev hanımlığını küçültmek, psikolojik olarak yapılan bir savaş taktiğidir.”

Öncelikle Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde annelik veya ev kadınlığı bir meslek olarak görülmüyor. Meslek, “bir kimsenin kendine temel çalışma alanı edindiği, geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş”tir. Oysa kadınlar annelik ve ev kadınlığı karşılığında para kazanmıyor, tersine “anne” ve “ev kadını” ismi altında “kutsallık” atfedilerek bedavaya çalışıyor veya çalıştırılıyor.

Yasa ve normların erkeğe göre şekillendiği erkek egemen toplumlarda erkekler kadınları asla kendisine eşit bir varlık olarak görmez. Erkek zihniyet kadınları kendi iktidarı için tehlike olarak gördüğü için onları eve kapatmak, hapsetmek ister. Kadının kendisini donatmasına, edindiği bilgi birikimlerini yaşama aktarmasına engel olunur ve her fırsatta “din” ve “kutsallık” kisvesi altında buna karşı çıkılır. Erkekler erkek egemen sistemin devamlılığını sürdürmek için kadına yönelik şiddete başvurur, böylece kadınları sindirmeye ve kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışır. Bütün bu nedenlerden dolayı kadına yönelik gerçekleştirilen fiziki, psikolojik, ekonomik, cinsel ve yapısal bütün şiddet çeşitleri ideolojik ve politiktir.

Toplumumuzda neredeyse kadınların tümü şiddete uğruyor. Şiddetten kasıt sadece fiziksel şiddet değildir. Kabul etmek gerekir ki kadına yönelik şiddetin diğer türleri de en az fiziksel şiddet kadar sarsıcı ve yıkıcıdır.

Şiddete uğrayan kadınlar genellikle şiddete maruz kaldığını gizliyor. Gözle görülen şiddeti bile ya utancından ya da korkusundan örtbas edebiliyorlar. Çünkü kadına baştan beri öğretilen şudur: “Evin sırrı asla dışarı verilmemelidir” veya “zamanla düzelir.” Oysa ki zamanla hiçbir şey düzelmiyor. Şiddete uğrayan kadının buna karşı mücadele etmesi toplum tarafından engelleniyor ve kadın şiddete çaresizce boyun eğmek zorunda kalıyor. Örneğin şiddet mağduru evli ve çocuklu kadınlara hiç istemediği halde tekrar anne olması dayatılıyor ve kadın maruz kaldığı şiddetten bu şekilde kurtulacağına inandırılıyor. Oysa kadına şiddet uygulayan bir erkek, bundan asla vazgeçmiyor. Çünkü hastalıklı genetik bir kodla bunun en doğal hakkı olduğunu düşünüyor ve kadını bir insan olarak değil, kendi malı olarak görüyor.

Şiddete uğrayan kadın ise sıkışıp kaldığı şiddet çemberinin dışına çıkamayınca ya kendisine ya da çocuklarına yöneliyor. Şiddet şiddeti doğuruyor ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Bianet’in verilerine göre Türkiye’de 2017 yılında 409 kadın en yakını olan kişiler tarafından öldürüldü. Verilere göre 2008 yılından bu yana son on yılda kadın cinayetlerinin beş kat arttığı görülüyor. Bu kadınları koruyamadığı için hesap vermesi gereken devletse kadın katillerini koruyor.

Bütün bu nedenlerle örgütlü olan ve olmayan tüm kadınlar bir gün kendisinin de başına gelebileceği bilinciyle kadın iradesine, mücadelesine ve emeğine içtenlikle sahip çıkmalı ve kadına yönelik her türlü şiddete bilinçli bir şekilde ve cesurca dur demelidir.

Yazarın diğer yazıları