Kadına yönelik şiddet

Türkiye dilinden din iman düşürmeyen insanların döneminde tarihinin en dejenere dönemini yaşıyor. Hergün topluma din, iman vaaz edenlerin iktidarda olduğu dönemde; rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma had safhaya ulaştı. Günümüz Türkiye’sinde kimse kimseye inanmıyor; sözün hiç bir hükmü yok. İktidar sahipleri çıkıp kamuoyu önünde başka şeyler söylüyor, kapı arkasında bambaşka şeyler yapıyorlar.

Bir taraftan hepimiz kardeşiz diyor; diğer taraftan orduyu en güçlü silahlarla donatıp sadece Türkiye coğrafyasında da değil; Güney Kürdistan’da, Suriye’de Kürtlerin bütün özgürlük alanlarına saldırıyorlar.

Sormak lazım “sizin kardeşliğiniz neyi içeriyor, ne öneriyorsunuz Kürt kardeşlerinize?” “Suriye’de Rojava’ya itiraz ederken yerine ne koymak istiyorsunuz?” En başa dönelim, Kürtler Irak’da Saddam gibi bir zalimin veya Suriye’de Esad gibi bir diktatörün esareti alında kimliksiz mi yaşasınlar?

“Buna hangi vicdan razı olur?” Türkiye kamuoyu biraz da bunlarla meşgul olmalıdır. Yıllarca yan yana yaşadığı komşularının dertlerini kendine dert edinmeyen bir toplum kendi iç meselelerin de uzlaşma ve barış diliyle çözemez!

Kürtler bu ülkenin, coğrafyanın birinci sınıf vatandaşı olmadan, sadece Türkiye’de değil bütün bu coğrafyada da demokrasi ve özgürlük sorunu çözülemez. Kürt sorunu bu coğrafyada bütün sorunların hem nedeni hem de bizzati çözümü konumuna gelmiştir.

Kürt sorunu bütün sorunların nedenidir; çünkü Kürt sorununu atlanarak; başta kadın, ekonomi ve ekoloji olmak üzere hiç bir sorun sahici konuşulamaz ve gerçek hayatta karşılığı olan bir çözüm üretilemez.

Kürt coğrafyası hergün bombalanır, ormanları yakılır dereleri kurutulurken; sizin Kaz Dağları için ortaya koyduğunuz haklı tepkinin ayakları havada kalır ve inandırıcı olamaz. Yıllardır kayıp çocuklarını arayan Cumartesi Annelerinin oturma eylemine bile müsaade etmez ve cezaevi önünde açlık grevindeki çocuklarının durumunu öğrenmek için bekleyen anneleri; copla, polis zoruyla cezaevi önünden uzaklaştırırsanız; kadına yönelik şiddete dair söylediklerinizi kimse ciddiye almaz.

Yukarda anlattıklarımla yalnızca devleti kast etmiyorum; burada asıl olarak samimiyetinden gerçekten kuşku duymadığım demokratik Türkiye kamuoyunu kast ediyorum. Haklı olarak bütün Türkiye kamuoyunu ayağa kaldıran Emine Bulut cinayeti Türkiye toplumuna ayna tutmuştur.

Emine Bulut’un hunharca öldürüldüğü günün hemen ertesinde devleti yönetenlerin sözüm ona yaşanan olayı mahkum eden açıklamalarına rağmen kadına yönelik şiddet olaylarında hiç bir azalma olmadı; bunun bir sebebi olmalı…

Hergün yeniden toplumu kuşatılmışlık hissi ile teslim almaya çalışan iktidar, bütün toplumun psikolojisini bozdu; Türkiye’de insanlar artık birbirleri ile konuşarak herhangi bir sorunu çözebileceklerine olan inançlarını neredeyse tamamen yitirdiler.

Bizzat devleti yönetenler kendileri dışında kalan bütün kesimleri hain, düşman işbirlikçisi ilan ediyorlar. Böyle bir dilin hakim olduğu bir ortamda bireysel ilişkilerden toplumsal sorunlara kadar hiç bir sorun barış içinde diyalogla çözülemez.

Hiç kimsenin özeleştiri yapmadığı; bütün olumsuzlukların sorumluluğunu ötekinin üzerine attığı bir ortamda artarak devam eden kadın cinayetleri toplumsal histerinin bir devamıdır ve sadece hamasetle ortadan kaldırılamaz.

Ancak kadının özgür olduğu bir toplum özgür olabilir; veya tersinden bütün toplum özgür olursa kadın da özgür olur. Bu nedenle günümüz Türkiye’sinde yaşadığımız sorunlar aslında hem birbirinin sonucu hem de birbirinin nedenidirler; bundan dolayı ya bütün sorunlarımızı özgürlük ve demokrasiyi esas alarak birlikte çözeceğiz; ya da hergün böyle Emine Bulut cinayeti gibi barbarlıklarla muhattap olacağız…

Ya kadın erkek; Kürt Türk; Alevi Sunni hep birlikte özgür olacağız; ya da hep birlikte kendi inşaa ettiğimiz cezaevinde müebbet hapisliğimize devam edeceğiz.

Yazarın diğer yazıları