Kadınlar birlikte daha güçlü

Monoton hayatlar. Bir rutin içine sıkışmış, her sabah erkenden kalkıp işine giden. Akşam en geç 6.00’da evinde olup, akşam yemeğini bir çırpıda yiyenlerden değiliz sanırım. Kapitalizmin bizim için kurduğu düşlerin küçük, narin, nazik bir parçası olmayacağız. Egemenin kurguladığı hayatı yaşamayacağız. Bizim için, bizimle beraber, yaşadığımız mekanın içinden geçerek hayatımızı kendi ellerimizle kuracağız. Başkalarının bize sunduğu yaşamlar değil. İnandığımız için yaşayıp, yaşamımızı birlikte oluşturacağız.

Bir süredir insanlar oldukça mutsuz, umutsuz, hayal kurmaktan kopmuş. Hele bir de kadınlar tam bir umutsuz vaka pozisyonunda tutulmaya çalışılıyor. Sokaklar tekinsiz, dışarısı ürkütücü, erkekler öldürücü, her yer savaş yeri. Peki ya gerçekten kadınlar için yaşam o kadar umutsuz mu? Biraz da bu nedenle yazıma umut kokan cümlelerle başlamak istedim. Evet, dünya kadınları için oldukça acımasız bir sistem var. Dünyanın sokaklarında erkekler giderek daha acımasızca savaşı derinleştirip, yaygınlaştırmaya çalışıyor. Bunun tam da karşısında, ona muhalefet eden örgütlü kadın direnişi daha fazla güçleniyor. Hiç olmadığı kadar kadınlar birbirinden haberdar, birbirine destek oluyor. Akademik tartışmalardan sanata, sanattan edebiyata, öz savunmadan hukuk ve ahlaki sahaya, sağlıktan yılladır mücadelesi yürütülen çocuk doğurma ya da doğurmama hakkına kadar kadınlar oldukça güçlenmiş durumda. Tabii ki sessiz kalan, sineye çeken, rutin ve monoton yaşamları kabul edenler de var.

Özellikle 8 Mart grevi ile başlayıp, kadın karşıtı politikalara karşı kadınlar sürekli eylem halindeydi. Normalliği kabul etmeyeceklerini ifade ettiler. Çünkü kapitalizme göre, kadınların her iktidar tarafından belirlediği sınırlar içinde hareket etmesi normal olandı. İspanya’dan Brezilya’ya, Kuzey Amerika’dan, Afrika topraklarına, Rusya’ya Ukrayna’ya, Çin’den Hindistan’a, Japonya’ya kadar kadın, toplum, doğa karşıtı politikalara karşı kadınla eylemde.

Evet, kadın karşıtı politikalar oldukça güçlü, saldırgan. Dünyadaki aşırı sağın en büyük dayanağı da kadın karşıtı politikalar. Dikkat edersek kadın katliamlarının görüntülerinin medyada bu kadar çok gösterilmesi, meşrulaştırma, akıllara normalmiş gibi bir vurguyu da yapıyordu. Hatta yer yer bu görüntüler, erkekler için bunlar birer model haline de gelmişti. Ama kadınlar bu politikaların, örgütlü direnişle son bulacağını bildikleri için her daim hareket halindeler. Tüm saldırılara rağmen kadınlar havaya kaldırdıkları savunma yumruğunu indirmek niyetinde değiller. Dünyanın her yerinde ayağa kalkıp, erkeği, kadını, toplumu dönüştürmek için yaşamın her yanında mücadele ediyorlar. İşi salt söylemlerle sınırlandırmayacaklarını biliyorlar. Çünkü gerçekten bu sistem oldukça acımasız ve yok edip, tüketme yanlısı. Kadınlar tam da bu nedenle durmanın yok olma olduğunun farkındalar.

Kadınlar birlikte daha güçlü. Zagroslardan Afrika düzlüklerine, Amazonlardaki klanlardan, Amerika kongre salonundaki kadın kollektifi Manga’ya, İspanya sokaklarından Meksika’ya, Hong Kong’dan Japonya’ya kadar kadınlar sisteme direnmeye devam ediyor. #KuToo’dan #MeeToo hareketine, beyaz Çarşamba’dan Değişim İçin Sen de Ayağa Kalk Hareketlerine kadar kadın direnişlerini Yeni Özgür Politika gazetesinin sunduğu bu imkanı değerlendirmeye çalışacağım. Her Cuma elimden geldiğince kadın karşıtı politikaları değerlendirip, dünya, Ortadoğu ve Kürdistan’daki kadın başarılarını, direnişlerini ve inşasını paylaşmaya çalışacağım.

Her birimiz farklılığımızla varız, kollektifliğimizle sürekliyiz. Kapitalist modernitenin sınırlarına inat monotonluğu, rutinliği kabul etmeyen kadınları daha fazla görüp, anlayıp, anlatmaya çalışacağım. Hepimize iyi bir hafta sonu dileğiyle…

Yazarın diğer yazıları