Kadınların devrimi

Eylem KAHRAMAN

“Sarılıp gövdesine sımsıkı

bir kadın kendisini doğurabilir isterse…”

Edip Cansever

Kürtlerin tarihinde tıpkı diğerleri gibi Temmuz ayı da oldukça önemli bir aydır. Biraz geriye dönüp yakın tarihe göz attığımızda 9 Temmuz (1937) Kürt direnişçiler Alişêr ve yoldaşı Zarife Xatun’un ihanet sonucu katledilmesi, 14 Temmuz (1982) Büyük Ölüm Orucu Direnişi ve 19 Temmuz (2012) Rojava Devrimi ile karşılaşırız.

14 Temmuz 1789’da Paris halkı nasıl krallığın zulüm merkezine dönüşen Bastille Hapishanesi’ni basarak baskıya ve zulme karşı ayaklandıysa, 14 Temmuz 1982 günü Amed Zindanı’nda Büyük Ölüm Orucu Direnişi’ni başlatan devrimciler de kimliksiz, kültürsüz ve inançsız yaşanmayacağını göstererek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar. 19 Temmuz 2012’de ise Rojava’da emperyalist dünya gericiliğinin en karanlık yüzü olan IŞİD’e karşı sergilenen emsalsiz direniş Rojava Devrimi ile taçlandı.

Rojava Devrimi, çağın en geri, en ilkel, en yobaz yaratıklarına karşı güçlü bir irade olarak ortaya çıktı ve Ortadoğu karanlığında yüzyıllardır özlemi duyulan en güzel uyanış olarak tarihteki onurlu yerini aldı.

Devrim süreçlerinde emek ve özverisiyle direnişlerin sembolü olan kadınlar görürüz hep. Bazen bir resimden, bazen bir fotoğraf karesinden seslenirler bize. Fransız Devrimi’nin sembolü olan “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosunda Marianne, Alişêr’in sol yanında fişeklik kuşanmış vakur bir savaşçı olan Zarife Xatun, ağız dolusu gülüşüyle omzunda silahı bebeğini emziren Nikaragualı Sandinist kadın gerilla, sihirli gülüşüyle en önde yürüyen Kürt kadınının direniş çizgisi Bêritan, Gezi Direnişi’nde polisin kısa mesafeden yüzüne biber gazı sıkmasına rağmen dik duruşunu bozmayan “Kırmızı Elbiseli Kadın”, Şengal’de, kestiği saç örüklerini nişanlısının mezar taşına dolayıp dağlara yürüyen Êzîdî genç kadın ve yine taktığı kırmızı fular nedeniyle akıl almaz bir haksızlığa uğrayan ve bir resim ya da fotoğrafla değil de, özgürlüğe yürüyüşüyle hafızalara kazınan “Kırmızı Fularlı Kız” Ayşe Deniz Karacagil…

Bugün Rojava dendiğinde ilk akla gelen, devrimi ilmik ilmik ören kadınlardır. Tıpkı Fransız devriminde olduğu gibi Rojava Devrimi’nde de en önde kadınlar vardı. Devrim süreci başladığında buna ilk inanan ve koşanlar kadınlar oldu. Kadınların öncülük ettiği Rojava Devrimi gerici erkek egemen zihniyete karşı güçlü bir kadın iradesi yarattı ve bunun sembolü oldu. Dünyanın her yerinden kadına karşı sistematik saldırıların son hızla sürdüğü bir dönemde gerçek gücünü kadın iradesinden ve eyleminden alan Rojava Devrimi kalıplaşmış toplumsal cinsiyetçi bakış açısını yerle bir etti. Rojava Devrimi ile kadında var olan potansiyel güç de gün yüzüne çıkarak örgütlü bir güce dönüştü.

Devrimle birlikte kendine güveni artan kadınlar büyük toplumsal değişimlere imza attı. Gerek günlük hayatta, gerekse siyasi, ekonomik, askeri ve diğer toplumsal tüm alanlarda kadınlar aktif roller üstlendi. Rojava’da kadınlar, gerçekleşen devriminin bir kadın devrimi olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Bu nedenle Rojava Devrimi, köleliği reddeden ve özgür bir yaşam için direnişi seçen kadınların hikâyesidir en çok.

Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nin son günlerinde, enternasyonalist devrimci Kemal Pir, kendisine direnişi bırakma çağrısı yapan cezaevi doktoru Mustafa Özcanlı’ya “Bazı tarihi ve kritik günler olur ki, devrimciler kendisini feda ettiğinde birer kayıp olarak görülmez, tersine onlar gelecekte daha büyük devrimcilerin ortaya çıkmasının gerekçesi olur. İşte biz de şimdi kendimizi feda edeceğiz, ama gelecekte büyük devrimciler ortaya çıkacak, daha büyük devrimciler eğitilecektir. Yarın Kürt çocukları, daha ilerdeki dönemlerde ise Türkiyeli çocuklar kendimizi neden feda etme gereğini duyduğumuzu anlayacaktır. O zaman hiç bir güç onları engelleyemeyecektir. Bunu bugün burada söylüyorum, sizler de yarın gözlerinizle göreceksiniz” demişti.

Rojava Devrimi’nin başka bir özelliği de tıpkı enternasyonal devrimci Kemal Pir’in yıllar önce öngördüğü gibi, Türkiye’den ve dünyanın birçok ülkesinden kadın ve erkek devrimcilerin devrimi sahiplenerek Rojava’ya akması, devrime katılması ve orada bir çoğunun kanlarının birbirine karışmasıydı kuşkusuz. Denilebilinir ki; 14 Temmuz Direniş Çizgisi 19 Temmuz Rojava Devrimi Ruhu ile buluşmayı başardı. Bu nedenle başta kadınlar olmak üzere bütün insanlık Rojava Devrimi’ne sahip çıkmalıdır.

Yazarın diğer yazıları