‘Kafaya bir doğru girmedikten sonra 10 filozof girse de boştur’

Başlıktaki sözü kim demişse doğru demiş, gerçekten de kafaya bir doğru girmedikten sonra on filozof girse de boştur! Maalesef günümüzün birçok konuşkan kafası, neredeyse insanı filozoflardan soğutacak kadar çok fazla filozofun adını anıp anlaşılmaz bir sürü lafı tekrar edip duruyor. Hiçbir şey yapmıyorlar denilemez çünkü bir şey yapıyorlar, durmadan konuşuyorlar! Konuş, konuş, nereye kadar? Hiç kuşkusuz ki hepsi değil, vicdanlı ve cüretkar davrananların diğerlerine de örnek olması gerekir.

Bu aralar konuşmaktan bile imtina edenler var! Neler oluyor gerçekten? Nerden bulaştı bu eylemsizlik hali, nasıl oluyor da 2500 yıl önceki sofistlerin çürümüş çıkarcı kültürü günümüze aynen sirayet edebiliyor?

Edward Said İsrail tankına taş atarken fotoğraflanmış ve entelektüellin görevleri üzerine epey geniş tartışmalara vesile olmuştu. Günümüzde küresel kapitalizm karşısında küresel demokrasi hareketini düşünen nice entelektüel vardır. Hem de eylemcidirler. Fakat bazen ihmal ettikleri önemli bir alan var: Kürdistan! Yerel ve evrensel bağlamı içerisinde Kürdistan’daki zulme karşı harekete geçmeden küresel demokrasi hareketi gelişemez. Bu hareketin gelişmesinde Ortadoğu’nun ve Ortadoğu içinde de Kürdistan’ın rolü konusunda gerekli donanıma sahip olmayan entelektüel insanın düşünce dünyasının “Batı” sınırları ve kalıplarıyla mustarip olduğu söylenebilir. Entelektüelin bir açmazı da buradadır.

21. yılına giren İmralı tecritliğinin son bulması için yürütülen açlık grevleri, entelektüel dünya açısından kendilerini eylemsel kılacak ve yönlerini Kürdistan’a dönüp fikirlerini sınayacakları büyük bir fırsat sunuyor.

Açlık grevi direnişinin dünyanın en masum eylemi olduğu ortadadır; talep ise herkesi yakından ilgilendirmektedir. Riskli bir alan olduğu mu düşünülüyor? Yaşamın ve dünyanın neresinde risk yok ki? Asıl risk, tüm insanların hayatıyla oynama cüretini gösteren faşizme ve uyguladığı tecride karşı çıkmamaktır. Karşı çıkmamanın yaratacağı risklerden daha büyük bir risk yoktur. Dolayısıyla desteklemek için hiç kimsenin kaygısı olmamalıdır.

Peki Türkiye başta olmak üzere aydınların, sanatçıların sesi ne kadar çıkıyor? Avrupa’dan kısmi destek açıklaması yapan aydın ve sanatçılar olsa da binlercesi halen suskundur. Türkiye’de ise binlercesi iktidarın hedefindedir; eyleme geçmeleri kendilerini de savunabilmelerinin en etkili yollarından biridir.

Açlık grevleri 120’li günlerde olduğu halde maalesef şimdiye dek ciddi bir girişimleri olmadı. İktidarın ve koltuk destekçilerinin kulaklarını kapatması anlaşılırdır fakat aydınlara-sanatçılara ne oldu sorusu akıllara takılmış durumdadır.

Aydınlar-sanatçılar konusu kapsamlı, zaman ise açlık grevi eylemcilerinin bedenlerini her geçen gün daha fazla eritiyor. Bu gibi eylemlerde aydınlara-sanatçılara önemli roller düştüğü geçmişteki deneyimlerden de biliniyor. Bununla birlikte eylemlerinin başarısına inanmış ve bu inancında sonuna dek haklı olan açlık grevi direnişçilerinin eylemlerini, kimin ne düzeyde destek verdiğine bakmadan kararlılıkla sürdürdükleri görülüyor. Üstelik Türkiye zindanlarının tümü eyleme geçti. Şimdi asıl karşılık bulacağı alanın halkın eylem alanları olmasının zamanı geldi de geçiyor.

Halkın örgütlü ve kitlesel eylemi için yerel yönetim seçim çalışmalarının açlık grevi direnişleriyle birleşecek bir anlayışla geliştirilmesi gerektiği başından beri herkesin dile getirdiği bir husustur fakat yer yer seçim çalışmalarını direniş kampanyasından kopuk ele alan yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu durum düzeltilmezse seçime de olumsuz yansıması kaçınılmazdır.

Oysa seçimlerden en güçlü sonucun çıkmasını sağlayacak olan en temel olgu direniştir. İlgili her yerin ve herkesin programının ilk ve vazgeçilmez maddesi açlık grevleri olmalıdır.

Öte yandan yakalanan olumlu ittifak havasının da direniş ve seçim diyalektiğinin kavranmasıyla daha büyük ve kalıcı sonuçlar doğuracağı söylenebilir. Tüm ittifak güçlerinden de beklenen tutum, açlık grevi eylemlerini yalnız bırakmamaları, demokratik ve ulusal birlik ruhuyla gerekli duyarlılığı göstermeleridir.

Direnişle var olmuş bir halk gerçekliğimiz vardır. Direniş dışında halkın güveni ve katılımı hep yarım olur fakat direnişçi duruş halkın en kapsamlı ve örgütlü hareketini de ortaya çıkarır. Karar ve duruş her alanda, tıpkı açlık grevi direnişçilerinin sergilediği irade gibi net olursa henüz baharın başında süreci kazanan demokrasi güçleri olacaktır.

Yazarın diğer yazıları