Kalemleri yerde kalmadı

 Gazeteci Ferhat Tepe’nin kaçırılarak katledilişinin üzerinden 26 yıl; gazeteci Leyla Yıldıztan’ın DAİŞ’in Mexmûr saldırısında şehit düşmesinin üzerinden 5 yıl geçti. Özgür Kürt basını, onlarına mirasına bağlı olarak sömürgecileri teşhir etmeye devam ediyor.

Özgür Gündem gazetesi Bitlis Muhabiri Ferhat Tepe’nin kaçırılarak katledilişinin üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen failler yargılanmadı. Ağabeyinin cesurca haber yaptığı için hedef alındığını belirten Ayşe Tepe, “Ferhatların ve Apê Musaların gazetecilik tutkuları, baş eğmeyişleri, cesaretleri Kürt basınının duruşunun da ifadesidir” dedi. DAİŞ’in saldırılarını dünyaya ilk duyuran gazetecilerden olan ve Mexmûr’da 5 yıl önce şehit düşen Deniz Fırat’ın kalemini yerde bırakmayacağını söyleyen meslektaşları ise bir sonraki ardıllara kadar taşıyacaklarını söyledi.

Özgür Gündem gazetesi Bitlis Muhabiri Ferhat Tepe’nin kaçırılarak katledilişinin üzerinden 26 yıl geçti. 28 Temmuz 1993’te şehir merkezinde bulunan evinden çıkarken üç kişi tarafından kaçırılan Tepe’nin cenazesi, 10 gün sonra Elazığ’ın Hazar Gölü yakınında bulundu. Tepe’nin yapılan ilk otopsisinde ölüm nedeni “yüzme bilmemesi” olarak kayıtlara geçirildi. Tepe’nin kaçırılırken bindirildiği araba, daha sonra Bitlis İlçe Karakolu önünde görüldü. Ailesinin tüm başvurularına rağmen gözaltında olduğu kabul edilmedi.

Ailesi tehdit edildi

 Demokrasi Partisi (DEP) Bitlis İl Başkanı İshak Tepe, oğlu kaçırılmadan önce Tatvan 6. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Korkmaz Tağma tarafından çağrılarak, ”Siz neden devletin işini yapmıyorsunuz da teröristlere yardım ediyorsunuz. Neden devleti suçlu olarak gösteriyorsunuz. Devlet suç işlemez. Devlet cinayet işlemez. Çocuğun gazetede bunları yazıyor. Böyle şeyler yok” diye tehdit edildi. Tağma’nın bu konuşmasına rağmen Tepe’nin akıbetine ilişkin ne etkin bir soruşturma yürütüldü ne de dava açıldı.

AİHM, Türkiye’yi mahkum etti

 Türkiye’deki mahkemelerden sonuç alamayan Tepe Ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AHİM) başvurdu. AİHM, davaya ilişkin etkin soruşturma yürütmediğinden Türkiye’yi 28 bin euro maddi tazminata mahkûm etti. Adalet arayışını sürdüren Tepe Ailesi’nin, AİHM’in Türkiye’yi mahkum eden kararı sonrası yaptığı tüm suç duyuruları da gerekçesiz reddedildi. Tepe’yi Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence esnasında gördüğünü söyleyen 14 kişi ise hiçbir zaman dinlenmedi. Avukatı Şevket Epözdemir, davayı bırakması için tehdit edildi. Olaydan az bir zaman sonra kaçırıldı ve cansız bedeni Tatvan’a yakın bir yolda bulundu. AİHM’de açılan dava kapsamında dinlenen ve gazeteci Tepe’yi gördüğünü inkar eden, ancak daha sonra “vicdan azabı” nedeniyle gördüklerini ilişkin konuşan Taner Şarlak, Tepe’nin cezaevinde su borusuna bağlı bir şekilde bekletildiğini, yanından her geçenin ‘gazeteci bu’ diye bağırarak dövdüğünü söylemişti. AİHM davasında verdiği yalan beyan nedeniyle 13 yıl boyunca vicdan azabı çektiğini belirten Şarlak, daha sonra gazetelere verdiği demeçlerde, pişman olduğunu kaydederek, doğruları anlatması gerektiğini eklemişti.

Oğlumun katili Tağma’dır

 Oğlunun katilinin belli olmasına rağmen yargılanmadığını belirten Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe, “Bütün dünya bile biliyor Korkmaz Tağma benim oğlumun katilidir. Devlet alıp yargılamazsa bile bu böyledir. Sadece oğlumun katili değil o bölgede öldürülen birçok insanın katilidir” dedi. “Oğlum kaybolduğunda çalmadık kapı bırakmadık” diyen Tepe, şunları söyledi: “Bitlis Emniyet Müdürü ‘bu durumun kabul edilebilir olmadığını nasıl olur kaçırıldığını’ söyledi bizlere. Tatvan Garnizonu’na gittim. Onlara ‘Oğlum kayıp bunda eğer Korkmaz Tağma’nın parmağı varsa ona söyleyin; oğlumu bıraksın. Bu sorun oğlumu kaçırarak çözülmez’ dedim. Bana cevaben ‘günde 10 tane asker öldürülüyor’ denildi. Ben de onlara ‘eğer benim oğlumun ölmesiyle askerlerin ve insanların ölümü duracaksa, oğlumun ölümüne razı geleceğim’ dedim. Bana ‘Garnizon Komutanının orada olmadığı’ söylendi. Oradaydı. Süleyman Demirel, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller dahil birçok yere oğlumun akıbeti nedir, kayıp diye dilekçe verdik ama hiçbir dilekçemize cevap verilmedi.”

TİT adına aradılar

Kaçırıldıktan bir süre sonra kendilerini “Türk İntikam Tugayı” olarak tanıtanlar tarafından telefonla arandığını ifade eden Tepe, “O dönemde Ferhat’ın babası DEP İl Başkanıydı. Kendisine, ‘Oğlunuz elimizde. Kimseye haber vermeyeceksin. PKK’nin kaçırdığı turistleri getireceksin. DEP binasını kapatacaksın ve bize fidye getireceksin’ dediler. Eşim de kendilerine, ‘PKK üyesi olmadığını söyledi. DEP binasının kapatılması için de halk isterse kapatırım. Ama ne kadar para isterseniz getiririm. Yeter ki oğlumu bırakın’ dedi. İstenilen bir milyar lirayı Bitlis halkı ile topladık ama fidye olarak istenilen parayla gittiğimiz yerde kimseler yoktu. Yani oğlumu bırakmadılar” diye konuştu.

 Gazeteciliği aşkla yapıyordu

 Oğlunun gazetecilik mesleğini aşkla yaptığı için katledildiğini vurgulayan Tepe, “Bitlis’te çalışma yürütürken sürekli yakılan köylere ve o zaman katledilen Kürt siyasetçilerle ilgili haberler yapıyordu. Zaten o yüzden katledildi” dedi. Tepe, şöyle devam etti: “Oğlumun katili belli olmasına rağmen devlet gidip sormuyor bile. Bütün dünya bile biliyor Korkmaz Tağma benim oğlumun katilidir. Devlet alıp yargılamazsa bile bu böyledir. Sadece oğlumun katili değil, o bölgede öldürülen birçok insanın katilidir. Bu yüzden Galatasaray Meydan’ına gidip çocuklarımızın katilini yargılanmasını istiyoruz.”

Cesurca haber yapıyordu

 Ferhat Tepe’nin 1990’lı yılların en karanlık dönmelerinde cesurca haber yaptığı için devletin hedefi olduğunu söyleyen kız kardeşi Ayşe Tepe ise “Tüm tehditlere rağmen haber yapmaktan korkmayan Ferhat’ın gazetecilik hayatı Elazığ kimsesizler mezarlığında işkence edilmiş bedenine ulaşana kadar devam etti. 19 yaşında bir genci gözdağı vermek amacıyla katletmek, Kürtlere yapılan zulmün sadece bir parçasıydı. Failleri belliydi Ferhat’ın. Tatvan Tugay Komutanı Tuğgeneral Korkmaz Tağma bölgedeki birçok cinayette olduğu gibi Ferhat’ın da failiydi” dedi.

Adaletsizlik duvarı

 Her kaybetme hikayesinde olduğu gibi Ferhat’ın olayında da bugüne dek tüm çabalarına rağmen faillerini bulunmadığını, yargılamadığını ve cezalandırılmadığını söyleyen Tepe, “Nihayetinde zaman aşımına uğrayan davamız adaletsizlik duvarına çarptı. Tüm hukuki girişimlerimize rağmen Korkmaz Tağma’nın ifadesi dahi alınmadığı gibi Ankara’da görülen AİHM davasında can güvenliğinin olmadığı gerekçesiyle ifade vermeye gelmedi. Son olarak mahkeme kararıyla kendisi hakkında  yapılan haberlere yönelik yayın yasağı aldırdı” şeklinde konuştu.

Halkın sesi oldular

 “Ferhat, o dönem katledilen onlarca Özgür Gündem muhabiri gibi halkının sesi, soluğu oldu” diyen Tepe, şu şekilde devam etti: “Failleri yargılanmadı ama Ferhat naif, yurtsever ve cesur kişiliğiyle Kürt halkının kalbinde ebediyete kadar yaşayacaktır. Bizler ise acının, insanlık suçunun zaman aşımının olmayacağı gerçeğiyle hareket ederek, failleri yargılanıp cezalandırılana kadar davamızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Kürt basınının duruşudur

 Kürt basınının dünyanın en zorlu gazeteciliğini yaptığını vurgulayan Tepe, son olarak şunları kaydetti: “120 yıldır kendini var etmeye çalışan Kürt basını tehdit, hapis cezaları, bombalama ve öldürülmelere karşın kendisini var etmeye devam ediyor. Gazeteciliğin bu kadar tehditkar görülmesi elbette faşizan rejimlere hastır. Kürt basını bu anlamıyla dünya tarihinde de örneğine az rastlanacak bir gazetecilik, yayıncılık örneğidir. Kürt basını üzerindeki baskıların devam etmesi, genel yayın yönetmenlerinin hapisle cezalandırılması, davaların açılması demokrasi eşiğinde takılı kalan bir rejimin fotoğrafı olabilir ancak. Türkiye’de özgür basının temsilcileri muhalif basındır ve muhalif basının en etkin temsilcisi de Kürt basınıdır. Bu anlamıyla Kürt basınını dün susturamadıkları gibi bu gün de susturamayacaklardır. Ferhatların, Apê Musaların ve Safyettinlerin gazetecilik tutkuları, baş eğmeyişleri, cesaretleri Kürt basının duruşunun da ifadesidir. Kürt basını bu değerlerle var olamaya, yazmaya, haber yapmaya ve baş eğmemeye devam edecektir.”

İSTANBUL

Yazarın diğer yazıları

    None Found