Kalpazan diktatörler ve Recebin insaniyeti…

İslam dünyası yaşayanı, anıt mezarlarda yatanı, mezarsızlarıyla, kalpazan ve dolandırıcı diktatörler tarlasıdır. Bölgenin tarihi, onların hayal pazarlayan hikayelerinden ibarettir.

Bu hikayeler dolambacı, çocuk yaşta küçük çaplı dolandırıcılık ve kalpazanlıklarla başlıyor, daha sonra fetih masalları ve öbür dünyada cennet vaadleriyle devam ediyordu.

Endonezya, Filipinler, Arap bölgelerinde yaşanan ahlaki çöküntü orada kalsın. Yılmaz Özdil, dünkü yazısında, günün en azılı diktatörlerinden Recep Erdoğan’ı “çekirdek”ten yetiştiğini, onun anlatımıyla aktarıyordu:

“Asrın liderimiz Yeni Şafak gazetesinde anlattı: İlk okulda harçlığımı çıkarmak için, kağıtlı şeker satardım. Simit 10 kuruştu. Akşamdan, 2,5 kuruştan bayat simit alırdım. Anneciğim onları buhara tutardı. 5 kuruşa satardım.”

Bayatı ısıtarak taze kıvamı vermek kalpazanlık, kazanılan para dolandırıcılık, en korkuncu, küfe alerjisi olan insanları bile bile zehirlemekti, anne ile oğulun birlikte yaptıkları…

 Ama bu gibiler için, çıkar söz konusu ise başkasının hayatı, bir hiçti…

Recep için, çıkar yollarında her türlü yol, yöntem ve rol mubahtı. Nitekim, Türk halkına “ileri demokrasi“yi vaad etmiş, sonunda var vara zindan ve insanları açlığa mahkumiyet durağında durmuş, Kürtlerin seçilme hakkı, seçme özgürlüğü gasp edilmiş, sesini çıkaran Türk de zindanı yollanmıştı.

Kalpazanlığa bakın siz, ileri demokrasi nutuklu günlerde, Çetin Altan’ın boynuna “düşünce özgürlüğüne saygı madalyası“ takılıyor, ama bir süre sonra oğlu Ahmet Altan, ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyordu.

Recep bir anda zıvanadan çıkıyor, kendi kendini zehirleyen akrep gibi önüne çıkanı eziyor, elinden tutanları, eski yol arkadaşlarını düşman ilan ediyor, ev gezmesi, aile ziyareti yaptığı komşu ülkeleri işgale çıkıyor. Suriye’yi ele geçirmek için, El kaideci, İhvancı vahşilerle suç birliği yapıyordu

Ve şimdi Suriye, ülkelerini istila eden bu katilleri kovmak için, harekat halindeydi. Recep iş, kazanç, kısacası savaş ortakları zordaydı.

Türk medyası Kırgızistan dönüşü uçakta söyledikleriyle onu, tokat atana İsa Peygamber benzeri öteki yanağını da ikram eden havalarda insancıl (insan sever) gösteriyor, tertemiz sulara batırıyor, insanların hayatını dert edinen biri olarak yıkıp pak göstererek karşımıza oturtuyordu.

Recep Erdoğan şöyle diyordu:

“İdlib’de, şu anda çok acımasız bir süreç işletiliyor. Orada 3,5 milyon insan var. Allah göstermesin, buralara yağdırılacak olursa çok ciddi bir katliam yaşanır.”

Söylediklerini okuyan veya dinleyen Kürtlerin mırıldandıkları bir yana, bir bir yaşanmışlık varken, bu insan severlik kalpazanlık numarası, bin yüzlülük, dolandırıcılıktı.

Çünkü, Roboskî’de 12, 13 yaşlarındaki çocukların kişiliğinde insanlık öldürülürken, Recep Erdoğan, sadece zalimdi. Füzelerle çocukları parça, tike eden askerlerinin zaferini kutluyordu, o. Kürtler, cinayetlere karşı sokağa çıkarken kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız emrini veriyor, ertesi gün Amed ve Batman sokaklarından, çoğu çocuk 12 ceset toplanıyordu.

7-8 Ekim’de sokağa çıkan Kürtlerden 50 tanesi katlediliyor, suç da ölenlere yükleniyordu.

Yüzbin nüfuslu Sur, Cîzira Botan, Şırnak, Nusaybin, İdil, Silvan ve öteki Kürt şehirleri füzelerle vuruluyor, sonra eğitilmiş nişancılar bebek, çocuk, kadın avına çıkıyordu. Recebin insaniyetini seveyim ki, ölümden kaçanlara birer battaniye, bir ekmek ulaştırmak da, yasaklanıyordu.

Cinayetse eğer, 10, 100 ya da 100 bin, bir milyon fark etmez. Cinayet cinayettir. İnsan ciğerini söküp çiğ çiğ yiyen yamyam katiller yatağı İdlib 3,5 ama, Efrîn bir milyonluktu. O insanlar, Türk savaş uçakları filolarınca havadan füzelendi, iki ay boyunca. Yerden, topa tutuldu. Adres belirsizdi. Şehir hastanesi de hedefti. Patlamalardan sonra figanlar kopuyor, Recep ise zafer çığlıkları atıyordu.

Recebin insaniyeti kendine de, İdlib ve Kürt dağının kurtarılması, onun fatih olma hayallerinin sonu, kuyruğu kısılmış sefaletin başlangıcıdır. Putin aracılığıyla, Esad’a yanaşıp af dileme girişimleri de sonuçsuz kaldı. Bir eli kanlı bir işgalci, başı bacakları arasında, kendi sefaletini yaşayacaktır.

Bundan kurtuluş yok. İdlib’den sonra, sıra Efrîn’dedir. Kürtlerin, yurtlarına dönüşü yakındır.

NOT: Eski çalışma arkadaşımız Oya Baydar, T24’te yayımlanan yazısında, “Diyarbakır, Cizre, Hakkari, Şırnak, v.b. ne kadar Türkiye toprağıysa İdlib, Efrîn, Rakka, Rojava bölgesi, o kadar Suriye toprağıdır” diye yazıyordu.

Ne diyeyim, sevgili Oya Baydar’ın duruşu, bakışı, görüşü bu. Ama, o sırada, bir kısım medya da, Türk güçlerinin, ateşe verdiği Kürdistan dağlarının söndürülmesini engellediği haberini veriyordu.

Sevgili Oya Baydar biliyor ki, yangın ateşi sadece, düşman evinde, yurdunda yakılıyordu.

Diyarbakır, Cizre, Hakkari, Şırnak v.b.ler Türk(iye) toprağı ise o topraklarda haklar, özgürlüklerin gasbı da bir yana, yangınların devlet eliyle kesintisiz harlı tutulması neden?

Yazarın diğer yazıları