Kandil seferi ve Kandil’dekiler

Ahmet KAHRAMAN [email protected]

İttihatçılar arasında, hiç Türk yoktu. Ama onlar, köklerine tüküren, “yerli ve milli” naralı Türk ırkçılarıydı. “Yerli ve milli” naralı “Megalo manyaklık”lar…

Savunmasız gördükleri iç Asya steplerini, fethedilmeyi bekleyen “Turan ülkesi” olarak hayal ediyor, buraları fethedip, hayali “Kızıl Elma”yı ısırarak, “büyük Turan imparatorluğu” kurmayı vaadediyorlardı.

O dönemde, günümüzdeki gibi, “kiralık asker” olgusu, henüz yalın ayak, başı kabak yoksul gençler için gelir kapısı değildi. Gasp ve talan yollarında ölenlerin ana ve babalarını, maaş bağlama, ev bağışlama ile sevindirme de henüz yoktu.

Buna karşılık, İttihat borazancıları “ganimete hücum” marşlarını çalarak, yoksulları ölüme özendiriyorlardı. Onları, kendine “ecdat” yapan Gürcü Recep’in kiralık askerleri de, ücretlerine ek olarak Efrîn’de hırsızlık yaparken, ev, iş yerlerini talan edip araziye el koyarken seyrediliyordu.

İttihatçıların askerleri, Kürt Ziya’nın (Gökalp) yazdığı “Kızıl Elma marşı”nı söyleyerek, “bu yol Turan’a gider” tabelalarını takip ediyorlardı. Gürcü Recep ise Efrîn sınırına yığdığı ordusunu “Kızıl Elma’ya gidiyoruz, Kızıl Elma’ya” diye gaza getiriyordu.

Bu sırada, Türk ordusunun ana kolları da (dört aydan beri) Rusya ve İran’ın “icazeti” ve yerli yönetimin desteğiyle, Güney Kürdistan‘ı işgalle meşguldu.

Fakat, o toprakların sahipleri, uykuda değildi. İşgalin ilk adımında çatışma başlamıştı. Türk tarafının açıklamasına göre, orduları dört ayda, sadece 25 kilometre ilerleyebilmişti.

Çünkü Kürt gerillalar, saldırıyı bekliyorlardı.  Onun için, yarım yüz yıllık bir zamandan beri nöbetteydiler. Bu süre zarfında, elbette Kandil dağlarından fışkıran şelalelerin kenarında piknik yaparak, televizyon kanaları arasında zıplayarak ve karavanaya kaşık sallayarak zaman öldürmemişlerdi. Zamanı hazırlıkla doldurmuşlardı. Nitekim, yurtlarını çalmaya gelenleri, ilk adımlarında karşılamış ve çatışmaya girmişlerdi.

 Yasaklar arasında sıkıştırılarak dolandırılıp kandırılan Türk halkı, olanlardan habersizdi. Şehitlik, henüz tedavüle konup satışa çıkarılmadığı, Kürt medyasına ulaşım da yasak olduğu için, kimse, vaadedilmiş ganimet yollarında can veren askerlerin sayısını bilmiyordu.

Oysa, Kürt gerilla güçlerinin açıklamalarına baktığımızda, sadece Mayıs ayındaki ölü Türk askerleri ortalamasının 10 rakamı altına düşmediğini görüyoruz.

Mesela, 29 Mayıs’ta yapılan açıklamaya göre, iki günlük ölü bilançosunun ortalaması 26 askerdi. 30 Mayıs’ta da, 10 asker öldürülmüştü.

Türk medyası ise 29 Mayıs’ta can veren askerlerin sayısını iki olarak veriyordu. Recep’in Bilal’i, kutsal hint ineği gibi el üstündeydi. Öteki oğul, damat Beraat, Selçuk ve kızların birer adı vardı, ama ganimet sözü, üç kuruşluk ücret karşılığında paralı, yani kiralık asker olarak ölüme gönderilenler, birer rakamdı. Ölülerin toplamı da…

Türk medyası sarayın izni ile ilk defa 29 Mayıs’ta “Kuzey Irak’ta hain saldırı: 2 şehit” haberiyle çıktı. Ancak, Saray’ın onayladığı ölü rakamının fazlası, yasaktı. İlk açıklamada “şehit” sayısı ikiydi. İki gün sonra, “ciğerimize ateş düştü. Kuzey Irak’ta üç şehidimiz var” başlığı ile üç oldu. Onların üç rakamı, Kürt medyasında 26 idi.

Öte yandan ölü rakamlarına “şehit” deniyordu. Gelgelelim şehitlik, kuralı, kaidesi, yani gerekçesi sağlam bir İslami terimdi. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’a göre, İslam dinini korurken, yurdunu, ırzını, onuru ve namusunu savunurken, canını veren Müslüman şehit sayılıyor ve İslam kutsalları arasına karışıyordu. Yurt işgalcileri, talancılar, hırsızlar, onur, namus tecavüzcülerine şehit denilemezdi.

İyi de, Türk ordusu ne arıyordu, Güney Kürdistan’da. Kur’an ayan-beyaz, herkesin anladığı şekilde açık olan ayetine göre, Türk askerleri işgalciydi. Kürtler ise toprakları ve toprakları üstünde özgürce yaşama haklarına, insani hukuklarına, onur ve haysiyetlerine tecavüz için, işgale çıkanlara karşı koyuyordu.

Bu durumda, Kur’an’da zalim uygun düşen sıfatını, varın siz söyleyin!..

Kürtlerin alınlarına vurulan “hain”lik ve teröristlikle damgasına gelince: Yer yüzünde bir tek ihanet, ırkçı histeriyle insanlığa karşı işlenmiş suçtur.

Teröristlik (eşkıyalık-haydutluk) ise İttihatçı ruhla insanın üstüne yürümektir. Örneklersek yanmış, yıkılmış Cizre, Sur, Şırnak manzaralarını yaratmak, Efrîn işgal etmek, Kandil’e sefer düzenlemek, Şengal’i tehdit etmektir, terör…

Kandil seferinde, Türkler tetikçi, İran ilan edilmiş müttefiktir. Rusya arkalarındadır. Irak, kendi canının derdinde, sessiz destekçidir. Öte yandan Kürtçe konuşan kimileri rehber ve muhbir personel.

Ancak, bu tür soysuzluk ilk değildir. Kürtler, ne ittifaklar gördü bugüne kadar!

İttifaklara karşı, önemli olan öz güçtür. Kullanmasını bilen için, en büyük silah ise dağlardır. Bu bakımdan, Kandil dağları kayalıkları, göğe akan tepeleri, taşları, yabani yemişleri ve ormıx otuyla doğal müttefik. Silah ve eğitimli savaş gücü bakımından ise yılların birikimi donanımlı.

Türk ordusu, menzile girdiğinde ne olur bilemeyiz. Ama, bazıları için, 2007 kışı unutulmaz bir korkudur. Onlar, hala “kıymayın abiler, elini, ayağını öpeyim, canımı bağışla” karabasanıyla fırlıyorlar, uykularından…

Yazarın diğer yazıları