Kanıksamak ölümdür!

Kanıksamak, belki de hepimizin günlük yaşamı içerisinde kullandığı binlerce kelimeden sadece biri. ‘Tekrar edilenlere alışma’ anlamına gelen bu kelime, aynı zamanda bugün tam da bizde karşılık bulan farklı bir anlama geliyor: Duyarsızlaşma…

Kimi zaman, farkında olmadan kanıksamaya çalıştığımız öyle olaylar vardır ki, tam da kanıksamak istediklerimize bir isyan niteliği taşır…

Evet, bugün kanıksamaya çalıştığımız şey, bir halkın özgür geleceği için bedenlerini açlığa yatırarak, sessiz ama bir o kadar da onurluca ölümün üzerine yürünmesidir. Öcalan üzerindeki mutlak tecridin kırılması talebiyle Leyla Güven öncülüğünde başlayıp birçok merkezde devam eden açlık grevleri kritik aşamayı çoktan aşacak şekilde devam ediyor. Hiç kuşkusuz bu direnişler, bugüne kadar birçok kez azımsanmayacak düzeyde sahiplenildi ve sahiplenilmeye devam ediyor. Ama, ne yazık ki, bunların bir bütünü veya bugüne kadar direnişi sahiplenmeye dönük pratikler, içinde bulunduğumuz kanıksama durumunu tam anlamıyla yıkmış değil.

Bu yazıyı yazarken, haber ajanslarından şu haber geçiriyordu: “Tecride karşı eylem yapan Cezaevi açlık grevi eylemcilerinden Zülküf Gezen, yaşamını yitirdi…” Bu haberlerin üzerinden çok geçmeden Leyla Güven, hepimizi sarsacak şu cümlelerde yoldaşını anıyordu: “Zülküf! Canım hevalim, ben siz ölmeyin diye çıktım bu yola, ama sen yüreğime bir kor düşürdün. Senin Amed’e gelişin böyle olmamalıydı. Surlara birlikte çıkacaktık. Sen ne yaptın! Biliyorum sen bu eylemi bizi yaşatmak için yaptın. Senin fedai ruhuna kurban olaydım.”

Leyla Güven ve arkadaşlarını yaşatmak için en büyük sorumluluk biz dışarıdakilerdeyken, Leyla’yı yaşatmaya dönük sessizliğe karşı en büyük çığlık, tıpkı Amed zindanın ruhuyla yine dört duvar arasından yükseliyordu… Evet, Zülküf Gezen, yaşatmak için ölümü seçti… Hiç ama hiç kolay değil bu direnişin kutsallığını anlamak, hiç ama hiç kolay değil bu direnişin anlamına erişmek. İçeride eli kolu bağlıyken, yoldaşı yaşasın diye onurluca ölümün üzerine gitmek, sadece karşısındaki zalime değil, aynı zamanda yaşananlar karşısında bir kanıksama yaşayan bizlere bir mesajdır.

Kürt özgürlük mücadelesini bilen bilir, bir direniş tarihidir, o. Ne yazılan romanlara sığdı ne çekilen filmlere bugüne dek… Kimi zaman, Amed zindanında Mazlum Doğan’dır, Kemal Pir’dir o tarih, kimi zaman ise Cizre’de Mehmet Tunç, Asiye Yüksel, Sur’da Ciyager’dir. Bugün ise birileri yaşasın diye ölüme giden Zülküf Gezen ve direnişte olan Leyla Güven ve arkadaşlarıdır, o tarih…

Kimi zaman bir tarafta halkının geleceği için böyle görkemli direnişler sürerken, diğer taraftan ise bizlerde bir kanıksama hali yaşanır. Bu kanıksama hali, özellikle son süreçte özgürlük mücadelesinin en kritik dönemlerinden önemli rol oynayan Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar ruh halinde göze çarpar gibi duruyor. Bunun en güzel örneğini, geçtiğimiz hafta İsviçre’de Newroz’u kutlamak için bir araya gelen binlerce insanın gün içerisindeki ruh halinden görmek çok mümkündü. Bu kadar önemli bir süreçten geçerken düzenlenen bir Newroz etkinliğinde, sanki insanlar arasında birbirini görmek amacıyla bir araya gelmiş havası vardı. Konuşmacıların, öncülerin ve programın sürecin ruhuna tam anlamıyla dokunamaması bu durumda bir etken iken, en önemlisi salondaki binlerce insanın yanı başında süren direnişleri kanıksama haliydi.

Öyle ki, 25 günden beridir Cenevre’de süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Mehmet Ali Koçak’ın sahnede konuşurken, salon başka bir havadaydı. Sanatçılar ile bir fotoğraf çekmek için yarışmak için harcanan enerji, bizim için bedenini açlığa yatıran bir insan vicdanlara seslenirken onun içinde harcanmalıydı… Biz farkında değiliz ama o an hep bir ağızdan atılacak sloganlar bile direnişte olan Koçak’a büyük bir moral olacaktı. Niye mi bunları yazdım, çünkü 27 gündür direnişte olan Koçak’ı haber yapmak için sık sık ziyaret ediyorum ve çok iyi biliyorum ki tıpkı diğer direnişte olanlar gibi onunda sizin desteğinize ihtiyacı var…
Unutmayalım; biz susarsak, biz kanıksarsak, bizim için bedenlerini açlığa yatıranlar biraz daha ölüme yaklaşmış olacak… Özetle, kanıksamak, hiçbirimizin kaldıramayacağı ölümleri beraberinde getirir… Kanıksamayalım…

Yazarın diğer yazıları