Kanlı ekmek

Bir süredir Güney Kürdistan’ın, sadece yerel hükümetin etki sahasında olan bölgelerinde yapılan referandum, gündemi meşgul etmektedir. Referandum nedeniyle bölgede çatışmalı olan devletlerin bile yeniden ittifak kurduğu yönünde yorumlar bile yapılıyor. Konunun bu kadar gündemde tutulması ve abartılı yorumlarla ele alınması gerçekten bağımsız bir Kürdistan devleti kurulacağı düşünüldüğü için değildir. Ortada böyle bir emare bulunmuyor.

Gerçeklerin açık konuşulmasında yarar var. Bir kere Türk devleti açısından KDP, PKK’ye karşı bir enstrüman olmaktan öteye anlam taşımıyor. Türk hükümeti ve çevresindeki şirketlerin Güney Kürdistan üzerinden sağladıkları ekonomik rant ise en temel gelir kaynakları durumundadır. Türk devletine diyecek bir şey yok; Kürdün ve Kürdistan’ın yeminli düşmanı, sömürgeci bir güçtür bu devlet. 

KDP ise onun işbirlikçisi olma konumunu tartışmak durumundadır. Acaba bu referandum karşısında Türk devletinin gösterdiği reflekslere rağmen onlarla “dost” olmaya devam edecekler mi? 

Üst düzeyde yapılan açıklamalarda dostluklarının eski ve derin olduğunu vurguluyorlar. Fakat Türk egemenlik sisteminde Kürde dostluk yoktur!

Öte yandan rol ve görevlerinin ne olduğu tam belli olmayan bazı şahsiyetlerin güya referandumu savunmak adına PKK düşmanlığı yaptığını ibretle izliyoruz. PKK üzerinden pazarlık yaparak referandum karşısındaki tepkileri azaltmaya çalışmak nasıl bir Kürtlüğe ve bağımsız Kürdistan savunuculuğuna tekabül ediyor? 

Referandum eksenindeki tartışmalarda, PKK karşıtlığını pazarlayan bir mantıkla ortaya çıkılması ahlaki düşkünlüğün son sınırı olmaktadır. TV yorumcuları ve siyasetçileri Erdoğan’a çağrı yaparken, “Bakurê Kürdistan’da ne yaparsanız yapın ama bize karışmayın” imalarında bulunuyorlar. Bu kadar gözü dönmüş halde halk düşmanlığı yapanların bağımsızlıkla alakalarının olmadığı açıktır; buna rağmen böylelerinin halk düşmanı olduklarına inanmayanların ve duygusal reflekslerle “bağımsız devlet” savunuculuğu yapanların gözü daha neyle açılacak? 

Bakın dünyanın gözünde nasıl görünüyoruz; bize diyorlar ki devletlerin dört parçaya böldükleri Kürdistan’ı siz Kürtler kırk parçaya bölmüş durumdasınız. Haklılık payı vardır. İnanmayanlar Kandil’e doğru bir yolculuk yapsınlar yeter. MİT’e ite, faşist şirketlere her yol serbest fakat özgürlük güçlerine asla! Şengal halkını soykırımdan kurtaranlar düşman, Kürt soykırımcısı AKP ve Erdoğan dost! Sınırlar oluşturulmuş ve aynen Türk sömürgeciliği gibi her yerde “ambargo” uygulanıyor. Halkın tehdit edilmesi de cabası! Fakat gerilla demek sınırları ve ambargoları takmamak demektir, bunu unutuyorlar işte!

Bu gelişmeler olurken bazıları PKK Kürdistan’ın bağımsız olmasına karşıdır dedirtmek için ellerinden geleni yaptılar ama PKK ve KCK yönetiminin ulusal birliği öne çıkaran duyarlı politikalarından dolayı başaramadılar. 

PKK düşmanlığı kimseyi kahraman yapmaz, onurlu hale getirmez; bu sayede yenilen ekmek de boğazda kalır. PKK karşıtlığından çıkardığı kanlı ekmeği yiyenlerin ne Kürtlükle ne de insanlıkla alakası olamaz. Bu konuda bölge devletlerinin de daha duyarlı davranması gerekir.

Ortada ciddi düzeyde planlanmış küresel çapta bir oyun var. Suriye’yi parçalayan, Irak’ı kaosa sürükleyen, İran ile çatışma yaratmak isteyen güç ile referandumu teşvik eden güç aynıdır. Şimdi Kerkük meselesinde görüldüğü gibi Arap-Kürt, Türkmen-Kürt çatışması yaratılmak isteniyor. Hatta daha da öteye gidilerek Şiilerin de Kürtlerle çatışması hedefleniyor. Böylesi çatışmaların doğmasını en çok Türkiye teşvik ediyor. Onların da üstünde bir akıl vardır ama net ortada değil.

Neticede referandum sayesinde Kürtlerle herkes arasında çatışma çıkarmak isteyen güçler önemli bir mesafe almış durumdalar. PKK karşıtlığıyla gizlenen gerçekler bunlardır. 

Bu koşullarda İran ve Irak’ın Türkiye ile ittifak geliştirmeye kalkması ise İran ve Irak’a zarar vermekten başka sonuç yaratmaz. Kürt halkının dostluğunu esas almak bu devletler kadar belki zayıf bir ihtimal de olsa Türkiye’yi de teşvik eder. Ama Kürde düşmanlık sadece Türk özel savaş merkezlerine hizmet eder. Bu gerçeklik tarihteki tüm Kürt karşıtı ittifaklarda kanıtlanmışken, Türkiye’nin Kürt karşıtlığı temelindeki politikalarına ortak olunmamalı, İran ve Irak Kürt halkıyla diyaloğu esas almalıdır. Duyarlı tüm kesimler bunu teşvik etmelidir.

KDP ve ilgili diğer tüm güçler İran ve Irak ile çatışma yaratacak politikalardan uzak durmalıdır; bunun en etkili yolu ulusal birlikten geçiyor. Çünkü Türk sömürgeciliğinin hedefinde tüm Kürtler vardır. PKK düşmanlığıyla bunu gizlemeleri sonucu değiştirmez. O halde kanlı sömürgeciliğin elindeki kozları alalım. Kanlı ekmek peşinde koşmayalım. Bu sayede İran ve Irak ile sorunları diyalog yoluyla çözmek de mümkün hale gelebilir.

Yazarın diğer yazıları