Kara diye bir yer yok, at kendini denize

Böyle çok güldüğümüz zamanlar hayatımızda bir ya da iki kez bulur bizi. Her şeye katıla katıla güldüğümüz. Oysa bu gülmenin bir arka sokağında ölmekten, vurulmaktan geliyoruzdur, köşeyi dönüp kendimizi attık ya kurtuluşa, işte ondan, yaşadığımıza hala inanamıyor oluşumuzdan gerek, katıla katıla gülüyoruz.

Netice itibariyle Didem Madak alıntısıyla “Ortam şiire acaip müsait efendimiz / acaip bir atmosfer yarattınız.”

Eski zamanlarda olduğu gibi yıllar geçiyor üzerimizden ve biz üzerimize yığılı karı kürüyerek çıkamıyoruz kendimizden. Acaip yalnızlıklar yaratılmış, acaip acaiplikler ve her şey gülünesi işte. Başedilesi bir gülünesilik de değil ha, kalınası, hiç gidilmeyesi bir gülünesilik…

Yaratılan atmosferin en acaip yanlarından birisi  sanata tahammülsüzlük.  Anlamam etmem, ne isterler sanattan, sanatçıdan. Hayatı griden ibaret gösteren kalın pis gözlüklerin ötesinde rengarenk görmeye ve kılmaya yatkın bu güzel insanlara niye kıyılır durup dururken?

Opera sanatçıları mesela, kimin tavuğuna kışt demiş olabilir, sokak tiyatrocuları misal, çizgiyi nerede geçmişler? Tek amaçları sanat elbisesi ile sokakta bağır çağır gezmek olan Seyri Mesel kapatılmış, korkunç bir iç acısı. Enfes sanatçılar doğurup sokaklara salan MKM kapatılmış, bir anneyi çocuklarının gözü önünde vurmak değil mi şimdi bu? Güvercinleri zehirleyen bir ahlak sanatçılara mı kıymayacak, buyurdunuz? O kadar naif değilim elbet, daha o kadar inanmıyorum hayata, ama yine de bir yerde durması lazım bu salak trenin. Her istasyondaki yalnızlığı büyük bir gürültüyle iç eden bu kömür karası günlerin bitmesi lazım.

Düşünün Antep’te sokak tiyatrosu yasaklanmış! Sokakta oyun oynamak yasak, denmiş. Daha acaip hallere düşmüşlüğümüz vardır elbet, ancak bu kadar acaip hallere düşmüşlüğümüz olmamıştır mutlaka. Hayata “sen bir oyunsun ahan da seni her yerde oynarım” diyen insanları devlet makamında ciddiye alıp, yer mekan duygusunu ayaklarıyla aşındırmış bu sanata aşıkların yoluna çivi döşemek niyedir şimdi? Olmak ya da olmamak arasında söz cimnatiği yaparken onlar, beli tutulansa devlet. Tavır koyuyor sözümona. Sokağa taşırdığın şey sanat değil, muhalefet diyor ısrarla. Velev ki muhalefet, güçlüysen, herkes sana hayransa, yüzde ellin huzurluysa bu katorpiyiz fotoğraflar kimin albümü için? Sormazlar mı, sorarlar işte, soruyorum ben de. Şunun şurasında bahara kadar kim öle kim kala, denmiş. Evde ne kadar eski pike var, eprimiş çarşaf, boy enden az uzun kesip katlıyorum bahara. Çok cenaze çıkacak bu mahalleden, çook.  Mahalleye tıkışıp kalmışlar arasından seçtim ölçüleri, gülmeyi bilmeyen, güldüreni sevmeyen, oyunu sahi sananlar arasından seçtim itinayla. Mahalleden çıkabilseler ilk köşeden sola dönüverseler karşılarına toplum çıkacak, işte o toplumdan korkanlar için kesip biçtim bezleri. Yarın öbür gün ateş harlansın, atacağım kazana, kaynatacağım külle, alacağım grisini geçmişin, baharın ilk güneşine asacağım bezleri. Kuruyacak. Çekecek suyunu zaman. Rahatlayacağız belki işte.

Sanata düşmanlık ne yahu? Hem kim bu düşmanlar? Kıyıda kenarda ne kadar iğreti adam varsa onlar, diyolar gerçi. Şu minibüsüne nazar boncuğu asıp, kamyonuna “allah korusun yazan” ticaret erbabları mı? Onlar fitch kimdir, moodys ne demiştir anlamazlar, ekmeklerini gıdım gıdım kesenlerin yakasına yapışmazlar ama incelikli düş yolcularının boynuna ilmek asarlar ha! Kurudu o bezler, elimde iğne iplik son teyellemeyi tamamlayıp, yollayacağım adreslerine. Gidin bildiğiniz en kuytu delikte vurun kendinizi diyeceğim. Sanatı yoldan, sokaktan kaldırmak ne haddinize! Sesi boğazda düğümlemek kim siz kim? “nazar” boncuğunuzu asın bir yerinize de öyle söyleyin: Sanata dil tayin etmek de nesi? 

Elin adamı yazmış işte: “10 sene içinde ev hayvanınız, 100 sene içinde siz, 1000 sene içinde torunlarınızın, torunlarının, torunlarının, torunları ölmüş olacak. 

1 milyar sene içinde dünya kavrulacak, 10 milyar sene içinde güneş tükenecek, 100 milyar sene içinde samanyolu Andromeda tarafından yutulacak.

1000 trilyon yıl içinde tüm yıldızlar ve ışık ölecek. Sonra tüm maddeler, tüm atomlar, tüm protonlar çözülecek. Sonra kara delikler bile kalmayacak.”

Ve sen hala “kara göründü” diye bahara bağıracaksın! Tehey, kara diye bir yer yok, at kendini denize. Kendini kurtar bizden, kurtar bizi kendinden. 

Yazarın diğer yazıları