Kardeşlik yalanının sonuna geldik

Türk halkı 1982’deki Sabra ve Şatilla Katliamına karşı, Filistinlilerle dayanışmak amacıyla sokaklara dökülmüştü. Türk halkı, İsrail’in Gazze ve Şeria’da Filistinlilere yönelik baskı, şiddet ve göçertme politikalarına karşı hala tepki gösteriyor.

1992 yılında gerçekleşen ve büyük bir trajediyle sonuçlanan Sırp-Bosna/Hersek savaşında, Türkiye’nin dört bir yanında Bosna’da katledilen müslümanlar için mitingler, gösteriler yapılıyordu. 

Cuma hutbelerinde Saraybosna’daki müslümanlar için dualar okunuyor, yapılan "Sırp zulmü"ne karşı "cuma eylemleri" düzenleniyordu.

Çin’in, Uygur Türkleri’ne oruç yasağı getirmesi haberi, dört bir yanda Çin’i protesto eylemleri ile yanıtlanmıştı.

İki aydır Türk devleti Kürdistan’ı tankları, topları ile kuşatmaya almış; generallerin komutasındaki komandolar, özel timler, keskin nişancılar Kürt bebeklerini, gençleri ve yaşlıları katlediyor. Öldürülen insanların cenazeleri günlerce, haftalarca sokaklarda, morglarda bekletiliyor. 

Kürtlerin evleri Türk tanklarının topları ile yıkılıyor. 

Türk polisleri elektrik direklerini söküyor, su depolarını bombalıyor, kanalizasyonları kapatıyor. Büyük bir zulüm ve işkence altında tutarak Kürt halkını göçertmeye zorluyor. Türklerin Miloseviç’i Erdoğan, "bu bin yıllık bir hesaplaşmadır ve devam edecektir" diyerek, bu işgal ve istila harekatının süreceğini de açıktan ilan ediyor.

Kürdistan, Türkiye halkına coğrafik olarak Filistin, Bosna ve Çin’den daha yakındır. Türk halkı, bin yıldır "birlik beraberlik içinde yaşadığı" kardeşi(!) Kürdün yanan yurdunu, yıkılan evini, katledilen evladını seyrediyor ve kılını kıpırdatmıyor.

Bu sinsi ve hain sessizliği  "halk bilinçsizdir bilmiyor" diye geçiştirebilir miyiz?

Anne ve babaları, özel harekat timi olan evladının Kürdistan’da ne haltlar işlediğini bilmiyor mu?

Namazında niyazında bu halk, adına "uzman çavuş" denilen ve para karşılığı Kürt avına çıkan evladını nereye uğurladığını, devletin oğluna hangi "hizmet" için para verdiğini bilmiyor mu?

Facebook ve twitter’de katlettikleri Kürtlerin cenazelerini sergileyen, Kürtlerin evlerini bombalarken kahkaha atan özel timler, komandolar, keskin nişancılar, sosyal medyada paylaştıklarını anne baba ve çocuklarından saklıyor mu? Türkiye halkı olan bitenden haberdar olmadığı için mi bu faşist diktatörlüğü destekliyor?

Artık gerçeği açıkça ve yüksek sesle konuşmanın zamanıdır.

Türk devletinin Kürt halkına yönelik baskı ve zulüm politikaları söz konusu edildiğinde, aydınların ve yazarların "baypas" ederek geçiştirmeye çalıştıkları kötü huylu bir kanserle karşı karşıyayız.

Türk demokrat, sosyalist ve devrimcilerinin derinlemesine tartışmayı sevmedikleri, "netameli" mevzudan uzak durmanın kimseye hiçbir faydası yoktur. 

Kürt siyasi hareketinin bildiği, ama "asıl suçlu egemenler ve devlet" diyerek ötelediği salgın virüs, artık mikroskobun dışına taşmıştır.

Türkiye’de dinci faşizmi ve Kürt düşmanlığını savunanlar, AKP’ye oy veren yüzde 49’un çok çok üzerindedir.

Kürt halk önderi Öcalan yıllar önce Kürt halkı için "düşürülmüş bir halk" deyimini kullanmıştı.

Deyim; ezilmişliği, köleliği, kimliksizliği ve içinde yaşadığı adaletsiz koşulları "kader" sanarak direnmeyen, bilinçsiz ve örgütsüz toplumu ifade etmek için kullanılmıştı.

Öcalan ve PKK toplumu iyi analiz etmiş; ardından bu geriliklerle mücadele edilmiş, örgütlenme ve savaşımla toplum ayağa kalkmıştı. 

Bugün Kürt halkı, "düşürülmüş halk" konumundan çıkmış; onurlu, şahsiyetli, örgütlü ve direngen kimliğiyle, özgürlük için mücadele eden tüm insanlığın onuru ve umudu haline gelmiştir.

Türk halkı ise mevcut haliyle dünyanın en bilinçsiz, en zavallı ve yardıma muhtaç halkı konumundadır.

Zavallılığı kendisini bilinçli, vicdanlı, hümanist ve sorumluluk sahibi sanmasından kaynaklanıyor.

Düşürülmüş bu halkın; devletin ve egemenlerin pençesinden, ırkçılıktan, Kürt düşmanlığından, AKP esaretinden kurtarılması Türk aydınlarının, demokratlarının, sosyalistlerinin ve devrimcilerinin görevidir.

Türkiye’deki despot rejimin değişmesi, Kürt sorununun siyasal yöntemlerle çözülmesi, Türk devleti veya AKP Hükümetinin şu veya bu tasarrufu ile gerçekleşebilecek bir konu değildir. Normalleşme ve insanileşme, ancak Türk halkının düşürülmüş pozisyonundan çıkarılarak özgürleşmesi ile mümkündür.

Tartışmalar, eleştiriler ve öneriler hep devlet ve iktidar üzerinden yapılıyor. Peki toplumun damarlarına zekredilen bu ırkçı zehir iktidar değişikliği ile temizlenebilir mi?

Türkiye toplumu ciddi bir "düşürülme" hastalığı ile muzdariptir. 

Hastalık derindir, müzmindir, ölümcüldür.

Hastalıkta doğru teşhis tedavinin yarısıymış…

Yazarın diğer yazıları