‘KARDEŞLİK…’

"Kardeşlik" kavramı, tınlamalı bir hoşluktur. Ilıman duygular serpen, insan sıcağı bir seda, öbür yanıyla, Ortadoğu’nun entrikalar çemberinde kandırmaca unsurudur.

Türk Başbakanı Recep Tayyip, geçenlerde bir kere daha Kürtlerin duygu damarına girerken, üç yıldan beri ağzında pelesenk ettiği "milli birlik, beraberlik, kardeşlik" deyimlerini alt üst ediyor, sonra üstüne çıkıp, ezan sesini başından aşağı boca ediyordu.
Hazreti Musa, "güneşin aydınlığında hiç bir şey yeni değildir" diyor, ama o kainatın, evrenden habersiz horulduyarak uyuduğu zannıyla, gün var olan yeni bir şeyi keşfe çıkıyordu. "Milli birlik, beraberlik" sloganı gibi…
Gelmiş, geçmiş bütün Türk darbecileri bu sloganla yola çıkıyor, onun adına ve onun milliyetçi, şoven lirizmiyle işkence ediyor, insan asıyor, öldürtüyorlardı. Ama Recep Tayyip, Türk milliyetçiliğinin "milli" unsuru ile birlik ve bütünlük şovenizmini ezanla karıp üstümüze atıyordu.
Başbakan, Kürtleri devşirme teri dökerken, ezan sesini yeni keşfetmiş gibi yapıyordu. Ona göre Türklerle Kürtler ortak değerleri ezan sesi altında, birlik ile beraberlik içinde kardeşçe yaşayabilirlerdi.
Ancak, bu numaralara artık Ortadoğu’nun entrikalar çemberinde kandırmaca unsuru değildi. "Çok dindar" ya da "en dindar" sloganı alıcı bulamıyordu, Ortadoğu’da. Yalancılar, talancı ve zalimler artık, dindarlık gösterileriyle kalabalıkların sırtına binemiyordu.
Ezan sesi ile halkı kandırmak mümkün değildi. Çünkü, herkesin ezanı kendine, her halk kendi ülkesinin ezanını seviyordu. Kendi ezanıyla ülkesinin efendisi olmayı…
Söz gelişi, ezanın çıkış yeri Arabistan, dili de Arapça’dır. Ama Arabistan’ın her bölgesi, neredeyse her kabilesinin birer devleti vardır, bugün.
Arapların 22, Balkanlar, Kafkas, Ege, Akdeniz ve Anadolu’daki Müslümanlardan oluşanların TC adında bir devleti var.
TC’de, ta başından itibaren ezan var ve sesi gürdü. Ama ülke kir ve kan içinde oldu hep. Ezan sesi işkence tezgahlarında yükselen feryatlar, kırımda can çekişenlerin iniltileri üstüne düştü.
Bizlere ezan sesi pazarlayan AKP iktidarı da aynı yolun yolcusu. Değişen bir şey yok. Allah’ın yarattığı insana eziyet ederek, dolaylı yoldan Allah’a karşı geliyor. Bu yoldan giderek kazancını artırıyor.
Öbür yandan, Kürtleri devşirerek Türk yaparak, kazancını katlayacağına inanıyordu.
Oysa ham hayal bütün bunlar. Ayrışma, bütün TC tarihinde görülmediği kadar belirgin. Korku duvarlarını aşan Kürtler, bugün Ortadoğu’nun en modern, aynı zamanda en örgütlü, etkin gücü oldular.
1925 yılında Seid Abdülkadir ve arkadaşları, ardından Şeyh Said ile yoldaşları idam edildiklerinde yapayalnızdılar. 1937’de asılan Seid Rıza ve arkadaşları da…
Korku çemberine sıkıştırılmış Kürtler başlarını kaldırıp, zalimin sicimi ucunda sallanan önderlerini, son kere uzaktan görmeye bile gidemediler. Gömülü oldukları yeri de kimse net olarak bilmiyor.
Bir de bu güne bakalım. Paris’te katledilen Kürdistan’ın kızları Sakine, Fidan ve Leyla için, hüzünle ayaktaydı. Filli direnişle zalimi çaresiz bırakarak, yasak duvarının ardına kilitlenmiş dilleriyle konuşma özgürlüğünü postal altından çekip kurtaran, söylemde de olsa varlıklarını kabul ettiren Kürtler, katillere inat kutsal bildikleri renk ve simgelerle evlatlarını Kürdistan toprağına karıştırdılar.
Yollar, meydanlar insan salkımıydı.
Öte yanda, dinciler "bir ve beraber" derken, Türk kesimi tam tersine ayıplı bir tutumda, katledilmişlerin ardında sevinç içindeydi.
Türk ırkçılığının MHP kanadı, katilleri kutsayıp, kutlamıyor ama, sevnçlerini de gizlemiyor, öteki Kürt önderler için de aynı akıbeti diliyordu. MHP’nin ikizi, iktidardaki AKP’nin başı ve Başbakan Recep Tayyip, ilkel bir kinle ölüye de saygısızlık ediyor, sanki terör rüzgarıyla başkasının dilini yasaklamış, kimliğini yasaklamış, evlatlarını katletme emri vermiş gibi onlara terörist diyordu. Bir milletvekilleri, katledilmişlerin yakınlarına baş sağlığı dilediği için CHP’ye hücum ediyordu.  CHP de azgınlaşan ırkçılığa yenik halde, milletvekilini hesap vermeye çağırıyordu.
Ayrışmaydı, bu. Onlarda sevinç, Kürtlerde hüzün…
Bu ancak ve yalnız kan davalı düşmanlıklarda görülen bir manzaraydı bu.
Her gün, taarruz emirleriyle Kürt avına çıkan, son 15 günde 40 kadar Kürt gencinin hayatına son veren, öldüremediklerini tutuklayarak seslerini kısan birileri, bizi kandırma yollarında, ezan sesinden kardeşlik üretiyordu.
Oysa herkesin ezanı kendine, kanda kardeşlik ise kandırmacaydı…
 
MEHMET ALİ BİRAND
Mehmet Ali Birand da kaydı aramızdan. "Uzak" arkadaşlarımdandı. En çok kızdığım anlarımda bile sevdiğim…
Güle güle geride parıltılar bırakarak kayan yıldız…
 

Yazarın diğer yazıları