Katil kim?

Hayatınızı kimin çalacağı belli değil, “normal” hayat seyrinde ölen kaç şanslı insan var bizim coğrafyamızda. Kanser, trafik kazası, intihar, yanlış teşhis, iş cinayeti, yangın, bomba, kurşun sekmesi, vatandaş tepkisi… daha nicesi aklımıza geliyor değil mi, yaşamayı değil ölmeyi normalleştiren bu baskı rejimi içinde. Bir de cinsiyetlendirebildiklerimiz var, ölümler içinde.

Kimden geleceği belli olmayan ölümlere, faili cinayet saati ve dakikası belli ölümler ekleniyor hatta. Sokağın bir ucunda siz kadının daha adını anarken, faili cezasız kalmasın diye çığlıklar atarken, diğer ucunda bir kadın daha katledilebiliyor. İşte bu kadar yakın ve bu kadar keskin. Hukukçuların önemli bir kısmı, cezasızlık ile ödüllendirilen cinayetler karşısında ölenin onurunu kolayca çalabiliyorken; bir kadının tüm hayalleriyle, geleceği ve varlığıyla yok edilmesinin ağırlığını, kızgınlığını hissedenlere arabuluculuk teklif edebiliyorlar. Kadınları katilleri sadece elinde bıçak olan, silah olan değil ki, o saatte orada ne işi varmış cümlesini aklından geçiren, herkes. Çocuğu amcası tarafından tacize uğrayan ve hukuki yollara başvuran anneye senin çocuğun bizim namusumuzdan daha mı değerli diye soran dede işte katil. Her boşanma haberini nafaka karşıtlığını besleyecek şekilde yapan magazinciler, haberlerinde mutlaka kadının fotoğrafını arzu nesnesine dönüştürerek koyan gazeteciler suçsuz mu şimdi? Katillerin gazetelerde verilmeyen isimleri ve buzlanan görünümlerinin yanında gülüşü bakışı o sayfadaki tek güzel şey olarak asılı kalmış kadınları, hepsi sıraya girmiş bir kez daha öldürüyor oracıkta. Kadınlarının didik didik eden hayatlarından, katillere empati yolları bulunuyor satır aralarında. Medyada saçılan haberlerin altında yapılan yorumlarda, her zaman çok değişik birşey söylediğini zanneden, ortalamanın vasatlığa dönüşümünü izleyebileceğiniz cümlelerde, öldürülen kadın bir kez daha yargılıyor. Kadının yaşayabileceği hiçbirşeyi hayal etme imkanına bile sahip olmadıkları halde.

Normalleşen bu şiddetin gündelik hayatımızın tüm enerjisini ve umudunu çalıyor biz farketmeden. Bugün sokakta ve pek çok kamusal mekanda 25 Kasım kadınlara yönelik şiddetin protesto edildiğini, çözüm önerileri konuşulduğunu duyacaksınız. 26 Kasım’da ise konu birden gündemden inecek. Bu arada adını daha önce duymadığımız kadınlar öldürülecek, aşağılanacak, şiddet görecek, cinsel saldırıya uğrayacak ama tüm bunları gündeme getirdiklerinde kendi hayatları bedenleri veya inançları ile yargılanacak. Evin içinde, sokakta, mahallede, işyerinde, restoranda ve daha pek çok yerde sürekli hale gelen şiddetin en az ırkçılık veya yoksulluk kadar politik olduğunu kabul etmediğimiz sürece, azımsadığımız ve faillerin hastalıklı düşüncelerine indirgediğimiz sürece sorunu görünmez kalmaya devam edecek bir kaç kadının çığlığı dışında.

Kadın cinayetleri politiktir. Kadın cinayetleri, ev içindeki her aşağılayıcı şakadan ve kadınları görünmezleştirmeye çalışan her tavırdan beslenir. Kadın cinayetleri, kadının bedeni hakkında edilen her yorumdan güç alır. Kadın cinayetleri, erkeklerin kadınları insan olarak görmeyip, kendilerinin bir parçası, malı veya birşeyleri sanmasından başlar. Kadın cinayetleri, kadınların kararlarına ve fikirlerine saygı duymayan, sözlerini değerli bulmayan zihniyetin bir diğer yüzüdür.

Kadınlar öldürülüyor, çünkü erkekler kadınları öldürme hakkını kendinde buluyor. Çünkü kadınların, erkekler olmadan yaşayamayacağını, yaşamaya hakkı olmadığını düşünüyorlar. Çünkü yaşamın, sokakların, mesleklerin, evin, her kamusal alanın sahibinin erkekler olduğundan eminler, hoyratça. 12 binyıllık bir gölü altında define var diye kurutacak kadar gözü dönmüş sahip olma arzusu, doğaya saldırdığı; doğanın kendi için yaratıldığını sandığı gibi saldırıyor kadına. Tarih boyunca bilim veya yasa diye insanlığın önüne konulanlar, kadınların erkekler karşısında güçsüz, yaşamı devam ettirme zekasından yoksun veya hesap yapabilecek mantıktan uzak olduğuna hükmetti. Ancak kadınlar yüzyıllardır mücadele ederek geldi bugünlere, adlarını kıymetli kılabildi ve yaşamlarını, fikirlerini. Kadınlar mücadeleye devam ediyor, yükselen sağ ve muhafazakarlaşma attığımız adımları yeniden geçmemizi gerektirecekse de biz kadınlar yürümeye devam ediyoruz, ancak karanlık oyunlarıyla beraber ataerkiyi yok edene kadar.

Yazarın diğer yazıları