Katili tanımak

Geçen hafta 6 yıl önce Ali İsmail Korkmaz öldürüldü. Gezi eylemlerinden çıkıp evine yürüyen genç bir üniversite öğrencisini Eskişehir’in ıssız sokaklarında birkaç esnaf sıkıştırıp öldürecek şekilde dövdü. Hastaneye gitti, acilde görev yapan hekim, kafasına aldığı darbeye rağmen ağrı kesici verip evine gönderdi. Böylece Ali İsmail hep 19 yaşında kaldı, ortaklaşarak, birbirinden habersizce Ali İsmail’in hayatını çaldılar, bizlerinkini de. Ali İsmail’in On dokuz yaşında gencecik bir çocuğa ellerince sopalarla saldıranlar, onun ölümü karşısında ne hissettiler bilmiyoruz. Mutlu oldular mı yoksa vicdan azabı çektiler mi bilmiyoruz, zira video kayıtlarına rağmen bulunamadılar.

Şule Çet davası ise sosyal medya hesaplarının ve kadınların ısrarlı takibi ile faili bulunamayan binlerce kadın cinayeti olmaktan çıktı, nihayet. Her bulunan yeni delil intihar süsü verilen olayda, tecavüz ve cinayet kanısını bir daha güçlendiriyor, hem de medyanın rezil, cinsiyetçi ve ahlakçı diline rağmen. Davayı sosyal medya sayesinde izlediğimizde midemizi bulandıran ayrıntılar, öyle ki sadece Türkiye sokaklarındaki kol gezen karanlığı, dünyanın her yerindeki ırkçı, cinsiyetçi, bencil güç meraklısı halin tezahürü. Şule Çet’in de ortaklaşarak hayatını çaldılar; dahası davayı kapatmaya çalışanlar, medyada satın alınmasına gerek olmayacak şekilde kadın düşmanı ve sermaye hayranı kalemler onurunu da çalmaya çalıştılar. Aynı Ali İsmail, Berkin Elvan gibi. Aynı daha küçücük çocukken intihar etti denilerek akla mantığa uymayan senaryolara inandırılmamız istenen Rabia Naz gibi.

Türkiye’de Erdoğan tek değil. Erdoğan iktidarının en büyük başarısı da kendisi gibi düşünen, parası yettiği kadar yaşamaya çalışan, aynı şekilde nefret kusan ve çevresindekilerle çıkar üzerinden bağ kuran bir kitleyi yaratmış ve güçlendirmiş olması. Almanya’da da sıkça gördüğümüz kitlenin temel özelliği düşünmemeleri, sorgulamamaları, ezberden tek kaynaktan verili cevaplar ile yetinmeleri dahası bu durumun verdiği özgüvenli bir hadsizliğe sahip olmaları. H.Arendt “…düşünmeme hali –gaflet içindeki bir umursamazlık ya da dumura uğramış bir zihin ya da koflaşmış ‘doğrular’ı tasasızca terennüm eden bu hal- zamanımızın en bariz özellikleri arasındadır” der ve kötülüğün sıradanlaşmasını engelleyecek tek yöntemi açıklar “hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.”

Kadın katillerinin hadsizliği de, sokakta birden beliren linççi güruh da buna dayanıyor. Bir gün eczanede itiraz ettiği için müşteriyi döven esnaf çıkıyor karşınıza, taksici başka şirketlerin mesleğe girişini engellemek için elinde “haydarla” bekliyor, bir başka gün arapça tabelası olan dükkanı talan ediyor, Ali İsmail’e saldırıyor, mahallenin namusu diyerek kadınlar üzerinde iktidar kurmaya çalışıyor. Nitekim Erdoğan 2014’teki bir konuşmasında Ali İsmail’i katleden esnaf ve polisler yargılanırken, “Esnaf gerektiğinde askerdir, alperendir, kahramandır, polistir, hakimdir” dememiş miydi? İşte bu karanlık, ODTÜ’de kavaklıkları yok eden karanlık aynı zamanda. Bu yüzden Şule Çet’i öldüren plaza sahibi ile Ali İsmail’i öldüren esnaf aynı karanlığın parçası.

Yüzyıl önce kendi komşusunu etnisitesi nedeniyle öldüren bu insanlık-dışılık, Sivas’ta Maraş’ta da tekrarlayan tarihlerde aynı şeyi yaptı. Bu nedenle değil mi, Alevilerin kendi çocuklarına bile Alevi olduklarını söylememesi veya komşularından korkması. Kürtlerin dillerini çocuklarına aktarmaması ve özel bir dikkat ile güzel Türkçe konuşmak için çabalamaları. Kadınların ise hala eşitlik mücadelesi veriyor olması. Devlet ve sermaye temsilcilerinin bir sürü teknik terim ile kalkınma, kar, ilerleme güzellemeleriyle, insanı açlığa ve itaate mahkum eden sistemi kurmaları ve bunu yaparken de doğanın katledilmesine yol açmaları.

Bu sistem bu cinayetleri üretmek zorundadır yaşayabilmek için, dünyanın her yerinde ezilenlerin örgütlü mücadelesinin olmadığı her yerde savaş, kan, cinayet, yıkım ve talan getirdi/getiriyor. Aynı acıyı, yıkımı, endişeyi ve korkuyu paylaşanlar ise farklılıklarına rağmen bir arada durabilirse ancak, bu karanlığı yenmek mümkün olabilir.

Yazarın diğer yazıları