Katillerin Diyarbakır Şenliği

Kürdistan’ın Rojava bölgesi o dönem, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin raporuna göre silah ve personel ikmal merkezlerinden biri de TC olan çetelerin kuşatması altında, Kobanê direnişi ise can çekişiyor, destek verdiği hareketin zafer büyüsüne kapılan Türk Başbakan Recep Tayyip, Kilis’te çete yandaşı Araplara, "bizim katkılarımızla" dercesine, "Kobanê düştü düşüyor" müjdesi veriyordu,

 Kuzeyli Kürtler, İslamcı faşist çetelere silah naklini önleme çabasıyla, sınır boyunca el ele tutuşarak, barikat kurmuşlardı. İki tarafı da, bu insani barikattan çok rahatsızdı. Çeteler, insan zincirini yıkmak için karşıdan atışlar yapıyor, Türk askerleri de zehirli gaz bulutları, kurşun yağmuruyla saldırıyor, bu arada Kürtlerin "Hewar" çığlığı dünyanın dört bir yanında duyuluyordu.

Paris’ta yayımlanan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun genel yayın yönetmeni Stephanie Charbonnier, Kürt çığlığına cevap veren dünyalılardan biriydi. Charbonnier, 22 Ekim 2014 tarihinde yayımlanan yazısında, boğaz kesen İslami sloganlı teröre karşı direnen Kürtlerle bütünleşiyor ve şöyle diyordu:

‘Ben Kürt değilim, Kürtçe tek kelime bilmiyorum, bir Kürt yazarının ismini bile söyleyemem. (…) Ama bugün Kürdüm, Kürtçe düşünüyorum, Kürtçe konuşuyorum, Kürtçe şarkı söylüyorum. Kürtçe ağlıyorum. Suriye’deki Kürtler sadece Kürtler için değil, bütün insanlık için karanlık güçlere karşı savaşıyorlar. Hayatlarını, ailelerini, ülkelerini koruyorlar. Sadece ‘fanatik İslam’a karşı değil, barbar çeteciliğe kaşı da hepimizi savunuyorlar.(…)"

İslami terör, aradan iki ay geçmeden, Peygamber Muhammed’in karikatürünü yayımladığı gerekçesiyle, Charlie Hebdo merkezini basıp aralarında Charbonnier’in de bulunduğu 12 yazar ve karikatüristini katlediyordu.

Oysa gerekçe, Faşistlerin kendileri gibi olmayanları ortadan kaldırmada kullandıkları yalanlar bütünüydü. Muhammede ait resimler ilk defa yayımlanmıyordu. İran’da çok önce Muhammed’in resimleri yayımlanmıştı. İstanbul Topkapı kütüphanesinde de suretleri vardı.

Buna rağmen intikam sevinci yaygındı. Kanlı sevinç, bazı Türk gazetelerinin manşetlerine de sıçramış, iktidar yandaşı tırtıl kalemlere dolanmış, katiller iktidarın bakışı doğrultusunda  bir tür protestocu gibi gösterilmişti.

Ama katliamın en anlamlı şenliği ise geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır’da düzenlendi. İslami teröre sempatinin yoğun yaşandığı İstanbul ve benzeri şehirler dururken, kutlama şenliği için Kürdistan’ın kalbi Diyarbakır’ın seçilmesi boşuna rastlantı değildi.

Anlamlı bir seçimdi bu. Çünkü Kürdistan bütün parçaları, İslami terörün hedefiydi. Kürtler, insan kesen, Allahuekber naralarıyla kadınlara tecavüz edip, talanla göremediklerini Moğol barbarlığını aratan bir hınçla yakıp yıkan vahşete karşı can siperane dirençleriyle, bölgede insanlığı temsil eden başlıca güçtü. Bu algının dağılması, Kürtler arasında vahşetin destekçilerinin de buluynması için katliam şenliği Diyarbakır’a taşındı. Bu İslamcı rejimin seçimiydi. Organizatörlüğü de rejim muhafızları Hizbullahçılara havale edilmişti. 

İslami terörün alevlendiği diyarlarda, ortalığa salınan kalpazanlar, hırsızlar, katiller, soyguncu ve tecavüzcüler, dinin dibacesi, özü, felsefesinden sadır sloganlar kullanılıyordu, cahil kitlelerin cezbi için…

Hizbullah benzeri Allah’ın partisi, çetelerin değişmez adıydı. Cümleler cennet, cami, namaz, sevap kelimeleriyle süsleniyordu. Bu deyimler, Hizbullah’ın ağzında da pelesenk ve görünüşte Diyarbakır’da, düzenleyiciliğinin AKP ile ilgisi, ilintisi yoktu. Çevre il ile ilçelerden insanların taşınmasında, devletin kendisi olan AKP’nin yüzü görünmüyor, varlığı hissedilmiyordu. "Hüda Par" kılıfı geçirilmiş Hizbullah, "Peygamber Sevdalıları" adıyla kalabalık taşıyıcı ve organizatör olarak meydandaydı. Onlar, yoksulların kandırılıp meydan figüranı olarak kullanıldığı bu oyun, amacına ulaştı mı bilemiyorum, Diyarbakır İstasyon Meydanını dolduran kalabalıkların tepesinde, Kürtlere hakaret olarak "Kürdistan’da Hizbullahım’, ‘Lanet olsun biz Charlieyiz diyenlere" pankartları dolaştırıldı. Orada yüceltilen Hizbullah, dün Türk yeraltı devletinin Kürtlerden derleyip, Kürt sivil katliamda kullandığı kiralık katil taburlarıydı. "Kürtlerle Süreç" denilen bir ortanda, bu katilleri yüceltiliyor, Rojava Kürtlerinin özgürlük çığlığına kulak veren Charlie’yi lanetliyordu.  

Kendini sürecin yürütüsü sanan Başbakan Ahmet Davutoğlu da ertesi gün Diyarbakır’da sahnede, parendalar atıp amuda kalkmaya teşebbüs eden acemi palyaço komikliğiyle kalıyordu.

Davutoğlu, Kürtlerden sempati göreceği sandığı aklıyla Kürtçe bir kaç kelime haykırıyor, sonra İslami teröre yardım ve yataklık ettikleri dünyanın gözünde dilinde olduğu halde, Kobanê Kürtlerinin yanına sıçrıyor, "Kobanê’ye selam olsun" diyordu. Oysa taklacılığı boşunaydı. O Kürtçü taklacılıkla kimi kandırıyordu ki…

Kürtlere ilişkin gerçek niyetin sahibi olan efendisinin Kobanê direnişçilerine ilişkin teröristler tükrüğü hala ıslaktı. Kobanê düşüyor sevinci de dala asılı duruyordu.

Yazarın diğer yazıları