Katledilmişler burada, ya katiller nerede?

Her şey, dünyanın gözü önündeydi. Türk devleti, Suriye’yi harabeye çeviren İslamcı Faşist çetelerle işbirliğini gören, Kuzey Kürdistan yerinden kopup sınıra akmış, Kobanê’yi gören tümseklerde toplanıp seyre durmuştu.

Karşıda savaş vardı. Savaş alanı, sınırın hemen ötesinde, tüfek menzili yakınlıkta, her şey gözler önündeydi.

Sınır dediğimiz de, ağaçsız, çıplak dümdüzlüğü yarıp geçen tren raylarıydı. Rayların berisi TC, öte yaka Suriye…

Kadını, erkeği, ihtiyarı ve genciyle İslami Faşizmin saldırısına uğramış akrabalarına bir yardımları dokunur umuduyla, uzaklardan akıp gelmiş Kürtler çöl sıcağında açlık, sussuzluk demeden, tümseklere yığılmış, kimi çömelik, kimi ayakta, saldırı altında hali hal olmayan saldırı Kobanê’yi seyrediyor, Kürt televizyon kanalları da, kuşatmayı naklen yayımlıyorlardı:

Faşist çete, şehri fırdolayı sarmış, yardım yollarını kesmişti. Sınırın bu tarafını da Türk ordusu tutmuş, tanklar tepelere yerleşmişti.

Oysa, tutabiliyorsanız tutun, yüreği yanık insanları. Çünkü gözleri önünde, yardıma koşmuş evlatları, kardeşleri, hısım akrabaları vuruluyor, “hewar" avazı olan son feryatlarını duyanlar çömeldikleri yerde, tek yapabilecekleri şeyi yapıp “pepuk kuşu" gibi öne geriye, bir sağa, bir sola sallanarak dizlerini dövüyor, “fermanê berxê min, disa fermana me Kurdane mirxasê min" diye ağıt söylüyor, ağlıyor, öfkesi taşıp kendini zapt edemeyenler demir yoluna atılıyorlardı.

Tren hattına yaklaşanlar top atışları, tüfek taraması ve zehirli gaz bombalarıyla geri püskürtülüyor, ama öfkeli ve kinli hareketlilik kırılamıyor, sonra ikinci dalga yenileniyordu.

Türk devleti, düşmanlarıyla katılık ve birikteydi. İşbirliği gizli değil, gözler önünde.

Tren geçiyordu, düzlüğün ortasında. Dönemeçte duruyor, yanaşan kamyonlara IŞİD (DAİŞ) kamuflajlı katil adayları doluşuyor, silah aktarılıyordu.

Oysa Kürtler, oy dilenme, askerlik ve vergi angaryası yurttaştı. Hatta, Potamyalı Recep’in oy isteme zamanı, “sevgili kardeş"ti. Ama şimdi oy zamanı değildi. Onlar için, ölüm zamanıydı. Sahtekar, celladın çırağı, silah ve personel tedarikçisiydi.  

Sınırın bu tarafından, tren raylarına katillere takviye yapılıyordu. Manzarayı televizyonlar, naklen yayımlıyorlardı. Utanmazlığın evrensel tarihi tarafından not edildiği üzere, arabalarla gelen DAİŞ kılıklı katil adayları, hırsız, tecavüzcü ve soyguncular, Türk askerlerine sarılarak vedalaşıyor, sonra sınırı aşıp çatışmaya koşuyor, Recep, Kilis’teki IŞİD ailelerine gidip “Kobanê düştü düşüyor" müjdesi veriyordu.

Kürtlerin silahsız, saldırısız, insani isyanı bundan sonradır. 6 Ekim 2014 günü, Bingöl, Erzurum, Siirt gibi bazı Kürt şehirlerinde, insanlar sokağa çıkıp katiller ve arkasındaki gücü kınamaya başladılar. Ama asıl hareket ertesi gün başladı. Yalnız Kürdistan sokaklarında değil, nerede Kürt varsa orada, insanlığı arayan haykırışlar yükselmeye başladı.

Fakat, Kürtlerin ayağa kalkması, Türk Faşizmi için aranan fırsattı. Polis, sivil milis güçleriyle takviyeli olarak her yerde saldırıdaydı. 1990’ların telle Kürt boğan, sokakta satırla doğrayan katilleri, HüDA-PAR adıyla yeniden polisin yedek gücüydü. AKP’nin Osmanlı Ocakları, MHP’liler, Büyük Birlik Partisinin Nizamün Alem Ocakları en belirgini ama, Maraş katliamcıları, Sivas’ta insanı diri diri yakanlar, Kürdistan’da sivil katledip kulaklarını kesen, hırsızlık, soygun yapanların sülalesi olan tekmil Türk ırkçıları hücumdaydı.

Bunlar polisle yan yana silah kullandılar. Diyarbakır’da, Siirt’te, Antep’te katliam yaptılar. İHD’nin raporuna göre, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında Batıdaki Kürt yerleşim alanlarını, ev ve iş yerlerini yağmaladılar, hırsızlık, soygun yaptılar. 53 tane Kürt katledildi. Sonra kaçı öldü bilinmez 682 kişi yaralandı. Tamamı mağdurlardan olmak üzere 323 tutuklandı. Katillerden hiç birinin kılına dokunulmadığı gibi soruşturma da doğru dürüst açılmadı.

Potamyalı Recep, Haziran seçimlerinde fazla oy alınca sokağa çıktılar ve 53 Kürdü öldürdüler diyordu. Yalan, seçimler ertesi yıl yapıldı. Ayrıca Kürt Kürdü vurmadı. Bu da yalandı. Erdoğan’ın üç yıldır ağzına doladığı Yasin Börü yukarıdan, göstericilerin üstüne ağırlık atarken dengesini kaybedip düşmüştü.

Eğer katil de Kürt ise Bekir Bozdağ, Mehmet Şimşek, Mehdi Eker, Mehmet Metiner ne kadar Kürt ise devletin milis gücü HüDA-PAR da o kadar Kürttü. Kurşun atanlar polis ve sivil giyimli milislerdi, çünkü.

Bırakın yalanı, katledilenler belli de, katiller nerede? Katiller Kürt olsaydı, şimdiye kadar sıram sıram dizilmez miydi, bu fişli, herkesin kayıtlı, kuyutlu olduğu Faşizmde!..

Neden katillerden bir tane yok ortada? Bırak yalanı, iftirayı, gerçeğe bak! Soyguncular, hırsızlar, ev, iş yeri talancıları, yangıncılar nerede, çete değil de devletsen eğer?..

Yazarın diğer yazıları