Katliamcının gerisinde ‘MİT yeniği’ mi var?

Yeni Zelanda’da gerçekleşen katliam, görünüşe bakılırsa, Erdoğan için “ikinci” bir “Allah’ın lütfuna” benzemeye başladı.

Başta Yeni Zelanda yargı organları olmak üzere, herkes vahşetin görüntülerini yaymak isteyen katliamcının propaganda amacını boşa çıkarmak için, dünyanın dört bir yanında bu vahşet görüntülerini “yasaklama” çabalarına karşılık, Türk devlet başkanı bunları, yaptığı “yerel seçim mitinglerinde” dev ekranlarda gösterdi ve bilmem kaç “Havuz TV’si” de bunları küçücük çocukların TV başında olduğu saatlerde utanmadan yayınladı.

Oysa bu devlet iki Türk askerinin DAİŞ tarafından canlı canlı yakılması görüntülerini yasaklamıştı. İslamcı katliamı gizliyor, Hıristiyancı katliamı pazarlıyor.

Konuyu burada bir an için durduralım.

Bir soru soralım.

Kime?

Elbette Türk devletine…

Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nasıl bir kuruluştur?

Bizzat Erdoğan’ın kendisi “bu kuruluş, her şeye kadir bir kuruluştur” diyecektir. Gerçekten de öyledir. Teşkilat-ı Mahsusa’nın taa Hindistanlarda Birinci Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü “İslami Cihad” faaliyeti Türkler için “heyecan verici” bir menkıbedir. Ama fos çıkmıştır.

Sonra devran değişti. Türkler’in “büyük göçü” başladı. Milyonlarca “Müslüman Türk” dünyanın dört bir yanına yayıldı. İşte Türk olmayan Müslümanlar arasında yeterli “gizlenme ve faaliyet yürütme” imkanı bulamayan Türk istihbaratçılarına böylece gün doğdu.

Bugün Alman istihbaratı, Almanya’daki camilerin MİT için birer yuvalanma mekanı olduğunu artık resmi açıklamalarında dile getiriyor. Hakan Fidan’ın işbaşına gelmesiyle birlikte MİT asıl faaliyet alanını ülke dışına çevirdi. Türklerin ve Türkmenlerin yaşadığı hemen hemen her yerde MİT örgütlüdür.

Bu uzun hikayedir. Türk devletinin “AB’ye girebilmek için Ortadoğu’da güç merkezi olma” şeklinde formüle edilen bölgesel emperyalist amaçlarıyla MİT’in dünyanın her yerinde faaliyete geçmesi arasındaki bağ kolayca anlaşılacaktır.

Avrupa’nın göbeğinde, Paris’te üç Kürt kadın devrimciye yapılan suikastten, şu sıralar Ukrayna’dan bilmem hangi ülkeye kadar “FETO” yaftalamasıyla Cemaat mensuplarının kaçırılmasına kadar yapılan bütün “operasyonlar” Müslüman Türk azınlığının bağrında örgütlenme imkanı sayesinde gerçekleşmiştir.

Yani Türk devleti şu aralar MİT’le ne kadar övünse yeridir. Bu MİT, Türk bürokrasisinde ve özellikle TSK’da NATO yanlısı tüm unsurları 15 Temmuz darbe provokasyonuyla temizlerken, bütün devletlere “biz sizin aklınızın ucundan bile geçiremeyeceğiniz her türlü operasyonu yapma imkanına sahibiz” mesajını vermiştir. Hem de çok kolay yaparlar. Hakan Fidan’ın “Suriye’den üç-dört füze attırır, ardından Suriye’ye gireriz” sözünü hatırlayalım. Yani kendi ülkesini bombalayacak. Aynı MİT’in Kaşıkçı’yı Türkiye’ye çekip, Suudi konsolosluğuna yönlendirdiğini ve cinayetten on beş dakika önce A. Selvi’nin yazdığından öğrendiğimize göre cinayetten haberdar olduğunu, cinayeti önlemediğini de hatırlayalım. Selanik’te “kendi atasının evini” bombaladığını da…

Bunları hatırlayınca, hemen Yeni Zelandalı caninin, tam da 15 Temmuz darbe provokasyonu günlerinde Türkiye’de bulunduğunu da hatırlayalım. MİT bu adamın gelecek için yaptığı planları tam bu esnada öğrenmiş olamaz mı?

Öğrenmiştir. Erdoğan’ın düşündüğü gibi MİT “her şeye kadirdir.”

Öğrenince ne yapar? Adamın yanına “sızar”. Adamın katliam projeleri hakkında bilgi edinir. Edinmiş midir? “Koskoca MİT”tir. Edinmiştir. Sonra ne yapar? “DAİŞ düşmanı laik bir Türk vatanseveri kılığında” adama yanaşır. Adamın yarı şizofren kişiliğini keşfeder. Ve bir daha peşini bırakmaz. “Potansiyel alet” olarak onu “mimler”… Sonra mutlaka kullanır.

Derin devletin istihbarat örgütü böyle çalışır. Tarih şahittir.

Gestapo uyuşturucu bağımlısı ve yarı kaçık Van der Lübbe adlı Hollandalı komünisti mimlemiş, onun etrafını “Nazi düşmanı demokrat maskeli ajanlarla” sarmış, sonra dönüp kendi Meclisi’ni bu zavallıya yaktırmıştır. Bu yangın Hitler için “Allah’ın lütfu” olmuştur.

MİT CIA’yle vaktiyle, Polonya’daki karşı devrimi gerçekleştirmek için Polonyalı Papa’ya suikast projesini, Mehmet Ali Ağca’nın tutuklandığında “Papayı öldüreceğim” demesi temelinde yapmıştır. Ağca hapisten kaçırılmış ve adım adım Papa’ya suikast için yönlendirilmiştir. Suikast teşebbüsü sosyalizmin çöküşünün başlangıcı olmuştur. Polonya kopmuş, sistem çökmüştür.

Şimdi Erdoğan, Yeni Zelanda katliamını, bir gün içinde mitinglerin baş konusu yapıyorsa, insanın aklına bu katliamın da Erdoğan için “Allah’ın lütfu” olduğu ihtimali gelmez mi?

Hıristiyan “istihbarat” kendi Papasını bir “milliyetçi Müslüman”a vurdurtuyorsa, Müslüman “istihbarat” kendi Camisinde neden bir “milliyetçi Hıristiyan’a” katliam yaptırmasın?

Yeni Zelanda canisiyle Türkiye’de “kimler” ve “hangi kılık altında” görüştü? Bu sorunun cevabı ortaya çıktığı gün tüm dünya MİT’e şapka çıkaracaktır.

Ortaya çıkar mı? Zor. Kaşıkçı cinayetindeki “Türk işbirlikçi ile meş’um Türk ‘nişanlı’ kadın” ne oldu? Buhar oldu.

Yazarın diğer yazıları