Kayıkçı dövüşünde kayık batıyor Kuto Kılıçdaroğlu’nu kurtarıyor

Cemaat “terör” örgütü müdür?  Elbette değil. Cemaat, Bediüzzaman’ı “Kürtlükten” çıkaran, “Türkleştiren” “milliyetçi-İslamcı” bir Nur tarikatıdır. Aynı zamanda İran’da Humeyni “devriminin” hemen ardından, 12 Eylülcüler ve ABD tarafından İran’ın “radikal İslam devrimi ihracına” karşı bir önlem olarak devletin içindeki “Ergenekonculara” eklemlenmiş, böylece “Türk-İslam Sentezi” denilen çorbanın bir bileşeni olmuştu.

Bunlar böyle. Ama dediğim gibi bu Cemaat bir “terör” örgütü değil.

Faaaakaaaat…

Türk İçişleri Bakanı’nın bu Cemaat’le olan yakın ilişkisi insanı, “acaba bu Gülen Cemaati gerçekten bir terör örgütü mü” kuşkusuna düşürüyor. Ağar’ın yetiştirmesi olan Soylu bulunduğu eski partisinden “Cemaat üyesi” olduğu için ihraç edilmiş, hemen ardından da, Cemaatçi olarak AKP’ye katılmıştı.

Ve şimdi bu eski “cemaatçiye” Cemaat üyelerini, sempatizanlarını ya da Asya Bank’ın önünden geçmiş olan herkesi tutuklatıyorlar.

Soylu, vaktiyle Ağarcı, Susurlukçu unsurları ordudan tasfiye eden TSK komutanlarından da muhtemelen Susurlukçular adına intikam alıyor.

Ve işin önemli yanı şu ki, eski Cemaatçi Soylu, Cemaat’in tezgahladığı KCK siyasi soykırımının en şedit, en terörist uygulayıcısı.

 İşte bu Soylu CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na “sen bittin” diyerek mafya raconu kesmişti. Soylu’yu onun bunun üstüne saldırtan Erdoğan da geçen gün şöyle dedi:

“Avuç dolusu sahte evraklar sallamakla sen Erdoğan ve ailesine leke süremezsin. Gün yaklaşıyor. Yargıda hesabını vereceksin. Bundan sonra atacağı iftiraların boynuna nasıl dolanacağını görecek.”

Bu Kılıçdaroğlu-Erdoğan kapışmasının iki yönü var:

Birinci yön, ikinci yön gündeme gelene kadar etkili bir “kayıkçı dövüşü” olarak işlev görecek.

Kayıkçı dövüşü, gerçek dövüşçülerin siyaset alanına çıkmasını önleyen, önleyemese de geciktiren bir yöntem. Dövüşçü adayları bu kavgada “seyirci” konumunda. Bir o vuruyor, muhalifler alkışlıyor, bir öteki patlatıyor iktidardakiler yerlerinden zıplıyor.

Bu “kayıkçı dövüşü” daha ne kadar sürecek?

Yanıt açık, artık dövüşçü adaylarının ortaya çıkışını engelleyemediği ana kadar sürecek. Gerçek dövüşçülerin ortaya çıkacağı görüldüğü anda, Erdoğan kayıktan karaya çıkacak ve Soylu’ya kayığı batırmasını emredecek.

İşte faşizmin kurumsallaşma, yerleşme ve son aşamasına tırmanma sürecinin iki yönü bu.

Ama siz yine de iki yön deyip geçmeyin. Bu iki yön CHP muhalefetinin içine düştüğü açmazı da açıklıyor.

CHP, mevcut rejimin faşist bir rejim olduğunu biliyor. Bunu resmen kendisi ilan etti. Tehlikeyi de biliyor. İkinci yönün her an gündeme gelebileceğini, işlerin Kılıçdaroğlu’nun tutuklanmasından CHP’nin kapatılmasına kadar varabileceğini de biliyor.

Kendi kitlesini radikal bir şekilde muhalefete çektiği takdirde, Erdoğan’ın “kayıkçı dövüşüne” kayığı batırarak son vereceğini kesinlikle bildiği için CHP kendi kitlesini “yatıştırıyor”, harekete geçirmiyor. Faşizm şartlarında “kayıkçı dövüşünü” uzatmayı örgütsel çıkar olarak görüyor.

Bir başka ifadeyle CHP faşizme karşı mücadelede güçsüzlüğün, yeteneksizliğin, örgütsüzlüğün ve cesaretsizliğin getirdiği bir çaresizlik yaşıyor. Öyle olduğu için de “faşizmle itiş kakış içinde birlikte yaşama” yolundan sendeleyerek, zaman zaman koşarak, bazen korkarak, bazen korkutmaya çalışarak yürümek zorunda kalıyor.

O halde bu “kayıkçı dövüşüne” bakarak hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun rakibini nakavt edeceğini sanmasın.

Ama aynı zamanda bu kayıkta yalnız Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin yer almadığını kimse unutmasın. Erdoğan ve Soylu’nun Kılıçdaroğlu’na yönelttiği tehditlerin aynı zamanda milyonlarca laik ve yurtsever CHP tabanına da yönelttiğini bilerek, bu tehditlere karşı mücadele de bizim işimiz.

Kuto dedi ki, “ikinci yön gündeme geldiğinde Recep kayığı batırdığında dinime imanıma ben tek başıma bu yüzme bilmeyen Kılıçdaroğlu’nu sudan çıkaracağıma inaniyem.”

Düşündüm ki, gerçek muhalefeti, yüzmeyi Dicle-Fırat sularında öğrenenler yapacak…

Yazarın diğer yazıları