Kayyum örgütü olarak AKP

Cihan DENİZ

“Tecrit”in sadece İmralı’ya özgü, sadece PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik bir uygulama olarak değil ama tüm Türkiye sathında yayılmış bir iktidar tekniği olarak değerlendirilmesi gerektiğini daha önce defalarca vurgulamıştık. Bundan dolayı da “tecrit” karşıtı mücadelenin sadece Abdullah Öcalan’ın şahsının maruz kaldığı adaletsizliği emsalsiz haksızlıklara son vermenin ötesinde bizzat Türkiye’nin demokrasi ve barışı önündeki engellerin parçalanması açısından ne kadar önemli olduğunu da yine daha önce belirtmiştik.

Aynı değerlendirmeyi kayyum için de yapabiliriz. Kayyumu sadece AKP’nin rüyasında bile göremeyeceği Kürt şehirlerini yönetmek için başvurduğu bir yöntem olarak görmek resmin bütününü ıskalamak olur. “Kayyum” da, tıpkı “tecrit” gibi sadece DBP’nin elindeki belediyelerle sınırlı bir uygulama olarak görülemez. Kayyum tüm Türkiye geneline yayılmış bir iktidar mantığıdır. Kayyum anlayışı, eski Beyaz Türk faşizmindeki bürokratik askeri vesayetçi anlayışının Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk faşizminin ittifakı altında aldığı şekildir. Diğer bir ifade ile kayyum uygulaması, Türk siyasi yaşamındaki en belirgin özellik olan tepeden inmeci dayatmacılığın günümüz siyasetinin ve ittifak ilişkilerinin ihtiyaçları bağlamında güncellenmiş halidir.

Kayyum, Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde iktidar ilişkilerinin dışında bırakılan devletin esas sahiplerinin sahneye tekrar çıkmasından başka bir şey değildir. Kayyum süreci, Ergenekon ve Balyoz davalarının düşürülmesiyle, bu süreçte iktidarın dışında bırakılan unsurların tekrar iktidar ilişkilerinde belirleyici olmasıyla başlamıştır. Bir sonraki adımda, eski ittifak yaptığı Cemaat ile girdiği iktidar savaşı sonunda AKP’nin ülkeyi tek başına yönetemez hale geldiği anda bu unsurlar ilk kayyumu AKP’ye atamıştır. Dolayısıyla kayyum Kürt Belediyeleri’ne yönelik yapılan bir uygulamadan çok önce Türkiye siyasetine verilen bir balans ayarıdır. AKP bu balans yarını kabul etmiş ve tüm siyasetini, işleyişini ve söylemini bu balans ayarına göre yeniden şekillendirmiştir.

Bugün AKP halkın oyu ile iktidara gelen, halka hesap veren bir siyasi parti olarak değil ama devletin siyasete atadığı kayyum örgütü olarak görmek gerekir. AKP, zahiri iktidarını sürdürmek için ülkenin tüm iplerini Beyaz Türk faşizminin eline verdiği gün bir siyasi parti olma özelliğini tamamen kaybetmiştir. Bu andan itibaren AKP bir siyasi parti olmaktan çıkmış, tam da Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ndeki kayyum tanımına uygun bir şekilde “başkasına ait bir işi görmek veya bir malı idare etmek için tayin edilen kimse” haline gelmiştir.

İsminde Kürdistan geçtiği için 4 parti hakkında kapatma davası açılması, “Kürdistan” dediği için HDP Eşbaşkanı’nın hedef ahaline getirilmesi; geçmişte ne derse desin, AKP bugün Türkiye siyasetine atanmış kayyumdur gerçeği düşünüldüğünde, tesadüf değil tam da bu gerçeğin bir zorunlu sonucu olarak görülecektir.

Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde, kayyumlara karşı mücadele ile tecride karşı verilen mücadelenin ne kadar iç içe olduğu ve bu ikisi için verilen mücadelenin de Türkiye demokrasisi için ne kadar hayati olduğu görülmektedir. Tecride karşı mücadele kayyuma karşı mücadeledir. Kayyuma karşı mücadele tecride karşı mücadeledir. Ve bu ikisi için verilen mücadele aslında tüm Türkiye’ye giydirilmiş kayyum ve tecrit deli gömleğinin parçalanması mücadelesidir.

31 Mart seçimlerine işte tam da böylesi hayati bir kesişme noktasında gidiyoruz. Bu seçimde siyaset proje değil ama sadece Kürt değil tüm Türkiye halklarına dayatılan tecrit ve kayyum siyaseti sürecek mi sürmeyecek mi bu oylanacaktır.

Bölgede kayyumun artık dikiş tutturamadığı, tüm dikişlerin patlamaya başladığı çok net gözükmektedir. Devlet adına konuşan AKP sözcülerinin söylemlerindeki umutsuzluk ve çaresizlik de bunu yansıtmaktadır.

Ama önemli olan, bu demokratik tepkiye paralel bir sonucun Batı’da alınmasıdır. Bu alındığı an da sadece bölgedeki değil ama tüm Türkiye’de kayyum anlayışı için çanlar çalmaya başlıyor demektir. Bu konuda da en büyük sorumluk başta HDP, HDK olmak üzere tüm demokratik siyasetedir.

Yazarın diğer yazıları