Kayyum ve güvenli bölge

Doksanlı yıllarda yükselen demokrasi mücadelesi 12 Eylül rejiminin devamı olan yapıları çok zorlamaya başlamıştı; Türkiye’de o yıllarda bir paradigma değişimi yaşanıyordu. Bir yandan toplumsal mücadelelerin güdülediği; sendikal ve öğrenci hareketleri, diğer taraftandan da Kürt Özgürlük hareketinin siyasal talepleri daha görülür hale gelmişti…

Devlet bir anda dümen kırarak süreci provoke etme yoluna gitti. Sanki birileri düğmeye basmışçasına muazzam bir şiddet dalgası başladı. 0155 gibi ihbar hatları yaygınlaştırılıp toplum ihbarcılığa özendirildi. Sonrasında ise işler Sivas’da onlarca insanın diri diri yakılmasına kadar varan bir barbarlığa kadar devam etti…

Sivas en azından bir süre için herşeyin kontrolden çıktığı bir sürecin başlangıcı olmuştu. Binlerce faili belli cinayetler Sivas sonrasında hız kazandı; güpe gündüz sokak ortasında muhalif insanlar öldürülüyordu.

İşler öyle bir hale gelmişti ki; bizim de öğrenci olduğumuz doksanlı yıllarda polis kapıdan girerken solcu öğrencileri yoldan çeviriyor “bırakın lan bu demokrat olma numaralarını, erkekseniz silahınızı belinize takın adam gibi hesaplaşalım!” diyordu…

Amaç belliydi; demokrasi mücadelesini terörize etmek istiyorlardı; ki nitekim o yıllarda belirli ölçülerde de başarılı oldular. Daha sonra Ayhan Çarkın gibi o dönem infazlarda yer almış kimi polisler bizzat devlet güçleri tarafından işlenen cinayetleri itiraf ettiler.

Bu çok klasik bilindik neredeyse bütün faşizmler tarafından uygulanan ama maalesef kimi zaman da bu kadar tecrübeye rağmen başarılı olan bir taktiktir. “Süreci terörize ederek; insanların en meşru, en haklı taleplerini görünmez, duyulmaz hale getir!” Devletin taktiği budur…

Devlet yine aynı şeyi yapmak istiyor; insanların demokrasi mücadelesine olan inancını Kayyum benzeri metodlarla yok etmek istiyor; bu en tehlikeli olan şeydir. Legal mücadeleden tamamen çekilmek sadece demokrasi düşmanı güçlere kazandırır…

Asla meşru mücadele alanları terk edilmemelidir, bu çok kolay bir şey değil; çok sabır ve emek istiyor, ama başka çaresi de yok. Ya bu sabrı ve emeği vereceğiz; ya da bunca yıldır sabırla emekle inşaa ettiğimiz bir çok kurumumuz faşizm tarafından yok edilecek. Böyle bir gelişmeye asla müsaade etmemeliyiz…

Türk devleti gerçekten de tarihinin en önemli kimlik bunalımını yaşıyor; Mevcut iktidarın kontrolündeki devlet günümüz dünya sisteminde hiç bir yere ait olmayan bir görüntü veriyor; bir bakıyorsunuz ABD’ye karşı Rusya’ya dayanmaya çalışıyor; başka bir gün tam tersini yapıyor…

Fakat bu siyaset Türkiye’yi sonuç almaya götürmez; sadece kimi zaman günlük taktik kazanımlar olabilir ama bu yaklaşım eninde sonunda baltayı taşa vurmaya mahkumdur. Çünkü Türkiye gibi ekonomik ve siyasal kapasitesi sınırlı bir ülke Rusya ve ABD gibi küresel rekabetin iki ucundaki bu iki önemli ülkeyi aynı anda idare edemez.

Nitekim bir bakıyorsunuz bir gün Rusya, başka bir gün ABD Türkiye’ye ayar veriyor. Daha bir kaç gün önce bir Türk askeri konvoyuna Rusya’nın onayı ile Rejim güçlerince İdlib’de saldırı oldu ve sonrasında Rusya tarafından yapılan açıklamalar Türkiye’yi sadece suçlar değil aynı zamanda tehdit eder boyuttaydı.

Benzer bir gerilimi Türkiye ABD ile güvenli bölge tartışmalarında da yaşadı; “Ordumuz Suriye’ye” diye Havuz medyası ve hükümet tarafından iç kamuoyuna gaz verilirken ABD Savunma bakanının yaptığı “Kimse Fırat’ın doğusuna tek taraflı askeri hareket düzenleyemez!” çıkışı sonrası Havuz medyası bir anda sus pus oldu…

İşte bu kayyum meselesi dışarıda Kürt sorununda inisiyatifi tamamen kaybeden Türk Devletinin içerde Kürtleri ve demokrasi güçlerini provoke etme çabasının dışa vurumudur. İstiyorlar ki Türkiye’de Kürtler ve muhalifler demokratik mücadele alanını tamamen terk etsinler; onlar da bunun üzerinden ürettikleri bahanelerle hem içerde hem de dışarıda özgürlük mücadelesini boğmaya çalışsınlar…

Ama bu artık böyle olmaz; karşılarında onlarca yılın mücadele deneyimi ile hareket eden, bunca tecrübeden sonra güçlü bir muhalefet aklı ortaya çıkarmış bir toplumsal hareket var Kimse artık ucuz provokasyonlara prim vermez. Tabi ki mücadeleye devam; ama onların istediği ve bize dayattığı metodlarla değil, bizim belirlediğimiz sonuç alıcı yol ve yöntemlerle. Bu halkın özgürlük iradesi ve azmi kayyumları ve AKP/MHP faşizmini yenecek; bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır…

Yazarın diğer yazıları