Kayyumlar ve irade gaspı     –     Hafız Ahmet  TURHALLI

Yüzbinlece insanın iradesini gasp edenlerin, İslam’a mensup olduklarını söylemeleri ve bunları destekleyenlerinde kendilerini Müslüman görmeleri, İslam ölçülerine göre ciddi bir sorun olmakla birlikte, toplumda ciddi sonuçlara da yol açacaktır. Bu durum insanları İslam inancından uzaklaştıracaktır. Kemalist devletin bütün stratejisi, kuruluşundan beri doğru İslami çizgiyi bertaraf ederek, içi boşaltılmış, Türk İslam sentezcilerden oluşturulmuş kitleler oluşturmaktır. Bu büyük zulmün Müslüman topluluklar ve bireyler tarafından görülmemesi, Kur’anî bakışa göre, ciddi bir sapma Kur’an ve İslam karşıtlığıdır.

Kur’an’a ve Peygamber sav göre, kişinin kendi iradesi dokunulmaz, diğerlerin iradesi ise değersiz görülemez. Aksi tutum İslam öğretisinde Münafıklık olarak adlandırılmıştır. Münafıklık ise; Kur’an’a göre insanın düşebileceği en aşağılık durumdur. Kendi iradesini dokunulmaz görenler, başkalarının iradesini gasp ediyorlarsa, bu durumu İslam ve din adına izah edemezler. İslam bu durumda sadece kötü emellere alet edilmek için kullanılmaktadır. Kayyum darbesi ispatladı ki, sorun Kürt milleti ve onun hakları olunca, hiç bir ölçü kalmamakta ve hiç bir dinin kuralları akla bile gelmemektedir. Vicdanlar taşlaşır, dindarlar dinsizleşir, demokratlar diktatörleşir, hukukçular cellatlaşır. Bu durumdan dolayı, Kürt ve Kürdistan sorunun çözümü, ortadoğuda ve İslam aleminde, birçok ahlaki, vicdani, dini ve insani sorunların çözümünüde beraberinde getirecektir. Bu bir iddia değil, günümüz dünyasının realitesi olduğu gibi, insanlıkla buluşmak isteyenlerinde imtihanı durumundadır.

İrade, sözlükte; istek, arzu, dilek, emir, sevk ve güç” gibi manalara gelmektedir. Buna göre irade; bir şeyin yapılmasına da yapılmamasına da muktedir olan hayat sahibinin bu iki şıktan birini kendi isteğiyle seçmesidir.

Felsefe açısından irade; İnsanın, eylemini ve düşüncesini, bilinçli ve amaçlı bir şekilde, belirli hedeflere ulaşma doğrultusunda yönlendirme yeteneğine verilen addır.

Özgür irade veya erkin irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser­ğilediği kararlılık; belli bir durum karşısın­da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksızın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle­me neden olan eylemi başlatabilen yetidir.

Kur’an’da irade;

1. Külli irade (Yaratıcının İradesi)

2. Cüz’i irade (İnsan iradesi)

Yüce Allah Kur’an’da, insanın irade sahibi bir varlık olduğundan söz etmektedir. Söz gelimi, “Ey peygamber! De ki: Rabbinizden hak ve hidayet gelmiştir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen de inkar etsin!” (Kehf suresi, 29.) ayeti bunu açıkça ortaya koymaktadır. O halde hiç kimse, kendisini Cübbelinin, Diyanetin ve Erdoğan’ın kader mahkûmu olarak görmemeli, içinde bulunduğu durumuda Allah’a ve kadere fatura etmemelidir.

Allah adaletiyle mahlûkatı kuşatır. “Yüce Allah kimseye zulmedici değildir. Bilakis kendilerine ve toplumlarına kötülüğü insanlar yaparlar.” (Yunus, 1/44)

 “Bir toplum nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad,/11)

 “Kim kendini geliştirip arındırırsa o kesinlikle ebedi mutluluğa ulaşacaktır; kimde kendisini geliştirmeyip (fıtrat tohumunu) çürütürse, o kesinlikle kaybedecektir.” (Şems/9-10)

Seçmenin olmadığı yerde iradeden, iradenin olmadığı yerde inançtan bahsedilemez.

Allah iradesiz varlıkların davranışlarından hesap sormazken, iradeli varlıkları, davranışlarından dolayı hesaba çekeceğini vahiyleri ve peygamberleri aracılığıyla bildirmiştir.

 Allah insanları farklı surette, renkte, kavimde yarattığı gibi iradelerinin tecellilerini de farklı olmalarını diledi. Bunu yeryüzünün farklı kılınması, her yerinin farklı bitki örtüsü, farklı meyve ve sebzelerin yetişmesi, farklı iklimlerin ve farklı coğrafik özelliklerinin oluşmasında da müşahede etmekteyiz. Bununla insanlar çatışsın diye değil, birbirleri ile tanışsınlar, alışveriş yapsınlar hayatlarını o şekilde ikame etsinler diyedir. Yoksa fikirleri, düşünceleri, dinleri farklıdır diye birbirlerine baskı oluştursunlar, iradelerini yok etsinler birbirlerini katletsinler, sömürsünler, yurtlarından çıkarıp perişan etsinler diye değil.

“Ve sizin için yeryüzüne serpiştirdiği her biri farklı tonlarda rengarenk (güzellikler) kuşkusuz bütün bunlarda da hafızası olup hatırda tutan bir toplum için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.” (Nahl/13)

Herne adına olursa olsun, farklılıkları ortadan kaldırmak, kulli iradeye, yani Yaratıcının iradesine karşı çıkmaktır. Allah’ın iradesine karşı çıkanların vahyi ile bağları yoktur. Bu durum Firavunlaşmanın ötesinde bir durumdur.

Bu münafıklık durumudur ve aşağıların aşağısı bir uygulamadır. Bu sonuçları ortaya çıkaranlar, derin bir Münafıklık durumunu yaşamaktalar.

Münafıkların belirgin özellikleri: Konuşunca yalan söylerler, sözlerine sadık değiller, emanete ihanet ederler.

Bunların siyasetçileri, imamları, asker polisleri, eğitmenleri, medyaları bir bütün toplumu münafıklaştırma operasyonlarını sürdürmektedirler. Hiçbir değer yargısı kalmayanların, birgün insanlık değerlerine ihtiyaçlarının olacağını bilmeleri gerekir. Başkalarının iradesini gasp edenlerin, kendi iradelerini de ortadan kaldırdıklarını hatırlatmak lazım.

Bu zulmü yapanlar, bu zulüme taraf olanlar ve sessiz kalanlar da, Kur’an’a göre mücrimdirler. Bu zulm ve zorbalığı ortadan kaldırmak için mücadele edenler ise, Allah’ın kanunlarını yaşama geçirenlerdir. Belediyeler şahsında, milletin iradesini gasp edenlere karşı hep birlikte mücadele vermeliyiz. İradesizleşmiş kişi ve toplumlar insan olmaktan çıkar, sadece mahluk olurlar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found