Kayyumlardan sonra sıra kimde?

Cihan DENİZ

Harcı Kürt kazanımlarının nerede olursa olsun ve ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılması olan Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk Faşizmi arasındaki ittifak, Türkiye’deki demokrasinin kırıntılarını da hiçe sayarak Kürt halkının büyük bir çoğunlukla seçtiği HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van Belediye Eşbaşkanları yerlerine kayyım atadı. Bununla da yetinmedi çoğunluğa sahip olmadığı belediye meclislerine de el atarak yine HDP’ye ait belediye meclis üyeliklerini gasp etti ve buna devam etmektedir.

Bu talan ve gasplar bazı aklı evvellerin sandığı gibi sırf Kürtlere karşı yapıldığı için anlatılabilir, kabul edilebilir veya meşru görülebilir bir durum değildir. Nitekim Kürt halkı da bu irade gaspını kabul etmemiş ve üzerinden geçen yirmi küsur güne rağmen sokakları terk etmemekte ve kendine ait olanı geri alıncaya kadar direneceğini dosta düşmana ilan etmektedir.

HDP’li belediyelere kayyum atanması sonrasında birçok kesimde sıra kimde sorusu akılları kurcalamaktadır. İnsanlar,  tıpkı Kürdistan’da olduğu gibi, Batı’da da iktidarın sandıkta kaybettiğini kayyumlar yoluyla alacağından endişe duymaktadır. Nitekim iktidar da Batı’daki belediyelere de kayyum atanacağı konusunu sürekli gündemde tutmakta, bu konuyu halkın nezdinde normalleştirmeye çalışmaktadır. Yeri geldiğinde ise aba altından sopa göstermekte, kendilerine yakışan bir düzey ve üslupla tehditler savurmaktadırlar.

Gerçekten de sıra kimde? Korkulduğu gibi kayyumlarda sıra Kürdistan’dan sonra Batı’da yaşayanlara mı geldi?

Bunun aslında çok basit bir yanıt var: “Direnmek ya da direnmemek işte bütün mesele bu!”

Sıranın kimde olacağını faşist bloğa karşı direniş belirleyecektir. Ne şekilde olursa olsun, ister sözle, ister alanlara çıkarak, direniş iktidarın ‘Aşil topuğu’dur; iktidarın yumuşak karnıdır. İktidarın en ufak bir itiraza, en ufak bir karşı sese, en ufak bir yeleme dönük tahammülsüzlüğü tam da bu yüzdendir. Bundan dolayı da, iktidarın kayyumlar ile somutlaşan tekçi ve faşist siyasetine karşı tüm halkların birleşik, örgütlü, güçlü ve sürekli direnişi, tüm bu politikaları yerle bir edecektir. Direniş, halkları “pejmürde” etmek” isteyenler “pejmürde” edecektir.

Çok açıktır ki, Kürt direnişinin tasfiye edilememesinin sadece Kürtler ve Kürt sorunu için değil, tüm Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası açısından çok kritik sonuçları olacaktır. Kararlı ve sürekli bir direniş hattı, Kürt karşıtlığı dışında başka ortak bir paydası olmayan bu ittifakın varlık nedenlerinin tüm taraflar açısından sorgulanmasına yol açacaktır.

Daha önce de bu köşede belirtildiği gibi, mevcut iktidarın dayandığı ittifak aslında tarihsel olarak birbirini tasfiye etmeyi hedefleyen iki farklı renkte Türk faşizmi arasında koşulların dayatması sonucu ortaya çıkan bir yan yana geliştir. Bu ittifak, iki taraf arasında kurulmuş gönüllü değil ama zorunlu bir birlikteliktir. Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmi arasındaki bu ittifak her ittifakta olduğu gibi doğası gereği simbiyotiktir. Her iki taraf da bundan kazanç sağlamaktadır. Diğer taraftan, bu ittifakın asıl belirleyici özelliği asimetrik bir ilişkiye dayanıyor olmasıdır. Yani ittifak iki eşit güç arasında kurulmamıştır; ittifak içinde bir güç dengesinden söz edilemez.

İttifak AKP’de somutlaşan Yeşil Türk Faşizminin, Ergenekon ve ulusalcıların bir kısmında somutlaşan Beyaz Türk Faşizmi’nin Kürt Sorunu karşısındaki inkarcı ve şiddete dayanan siyasetini kabul etmesine dayanmaktadır. Bunun karşılığında Cemaatle bağlarını kopardıktan sonra AKP iktidarını sürdürmeye devam edebilmiştir. Dolayısıyla bu zorunlu birliktelik, ancak Kürt direnişinin bastırılması, Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılması ölçüsünde varlığını sürdürebilir. Tersi bir durumda bu ittifak dağılmaya mahkumdur. Böylesi bir durumda Beyaz Türk Faşizminin Yeşil Türk Faşizmine desteğini devam ettirmesinin bir anlamı kalmayacaktır. Bu desteğinden mahrum kalacak Yeşil Türk Faşizmini, her türlü iç ve dış darbeye karşı savunmasız kalacaktır. Hatta bu darbelerin ilkinin bizzat Beyaz Türk Faşizminden gelmesi hiç de şaşırtıcı olmamalıdır. Zira ittifakın dağılması ile birlikte bu ittifakın iki tarafı arasında nihayete ermemiş tarihsel hesaplaşma kaldığı yerden devam edecek, eski defterler yeniden açılacaktır.

Beyaz Türk Faşizminin Ergenekon Davaları sürecinde sarf edilen “ben bu davaların savcısıyım” sözünü unuttuğunu düşünmek büyük saflık olacaktır. Hatta bir adım ileri giderek, Kürtler için devreye sokulan kayyum siyasetinin AKP’yi tasfiye etmek için kullanılmayacağını kim söyleyebilir? Diğer taraftan güçlü bir toplumsal desteğe sahip olmayan Beyaz Türk Faşizminin de istikrarlı bir sistem kurmasının imkanı yoktur. Onların kaderi de iktidarlarının bin yıl süreceğini hayal eden 28 Şubatçılardan farklı olmayacaktır. Bununla birlikte, daha zayıf da olsa, bir ihtimal olarak Kürt direnişi karşısındaki başarısızlık sonrasında Yeşil Türk Faşizminin bir kez daha geçmiştekine benzer bir şekilde Beyaz Türk Faşizmine karşı bir tasfiye operasyonuna girişmesi mümkündür.

Sonuç olarak, kayyum siyaseti ile somutlaşmış iktidarın tekçi politikalarına karşı direniş, Kürt sorunu konusunda Türkiye siyasetinin demir kanununu geçmişte defalarca olduğu gibi bir kez daha ortaya koyacaktır; Kürt sorununu sadece Kürt direnişini tasfiye etmek olarak algılayanların bizzat kendileri tasfiye olacaktır.

Baştaki sorumuza dönecek olursak, tüm bu karanlık, boğucu atmosfere rağmen aslında sıranın kimde olduğu sorusunun yanıtı çok açık değil mi?

Tersi mi? Yani direnmeme halinde ne mi olacağı? Her alanda bu kadar güçlü bir direniş söz konusu iken bunu düşünmenin bir gereği var mı?

Yazarın diğer yazıları